İnsanın bilmedikçe hafiflediği, fark ettikçe ağırlaştığı bir dünyada, hakikatten habersizliğin sunduğu o konforlu karanlık… Bazıları düşünmenin yükünü hiç taşımadan yaşar. Ne bir çelişki uykularını böler ne de bir hakikat huzurlarını sarsar. Çünkü insan, görmediği uçurumdan korkmaz. Bir kez gördü mü artık o uçurumu yok sayarak yürüyemez. Farkındalık, insanın gözünü açarken huzurunu elinden alan bir uyanıştır.

Cehaletin kendisinden daha ürkütücü olan, onun cüretle kurduğu ortaklıktır. Bilmediğinden habersiz olan, bilmediği her konuda hüküm verme hakkını kendinde bulur. Birkaç alkışla mertebe sahibi, birkaç takipçiyle otorite kesilir ve nihayet kendini en muteberlerle kıyaslama cüretini gösterir. Kalabalıklar da çoğu zaman niteliğin değil, birbirini besleyen kanaatlerin etrafında toplanır. Sürü psikolojisi, insanın kendi muhakemesinden vazgeçişini görünmez kılar; alkış çoğaldıkça vasatlık itibar kazanır, itibar kazandıkça kendisini hakikatin yerine koyar. Kalabalığın büyüttüğü her şey büyük, çok kişinin inandığı her şey doğru değildir.

İnsanın kendisini olmuş bitmiş ilan etmesi, evrenin sonsuzluğu karşısında ne tuhaf bir iddiadır. Bilginin sınırları sürekli genişlerken, insan kendi zihninin sınırlarına ulaştığına nasıl hükmedebilir? Henüz bilmediklerinin hacmini dahi ölçemeyen bir varlığın, kendisini tamamlanmış sayması, karanlıkta durup bütün ışıkları tükettiğine inanmaktan farksızdır. Bilgelik, insanın kendisini hangi mertebeye yerleştirdiğinde değil, öğrenileceklerin sonsuzluğu karşısında ne kadar mütevazı kalabildiğinde saklıdır.

Bu kalabalıklara itiraz edenlerse çoğu zaman fazla hassas, dili sivri, huzur kaçıran, hatta arızalı ilan edilir. Çürümeye alışmış bir toplulukta çürümeyi teşhis edenin hastalıklı sayılması şaşırtıcı değildir. İnsan bazen kalabalıkların ortasında değil, kalabalıkların neye dönüştüğünü gördüğünde yalnızlaşır. Sonra içinden, keşke bilmeseydim, keşke fark etmeseydim, diye geçirir. Bilmemişliğin hafifliğine özenir. Ne var ki farkındalık bir kez insanın içine yerleştiğinde, eski kayıtsızlık artık sığınılacak bir huzur değil, insanın kendisine yabancılaşmasıdır.

Hakikati aramakla hakikatin sahibi olduğunu sanmak arasındaki mesafe, insanın bütün zihinsel olgunluğunu belirler. Cehalete karşı çıkarken kendi doğrularını mutlaklaştırmak, yalnızca başka bir kibrin biçimini üretir. İnsan, ömrü boyunca öğrenmeye, yanılmaya ve yeniden düşünmeye mahkum bir varlıkken kendisine hangi cesaretle son nokta koyabilir? Evren sonsuz, bilgi uçsuz bucaksız, insan sınırlıdır. Buna rağmen “oldum” diyebilmek, cehaletin kendisine biçtiği en ihtişamlı payelerden biridir. Belki de çağımızın en hazin manzarası, cehaletin bu denli cüretkar, farkındalığın bu denli yalnız kalmasıdır.

DAUSEN

DAUSEN

LTB

LTB

Girne Belediyesi

Girne Belediyesi

Gönyeli Alayköy Belediyesi

Gönyeli Alayköy Belediyesi

Çatalköy Belediyesi

Çatalköy Belediyesi