Analiz: Türkiye’nin Kıbrıs çıkışlarının arkasında jeopolitik kaygılar var
Fileleftheros yazarı Kostas Venizelos, Ankara’nın Kıbrıs ve Yunanistan’ın son girişimlerine sert tepkisinin yalnızca söylemsel olmadığını, Türkiye’nin bölgesel rol arayışı, AB ile ilişkilerde güney Lefkoşa’yı “engel” görmesi ve Kıbrıs-Fransa güvenlik işbirliğinden duyduğu rahatsızlıkla bağlantılı olduğunu yazdı. Analizde, Kıbrıs’ın AB güvenlik mimarisindeki rolünü artırma çabasının Ankara’da kaygı yarattığı savunuldu.
Analiz: Türkiye’nin Kıbrıs çıkışlarının arkasında jeopolitik kaygılar var
Fileleftheros yazarı Kostas Venizelos, Ankara’nın Kıbrıs ve Yunanistan’ın son girişimlerine sert tepkisinin yalnızca söylemsel olmadığını, Türkiye’nin bölgesel rol arayışı, AB ile ilişkilerde güney Lefkoşa’yı “engel” görmesi ve Kıbrıs-Fransa güvenlik işbirliğinden duyduğu rahatsızlıkla bağlantılı olduğunu yazdı. Analizde, Kıbrıs’ın AB güvenlik mimarisindeki rolünü artırma çabasının Ankara’da kaygı yarattığı savunuldu.
Bugün Kıbrıs
Kıbrıslı Rum basınında yer alan bir analizde, Ankara’nın Kıbrıs Cumhuriyeti ve Yunanistan’ın son dönemdeki girişimlerine yönelik sert tepkilerinin, bölgedeki jeopolitik değişimler, Türkiye’nin dış politikadaki yeniden konumlanma arayışı ve Avrupa Birliği ile ilişkilerde Lefkoşa’yı “engel” olarak görmesiyle bağlantılı olduğu savunuldu.
Fileleftheros yazarı Kostas Venizelos imzalı analizde, Türkiye’nin söylem düzeyindeki sert çıkışlarının ve tehditlerinin, Lefkoşa ile Atina’nın bölgesel planlarının Ankara’nın hedeflerini etkilediğini gösterdiği ileri sürüldü. Analizde, Ankara’nın özellikle İran savaşının sonrasına ilişkin senaryolardan kaygı duyduğu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ekibinde bir sonraki gerilimin Türkiye ile İsrail arasında yaşanabileceği değerlendirmesinin yapıldığı iddia edildi.
Bu bağlamda, Kıbrıs, Yunanistan ve İsrail arasındaki işbirliğine ilişkin senaryoların ve tepkilerin Ankara’nın bölgesel kaygılarıyla bağlantılı olduğu belirtildi.
TÜRK DIŞ POLİTİKASINDA TAKTİK DEĞİŞİMİ
Analizde, Türkiye’nin dış politikasının son yıllarda farklı bir aşamaya geçtiği savunuldu. Buna göre Ankara uzun süre Müslüman ülkeler içinde öncü rol üstlenmeyi, bu ülkelerin “koruyucusu” konumuna gelmeyi ve Erdoğan’ın bu dünyada merkezi bir figür olarak görülmesini hedefledi.
Ancak güçlü bazı Müslüman ve özellikle Arap ülkelerinin Ankara’nın liderliğini benimsemediği, bu nedenle Türkiye’nin yalnızca Müslüman dünyayla sınırlı olmayan daha geniş bir jeopolitik rol arayışına yöneldiği belirtildi.
Analizde, Türkiye’nin Afrika, Orta Doğu, Kafkasya ve Balkanlar’daki etkisini artırma çabasının da bu stratejinin parçası olduğu ifade edildi. Erdoğan’ın son Bakanlar Kurulu toplantısında yeni bir küresel düzenin şekillendiği, bölgesel işbirliklerinin önem kazandığı ve uluslararası sistemin çok kutupluluğa doğru evrildiği yönündeki sözleri de bu bağlamda değerlendirildi.
