Sessiz Çürümenin Anatomisi
İnsanoğlu uzun yaşamayı marifet sanıyor. Takvim yaprakları çoğaldıkça başarılı olduğunu düşünüyor. Doğum günlerinde pastaya eklenen her mum, sanki hayata karşı kazanılmış yeni bir zafermiş gibi alkışlanıyor.
Oysa meselenin ömürle değil, ömrün içindeki canlılıkla ilgili olduğunu konuşan pek yok. Çünkü bazı insanlar seksen yaşına gelir ve hala hayattadır. Bazıları otuzunda çoktan taşlaşmıştır. Nefes alırlar, işe giderler, konuşurlar, gülerler ama iç dünyalarında tek bir kıpırtı kalmamıştır. Merak donmuştur. Cesaret kabuk bağlamıştır. Zihin kendi ezberlerinin içinde kireçlenmiştir. Dışarıdan insan, içeriden fosil…
Bugünün en büyük yanılgısı da burada başlıyor. Herkes huzurlu, pürüzsüz, sarsıntısız bir hayatın peşinde. Kimse kendisini rahatsız edecek bir ses istemiyor. Fikrini zorlayacak bir itiraz, konforunu bozacak bir rekabet, düzenini dağıtacak bir meydan okuma… Hepsi tehdit gibi görülüyor.
Oysa insanı asıl tehdit eden çoğu zaman bunların varlığı değil, yokluğudur. Çünkü eleştirilmeyen fikir zamanla akla değil egoya hizmet etmeye başlar. Hiç sınanmayan kabiliyet, sahibine büyük görünür ama içi boştur.
Sarsılmayan konfor alanı ise başlangıçta dinlenme yeri gibi görünse de sonunda insanın üzerine kapanan sessiz bir lahde dönüşür. Çürüme gürültüyle olmaz. Kimse bir sabah uyandığında “ben bittim” demez. İnsan yavaş yavaş donar. Önce şaşırma yetisini kaybeder. Sonra öğrenme iştahını. Ardından mücadele arzusunu. En sonunda da kendisini hala yaşıyor sanan hareketsiz bir alışkanlığa dönüşür.
İşte ayakta duran fosil tam olarak budur. Zaman onu öldürmemiştir, rahatlık mumyalamıştır. Bu yüzden insanın hayatında mutlaka kendisini zorlayan bir unsur bulunmalıdır.
Bir rakip…
Bir itiraz…
Bir huzursuzluk…
Bir türlü tam geçmeyen iç sıkıntısı…
Bunlar keyif kaçırıcı değil, canlılık belirtisidir. Çünkü insan ancak karşısında direnç olduğunda kendi gücünü tanır. Kas nasıl ağırlık altında belirginleşirse, karakter de baskı altında şekillenir.
Zihin, kendisine çarpan başka zihinlerle keskinleşir. Ruh, rahat döşeklerde değil, uykusuz gecelerde derinlik kazanır.
Bizi diri tutan şey sürekli kazanmak değildir, arada sendelemektir. Sürekli onay almak değildir, bazen ciddi biçimde reddedilmektir. Sürekli huzur değildir,
bir miktar iç savaş halidir. Çünkü içerde hiçbir kavga kalmadığında, dışarıdaki hayat da anlamını yitirir.
Bugün birçok insanın sorunu yorulmak değil. Tam tersine, hiç yorulmadan yaşlanmak. Hiç çarpışmadan körelmek. Hiç yanmadan küle dönmek. Ve farkında olmadan kendi potansiyelinin cenazesine omuz vermek. Bu yüzden mesele uzun yaşamak değildir. Mesele, geçen yılların sizi ete kemiğe bürünmüş bir hatıraya mı çevirdiği,
yoksa hala içi sıcak bir insana mı dönüştürdüğüdür.
Çünkü hayatta en korkulacak şey ölüm değil.
Daha ölmeden fosilleşmektir..














