Kimse Kimsenin Gecikmiş Tahsilatı Değildir
Çağın en rafine talebi bu...Açıkça söylenmiyor ama her yerde dolaşıyor.
Sadece ikili ilişkilerde değil; işte, arkadaşlıkta, sosyal hayatta… İnsanlar eksik kaldıkları yerlerin hesabını, karşılarına çıkan ilk kişiye kesmeye çalışıyor. Görülmemiş olan görülmek istiyor, değer verilmemiş olan değer talep ediyor. Ama bu, sağlıklı bir ihtiyaç ifadesinden çok, gecikmiş bir tahsilat duygusu.
Ortada görünmeyen bir denklem var;
“Bana yapılmayanı sen yapacaksın.”
“Bende eksik olanı sen tamamlayacaksın.”
Bu denklem ilk bakışta insani duruyor. Ama derine indiğinde başka bir şeyle karşılaşıyoruz. Sorumluluğun devri.
İnsanın içinde bazen gerçekten bir boşluk olur. Bir çukur. Geçmişten kalan, adı konmamış, tamamlanmamış bir yer. Ama bu çukurun en tehlikeli yanı, başkalarıyla doldurulabileceği yanılgısıdır. İnsan, o boşluğu başkalarının ilgisiyle, emeğiyle, sabrıyla kapatmaya çalışır. Her bulduğunu içine atar. Ama o çukur kapanmaz. Çünkü bazı eksikler dışarıdan tamamlanmaz.
Bugün asıl mesele sadece bu da değil. Daha yaygın ve daha sinsi bir eğilim var. Her davranışın altında bir travma arama refleksi.
Artık neredeyse otomatikleşmiş bir sorgulama bu;
“Böyle yapıyorsa kesin çocukluğunda bir şey var.”
“Annesi sevmemiştir.”
“Babası ilgisizmiş belli.”
“Travması neydi acaba?”
Sanki her kötü davranış, keşfedilmeyi bekleyen masum bir yaranın sonucuymuş gibi ele alınıyor. Sanki anlamak, otomatik olarak hak vermeyi gerektiriyormuş gibi… Oysa bu yaklaşım, zamanla tehlikeli bir yere evriliyor. Kötüyü normalleştirmeye.
Elbette insanın geçmişi vardır. Elbette yaşananlar iz bırakır. Ama her şeyi buraya bağlamak, insanın bugünkü sorumluluğunu silmek demektir. Bir noktadan sonra bu, analiz değil, aklama olur.
Bazı gerçekler daha sade. Bencil davranış, her zaman bir travmanın ürünü değildir. Sınır ihlali, her zaman bir eksikliğin yansıması değildir. Ve evet, bazı insanlar kötü davranır çünkü öyle davranmayı seçer. Bunu kabul etmek zor, çünkü açıklama bulmak rahatlatır. “Yaralı” demek, “sorumlu” demekten daha konforludur. Ama bu konfor, yanlış olanı tolere etmeye başlamak anlamına gelir.
İnsan yaralı olabilir ama aynı zamanda seçen bir varlıktır. Yaptıklarının sorumluluğunu taşımak zorundadır. Hiç kimse, geçmişte yaşadıklarını bugün başkalarına yaşatma hakkına sahip değildir.
Gerçek mesele, başkasının neyi eksik bıraktığı değil, insanın kendi içindeki eksikle ne yaptığıdır.