KIBRIS-FRANSA ANLAŞMASI ANKARA’YI RAHATSIZ EDİYOR
Analizde, Türkiye’nin Kıbrıs ve Yunanistan’ın ittifaklarını güçlendirmesinden rahatsız olduğu, çünkü bunun Ankara’nın bölgesel planları açısından caydırıcı etki yaratabileceği savunuldu.
Özellikle Fransa gibi bir gücün Kıbrıs’ta kalıcı askeri varlık bulundurması ihtimalinin Ankara tarafından istenmediği belirtildi.
Kıbrıs Cumhuriyeti ile Fransa arasında haziran ayında imzalanması beklenen ve adada kalıcı Fransız varlığına zemin oluşturacağı belirtilen anlaşmanın, Lefkoşa’ya güvenlik alanında destek sağlayacağı kaydedildi.
Analizde, Türkiye’nin uzun yıllar askeri gücünü Kıbrıs üzerinde bir baskı unsuru olarak kullandığı, bunun da Kıbrıs sorununun yönetiminde Lefkoşa aleyhine işlediği ileri sürüldü.
Türkiye Milli Savunma Bakanlığı’nın, Kıbrıs-Fransa anlaşmasına ilişkin yaptığı uyarılarda “bu tür girişimlerin Güney Kıbrıs Rum Yönetimi için gelecekte güvenlik riskleri yaratabileceği” ve “bölgesel istikrarı zedeleyecek adımlardan kaçınılması gerektiği” yönünde mesajlar verdiği hatırlatıldı.
Analizde, Türkiye’nin tehditlerinin yalnızca söylem düzeyinde olup olmadığı sorusuna da değinilerek, Ankara’nın hem retorik tehditler hem de sahadaki hamlelerle “ipleri gerdiği” yorumuna yer verildi.
TÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİ VE KIBRIS ENGELİ
Yazıda, Türkiye’nin bir dönem Müslüman ve Türk devletleri eksenli bir hat kurmaya ağırlık verdiği, Avrupa Birliği ile ilişkileri ise büyük ölçüde dondurduğu; ancak son dönemde AB boyutuna yeniden güçlü biçimde döndüğü belirtildi.
Ankara’nın, Avrupa’ya giden yolda Kıbrıs Cumhuriyeti’ni engel olarak gördüğü ifade edildi.
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın kısa süre önce Viyana’da yaptığı açıklamada, “nüfusu bir milyonun altında olan bir ülkenin Avrupa için büyük bir stratejik perspektifi engelleyemeyeceği” yönündeki sözlerine atıf yapıldı. Analizde, Fidan’ın bu ifadeyle Kıbrıs Cumhuriyeti’ni kastettiği ve Türkiye-AB ilişkilerinin Kıbrıs sorunuyla bağlantılı olduğunu kabul ettiği savunuldu.
Yazıda, Türkiye ile AB arasındaki ticaret hacminin yaklaşık 250 milyar dolara yaklaştığı, Gümrük Birliği’nin güncellenmesi halinde bunun 500 milyar dolara ulaşabileceği yönündeki Türk yetkililerin değerlendirmeleri de aktarıldı.
Ayrıca İran savaşı nedeniyle Türkiye ekonomisinin maliyet baskısıyla karşı karşıya kaldığı, enflasyonun nisan ayında yüzde 32,4’e yükseldiği ve savaş kaynaklı belirsizliklerin sermaye çıkışlarını artırdığı belirtildi.
ERDOĞAN: AVRUPA’NIN TÜRKİYE’YE İHTİYACI DAHA FAZLA
Analizde, Erdoğan’ın AB’ye yaklaşımının “Avrupa’nın Türkiye’ye ihtiyacının, Türkiye’nin Avrupa’ya ihtiyacından daha fazla olduğu” söylemi üzerine kurulduğu belirtildi.
Erdoğan’ın, “Türkiye’nin tam katılımı olmadan AB’nin küresel bir aktör ya da cazibe merkezi olamayacağı” yönündeki açıklamaları hatırlatıldı. Yazıda, Ankara’nın kendisini yalnızca ihtiyaç duyulduğunda hatırlanan bir ülke olarak görmek istemediği vurgulandı.
