Kıbrıs Cumhuriyeti fren yaptı: Trump’ın “Barış Kurulu”na ilk coşku yerini geri adıma bıraktı
ABD Başkanı Donald Trump’ın öncülük ettiği ve Birleşmiş Milletler’e alternatif olarak görülen “Barış Kurulu” daveti karşısında Kıbrıs Cumhuriyeti geri vitese taktı. İlk anda daveti diplomatik bir başarı gibi sunan Kıbrıslı Rum lider Nikos Hristodulidis yönetimi, AB’nin kolektif karar alma sürecini gerekçe göstererek mesafe koydu; uzmanlar ise bu yapıyı “BM’yi zayıflatmayı hedefleyen, otoriter ve riskli bir girişim” olarak nitelendiriyor.
Kıbrıs Cumhuriyeti fren yaptı: Trump’ın “Barış Kurulu”na ilk coşku yerini geri adıma bıraktı
ABD Başkanı Donald Trump’ın öncülük ettiği ve Birleşmiş Milletler’e alternatif olarak görülen “Barış Kurulu” daveti karşısında Kıbrıs Cumhuriyeti geri vitese taktı. İlk anda daveti diplomatik bir başarı gibi sunan Kıbrıslı Rum lider Nikos Hristodulidis yönetimi, AB’nin kolektif karar alma sürecini gerekçe göstererek mesafe koydu; uzmanlar ise bu yapıyı “BM’yi zayıflatmayı hedefleyen, otoriter ve riskli bir girişim” olarak nitelendiriyor.
Bugün Kıbrıs
Lefkoşa’nın güneyi bu hafta ABD Başkanı Donald Trump’ın sözde Barış Kurulu (Board of Peace – BoP) davetine ilişkin ilk heyecanını geri çekti. Görünen o ki hükümet, Birleşmiş Milletler sistemine rakip ya da onu ikame etmeyi amaçlayan, “Platin üyeler kulübü” izlenimi veren bu yapıya balıklama atlamanın iyi bir fikir olmadığını fark etti.
Bir eski diplomatın ifadesiyle:
“Takla attılar.”
İsminin açıklanmasını istemeyen Cyprus Mail’in kaynağı, Kıbrıs sorununun kaderinin BM Güvenlik Konseyi kararlarına bağlı olduğunu söyledi.
“Dolayısıyla Kıbrıs, Birleşmiş Milletler’i ikame etmeyi hedefleyen gibi görünen Barış Kurulu benzeri bir girişime angaje olamaz. İlk heyecanın ardından hükümetin ikinci kez düşündüğü ve AB’nin kolektif karar alma mekanizmasını gerekçe göstererek BoP’ye bağlanmaktan kaçındığı anlaşılıyor.”
Geçtiğimiz hafta sonu Trump’ın Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis’e Barış Kurulu’na katılım daveti gönderdiği ortaya çıktığında, Cumhurbaşkanı oldukça coşkulu bir tablo çizmişti.
Hristodulidis’in sözleri şöyleydi:
“Bu davet, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin daha geniş Orta Doğu bölgesindeki rolünün tanındığını göstermektedir.”
Ancak perşembe gününe gelindiğinde, Dışişleri Bakanı Konstantinos Kombos daha temkinli bir yaklaşım sergiledi.
Kombos, ABD Başkanı’na “kapalı bir davetli çemberine yapılan davet” için teşekkür ederken, Barış Kurulu’nun tüzüğünün – bu arada yayımlanmıştı – ilk anlaşılandan çok daha geniş bir işlev ortaya koyduğunu, bu nedenle Kıbrıs’ın AB ortaklarıyla istişare edeceğini söyledi.
Brüksel’in bu konuda “ortak bir tutum oluşturmaya” çalıştığını ifade etti.
Dışişleri Bakanı ayrıca, Barış Kurulu’nun perşembe günü Davos’ta resmen başlatıldığı Dünya Ekonomik Forumu’na Hristodulidis’in katılmadığını, çünkü önceden belirlenmiş başka yükümlülükleri bulunduğunu özellikle vurguladı.
Görünen o ki Lefkoşa, AB’nin de davet edildiği ancak henüz karar vermediği bu süreçte kolektif karar alma mekanizmasının arkasına sığınarak kendine alan açtı.
Öte yandan Kıbrıs’ın, Trump’ı kızdırmamak için de ince bir denge gözetmesi gerekebilir.
Cyprus Mail’in sorularını yanıtlayan diplomatik kaynaklar, yalnızca Kombos’un açıklamalarına atıfta bulunmakla yetindi.
