Uyumun Sosyolojisi

Toplum, ortalama insanı seviyor gibi görünür. Oysa çoğu zaman sevdiği şey insanın kendisi değil, öngörülebilirliğidir.

Ortalama olan, tehdit etmeyen olarak kodlanır. Düzeni sarsmaz, başkalarının kendi yetersizlikleriyle yüzleşmesine neden olmaz, mevcut dengeleri zorlamaz. Bu yüzden toplumun gözünde “iyi” insan, çoğu zaman uyumlu insandır.

Toplumsal kabulün temelinde sevgi değil, konfor vardır. İnsanlar, anlayabildiklerini değil, kontrol edebildiklerini benimsemeye eğilimlidir. Çünkü kontrol belirsizliği azaltır, belirsizlik ise çoğu kişi için rahatsızlık vericidir.

Bu nedenle fazla parlayan, fazla düşünen, fazla sorgulayan, fazla hisseden bireyler çoğu zaman hayranlık kadar huzursuzluk da yaratır. Sıra dışılık yalnızca dikkat çekmez. Aynı zamanda başkalarının bastırdığı potansiyelleri, korkuları ve eksiklikleri görünür kılar. Toplumun asıl tepkisi de çoğu zaman buna yöneliktir.

Bu mekanizma, bireyin yaşamındaki en mahrem alanlarda bile kendini gösterir. Yas bunlardan biridir.

Bir kayıp yaşayan insanın acısı, çoğu zaman kişisel bir deneyim olmaktan çıkarılır ve toplumsal bir göstergeye dönüştürülür. Ne kadar sustuğu, ne kadar ağladığı, ne kadar süre sonra güldüğü, hangi günlerde hayata karıştığı görünmez bir denetime tabi tutulur. Acının derinliğiyle değil, sergilenme biçimiyle ilgilenilir.

Oysa yasın tek bir dili yoktur. Kimi insan sessizleşir, kimi konuşur, kimi üretir, kimi durur, kimi bir köşeye çekilir, kimi kalabalığın içine karışır. Kimisi müzikle, çalışarak, çocuklarıyla ilgilenerek, günlük hayatın ritmine tutunarak ayakta kalır. Bunların hiçbiri kaybın küçüldüğü anlamına gelmez. Acı, dışarıdan ne kadar görünür olduğuyla değil, içeride ne kadar taşındığıyla gerçektir.

Hayata devam etmek de unutmak değildir. İnsanın yeniden gülmesi, dans etmesi, kutlamalara katılması ya da gündelik yaşamın akışına dönmesi, kaybettiklerine sadakatsizlik anlamına gelmez. Tam tersine, çoğu zaman yaşamın kalanına karşı üstlenilmiş bir sorumluluğun ifadesidir.

Çünkü bireyin yükümlülüğü yalnızca kaybettiklerine değil, yaşamaya devam edenlere ve kendi varoluşuna da uzanır. İnsan, geçmişine sadık kalırken bugünü de korumak zorundadır. Yasın hayatın bütün alanlarını yutmasına izin vermemek, duygusal bir eksiklik değil, bilinçli bir varoluş tercihidir.

Toplum ise çoğu zaman acının bile belirli kalıplar içinde yaşanmasını ister. “Bizim uygun gördüğümüz kadar üzül, bizim onayladığımız biçimde toparlan, bizim kabul edeceğimiz zamanda yeniden gül.” Bu beklentinin temelinde empati değil, standartlaştırma arzusu vardır.

Çünkü toplum, bireyin iç hakikatinden çok, onun dışarıdan okunabilir olmasını önemser.

Oysa insanın değeri, ne kadar uyum sağladığında değil, kendi gerçeğini, başkalarının beklentilerine teslim etmeden yaşayabildiğinde ortaya çıkar. Acısını da sevincini de kendi ritmiyle taşıyabilen kişi, toplumsal kalıpların ötesinde bir iç bütünlüğe ulaşır.

Sonuçta toplum çoğu zaman insanı değil, kendi konforunu korur. Ortalama olanı sever görünmesinin nedeni, onun tehdit oluşturmamasıdır. Sıra dışı olanı, farklı yas tutanı, erken güleni ya da sessizce acı taşıyanı yargılamasının nedeni ise kendi sınırlarının zorlanmasıdır.

Oysa gerçek olgunluk, başkalarının hayatını kendi ölçülerimizle değerlendirmekten vazgeçtiğimiz anda başlar. Ve bazı acılar en derin haliyle sessizce taşınır.

Bazı insanlar, içlerinde eksilmeyen bir yoklukla yaşamaya devam eder. Ve bazen hayata karışmak, unutmanın değil, sevginin en dirençli biçimidir…

DAUSEN

DAUSEN

Girne Belediyesi

Girne Belediyesi

Gönyeli Alayköy Belediyesi

Gönyeli Alayköy Belediyesi