Buna karşılık analizde, AB-Türkiye ilişkilerinin Kıbrıs sorunu ve Türkiye-Yunanistan ilişkilerinden bağımsız ilerleyemeyeceği savunuldu. Ankara’nın ise bu iki başlığı askıda tutarak Avrupa ile ilişki kurmaya çalıştığı ileri sürüldü.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Kıbrıs’a ilişkin açıklamalarına da yer verilen analizde, Bahçeli’nin “Kıbrıs yalnızca bir müzakere konusu değil; stratejik derinlik, deniz yetki alanları, Kıbrıslı Türklerin varlığı ve tarihsel hafıza meselesidir” sözlerinin, Ankara’nın Kıbrıs’a bakışını yansıttığı belirtildi.
LEFKOŞA’NIN AVRUPA GÜVENLİĞİ VURGUSU
Analizde, ABD ve İsrail’in İran’a karşı savaşı, Akrotiri’deki İngiliz üssüne drone düşmesi ve Avrupa Birliği’nin bölgesel krizlerde kolektif rol üretmekte zorlanmasının, Avrupa’nın güvenlik ve savunma alanında daha özerk hareket etmesi ihtiyacını öne çıkardığı ifade edildi.
Kıbrıs Cumhuriyeti’nin AB dönem başkanlığı sürecinde bu konuları sürekli gündemde tuttuğu, özellikle AB Antlaşması’nın karşılıklı yardım hükmünü içeren 42.7’nci maddesinin güçlendirilmesi gerektiğini savunduğu belirtildi.
Hristodulidis’in, geçen hafta Erivan’da düzenlenen Avrupa Siyasi Topluluğu Zirvesi’nde “çoklu kriz dönemlerinde Avrupa birliği ve uyumunu korumak” başlıklı oturumda koordinatör olarak yer aldığı hatırlatıldı. Oturuma İtalya, Fransa, Birleşik Krallık, Kuzey İrlanda ve Avrupa Komisyonu liderlerinin de katıldığı kaydedildi.
Hristodulidis’in burada yaptığı konuşmada, Avrupa’nın güvenlik alanında temel bir değişimle karşı karşıya olduğunu, konvansiyonel savaştan hibrit tehditlere kadar bugünkü risklerin AB sınırlarında durmadığını ve tüm kıta için ortak Avrupa yanıtı gerektiğini söylediği aktarıldı.
KIBRIS ALTYAPILARININ AB TARAFINDAN KULLANIMI GÜNDEMDE
Yazıda, Lefkoşa’nın Kıbrıs Cumhuriyeti’nin stratejik konumunu ve altyapılarını da öne çıkardığı belirtildi.
Bu kapsamda Paf’taki “Andreas Papandreu” hava üssü ile Mari’deki “Evangelos Florakis” deniz üssünün Avrupa Birliği tarafından kullanımı ve altyapıların geliştirilmesinin, Hristodulidis ile AB Savunma Komiseri Andrius Kubilius arasında görüşüldüğü aktarıldı.
Görüşmenin geçen hafta Atina’daki DEFEA savunma fuarı çerçevesinde gerçekleştiği ve Kıbrıs’taki altyapıların Avrupa ülkeleri ile diğer ortaklar tarafından kullanımı konusunun ele alındığı belirtildi.
Analizde, Kıbrıs altyapılarının Fransa ve ABD gibi ortaklarla ikili düzeyde de gündemde olduğu ifade edildi.
SAFE FONU VE TÜRKİYE’NİN İLGİSİ
Yazının son bölümünde, Avrupa ülkelerinin savunma kapasitelerini güçlendirmeye yöneldiği bu dönemde SAFE adlı finansman aracının önem kazandığı belirtildi. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bu fondan **1,18 milyar euro** kaynak kullanacağı kaydedildi.
Analizde, Türkiye’nin de SAFE mekanizmasına Avrupa şirketleri üzerinden dahil olmaya çalıştığı ileri sürüldü. Ankara’nın ilgisinin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda jeostratejik olduğu; Türkiye’nin Avrupa’nın yeni güvenlik mimarisinde yer almak ve silah sistemleri satışını artırmak istediği savunuldu.













