Teknik Eleman Sorunu: Herkes Üniversite Mezunu Olmak Zorunda mı?
Günümüzde neredeyse her aile, evladının üniversite mezunu olmasını istiyor.
Başarıyı yalnızca akademik eğitimle ve bir üniversite diplomasıyla ilişkilendiriyoruz. Oysa gerçek emeğin, üretmenin ve bir meslek sahibi olmanın değerini giderek daha az görüyoruz.
“Ne okursa okusun, en azından elinde bir üniversite diploması olsun” anlayışı oldukça yaygın. Peki genç gerçekten üniversite okumak istiyor mu? İlgi duyduğu, yetenekli olduğu alan akademik bir eğitim mi gerektiriyor? Çoğu zaman bunları yeterince sorgulamıyoruz.
Okumak istemeyen bir genç, aile ve toplum baskısıyla üniversiteye gönderiliyor. İlgisini çekmeyen bir bölümden mezun olduğunda ise kendisini güvende hissedebileceği bir devlet işi arayışına giriyor. Sonuç olarak bir tarafta iş bekleyen üniversite mezunlarının sayısı artarken, diğer tarafta ülkenin ihtiyaç duyduğu teknik eleman ve zanaatkar açığı her geçen gün büyüyor.
Bir inşaat mühendisi olarak, özellikle inşaat sektöründeki teknik eleman eksikliğini çok yakından görebiliyorum. Bugün iyi bir dülger bulmak hiç de kolay değil. Oysa dülgerlik bilgi, deneyim ve ustalık isteyen son derece değerli bir zanaat. Aynı durum elektrik teknisyenleri ve daha birçok teknik meslek için de geçerli. Üstelik bu mesleklerde yetişmiş ve işini iyi yapan insanların ciddi bir iş potansiyeli bulunuyor.
Mesele yalnızca inşaat sektörü de değil. Kuaförlük, berberlik ve güzellik sektörü gibi alanlar toplumun her dönem ihtiyaç duyacağı meslekler arasında. İyi yetişmiş, işini bilen ve kendini geliştiren bir meslek insanının önünde bugün çok ciddi fırsatlar var.
Bu noktada mesleki eğitimin önemini yeniden düşünmemiz gerekiyor. Esnaf ve zanaatkar örgütlerinin, meslek kuruluşlarının ve eğitim kurumlarının gençlere meslek kazandırmak amacıyla yürüttüğü çalışmalar son derece değerli. Ancak burada eğitim sistemimizin üzerinde düşünmesi gereken önemli bir mesele daha var: Mesleki eğitim ile akademik eğitim arasındaki yolların birbirine yeterince açık olması.
Bir genç erken yaşta bir zanaat öğrenmeyi tercih ettiğinde, bu tercih onun gelecekte başka bir eğitim yoluna devam etmesinin önünde engel oluşturmamalıdır. Meslek öğrenen bir genç de eğitim sistemi içerisinde ilerleyebilmeli; aldığı eğitim, kazandığı beceriler ve yıllar içerisinde edindiği tecrübe tanınmalıdır. İsterse ilerleyen yıllarda eğitimine devam edebilmesinin yolu da açık tutulmalıdır.
Çünkü meslek öğrenmek, eğitimden vazgeçmek değildir.
Tam tersine, bazen en doğru eğitim insanın yeteneğine uygun olan eğitimdir. Bir genci istemediği bir üniversite bölümüne göndermektense, sevdiği bir meslekte iyi bir usta olarak yetişmesini sağlamak hem o genç hem de ülke ekonomisi açısından çok daha değerli olabilir.
Ailelerin de bu noktada bakış açısını değiştirmesi gerekiyor. Bir çocuğun “Ben üniversite okumak istemiyorum, elektrik teknisyeni olmak istiyorum” demesi başarısızlık değildir. Bir gencin dülger, kuaför, berber ya da başka bir zanaatkar olmak istemesi de hayallerinin küçük olduğu anlamına gelmez.
Belki de kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor: Biz çocuklarımızın gerçekten başarılı olmasını mı istiyoruz, yoksa çevremize “Benim çocuğum üniversite okuyor” diyebilmek mi?
Eğer gerçekten teknik eleman sorununu çözmek istiyorsak, mesleki eğitimi üniversite eğitiminin altında gören anlayışı değiştirmeliyiz. Gençlere “Mutlaka üniversite okuyacaksın” demek yerine, “Hangi alanda yeteneklisin, ne üretmek istiyorsun?” diye sormalıyız.
Her genç akademisyen, mühendis, avukat ya da doktor olmak zorunda değil. Bu ülkenin iyi mühendislere ihtiyacı olduğu kadar iyi dülgerlere, elektrik teknisyenlerine, ustalara, kuaförlere, berberlere ve zanaatkârlara da ihtiyacı var.
Mesleki eğitimi, üniversiteye gidemeyenlerin mecburen yöneldiği ikinci bir seçenek olmaktan çıkarmalıyız. Gençlerin yeteneklerine göre bilinçli bir şekilde tercih edebilecekleri güçlü ve saygın bir eğitim yolu haline getirmeliyiz.
Mesleki eğitimi toplumda saygın bir yere taşımak istiyorsak, bunu yalnızca gençlere “zanaat öğrenin” diyerek yapamayız. Devletin de meslek sahibi olan gencin yanında olduğunu somut politikalarla göstermesi gerekir. Özellikle dar gelirli ailelerden gelen gençler için bir meslek öğrenmek, kendi işini kurabilecek sermayeye sahip olmak anlamına gelmiyor. Yıllarca emek verip ustalaşan bir genç, dükkan kirası, ekipman ve kuruluş maliyetleri nedeniyle daha yolun başında önüne çıkan büyük bir ekonomik duvarla karşılaşıyor.
Bu nedenle mesleki eğitimini tamamlayan ve ilk kez kendi iş yerini açacak gençlere belirli bir süre sosyal sigorta ve ihtiyat sandığı desteği sağlanmalı; düşük faizli, uzun vadeli ve geri ödemesi ertelenmiş iş kurma kredilerine erişim kolaylaştırılmalıdır. Çünkü mesleki eğitimin itibarını artırmanın yolu yalnızca verilen diplomadan değil, o diplomayla bir gelecek kurulabilmesini sağlamaktan geçer. Bu yaklaşım, gençlerin kendi işlerini kurabilmeleri için finansal destek mekanizmaları oluşturulmasını öngören gençlik politikası önerileriyle de örtüşmektedir.
Bir ülkeyi yalnızca diplomalar değil, üreten insanlar ayakta tutar.
Belki de artık başarıyı, duvara asılan bir diplomadan çok, insanın yaptığı işi ne kadar iyi yaptığıyla ölçmenin zamanı gelmiştir.