“Kıbrıs’ın Trump’ın girişimine katılması tamamen rafa mı kaldırıldı?” sorusuna ise “hayır” yanıtı verildi.
Eski Dışişleri Bakanı İoannis Kasoulides, Hristodulidis’in davet haberini duyduğunda acele ettiğini söyledi.
“Varsayılan PR stratejisi, başarı algısını büyütmek. Ancak kim uluslararası arenada acele eder ve alkış peşinde koşarsa, tökezleme riski vardır. Daha dikkatli olmalıydı.”
Kıbrıs Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Profesörü Costas Constantinou, Kıbrıs’ın Barış Kurulu’na katılmasının “iki büyük risk” taşıdığını söyledi.
“Birincisi, başlangıçta planlandığı gibi yalnızca Gazze’nin yeniden inşasına odaklanan bir Barış Kurulu’na değil, başkan ve kurulun belirleyeceği çatışma bölgelerine müdahale edecek bir uluslararası örgüte katılım söz konusu.
İkincisi, başkanın üyelik, gündem belirleme ve karar alma süreçlerinde son derece geniş – hatta mutlak – yetkilere sahip olması. Başkanlık ömür boyu ve halefini bile kendisi belirliyor. Bu, hangi çatışmaların ele alınacağına ve nasıl çözüleceğine karar veren otoriter ve otokratik bir uluslararası yapı.”
Constantinou ayrıca, Barış Kurulu tüzüğünde insan hakları, kendi kaderini tayin hakkı ve güç kullanmama gibi temel ilkelere dair hiçbir atıf bulunmadığını vurguladı.
“Bu nedenle birçok Avrupa ülkesi ciddi çekincelere sahip ya da kendilerine gönderilen tüzük temelinde Barış Kurulu’na karşı.”
Buna karşılık, eğer BoP’nin asli misyonunun Gazze’nin yeniden inşasıyla sınırlı olacağına dair güvenceler verilirse, Kıbrıs’ın katılımının olumlu olabileceğini söyledi.
Ancak şunu da ekledi:
“Gazze’nin ötesinde, birçok ülkenin Barış Kurulu’na katılma motivasyonu, ‘yeni şerifle’ – yani Trump’la – iyi geçinmek ve bu dostluğu kendi meselelerini çözmek için kullanmak.”
Peki Kıbrıs katılmazsa Trump’ın öfkesini üzerine çeker mi?
“Büyük olasılıkla evet. Bu yüzden katılmanın ya da katılmamanın sonuçlarını dikkatle değerlendirmeli. Aynı zamanda giderek daha istikrarsız ve zorlayıcı hale gelen ABD’nin girişimlerini dengelemeye çalışan diğer Avrupa ülkeleriyle de koordinasyon içinde hareket etmeli.”
Constantinou’ya göre bir seçenek, Kıbrıs’ın Barış Kurulu’na BM Güvenlik Konseyi’nin 2803 sayılı kararı temelinde, yalnızca barış inşası ve Gazze’nin yeniden inşasıyla sınırlı olmak kaydıyla şartlı katılım önermesi.
Birçok yorumcunun da belirttiği gibi, Barış Kurulu’nda ciddi şekilde kaygı verici unsurlar bulunuyor. Kimileri projeyi ciddiyetsiz bulsa da, yine de uluslararası düzen için bir tehdit olarak görüyor.
Amerikalı siyaset bilimci ve uluslararası ilişkiler uzmanı John Mearsheimer, Barış Kurulu’nu “saçma sapan” (cockamamie) olarak niteledi.
Bir podcast yayınında konuşan Mearsheimer şunları söyledi:
“Trump’ta gördüğümüz şey – onun ne kadar radikal bir başkan olduğunu gösteriyor – uluslararası hukuka hiç ilgi duymaması. Onu hantal ve işe yaramaz buluyor. Uluslararası kurumlara da ilgisi yok.
Bunu anlamak için şunu bilin: Yönetimi yakın zamanda 66 uluslararası kurumdan çekildi. Ve bu Barış Kurulu denen saçma fikir, temelde Birleşmiş Milletler’i zayıflatmak için tasarlanmış.”
Davos’taki lansmanda sadece 19 ülke Barış Kurulu’na katıldı. Bunlar arasında Arjantin, Paraguay, Bahreyn, Ürdün, Suudi Arabistan, Türkiye, Kosova, Fas, Azerbaycan ve Özbekistan bulunuyor.
Kanada, Fransa, Almanya, İtalya ve diğer birçok Avrupa ülkesi imza töreninde yoktu; bazıları daveti açıkça reddetti.
27 AB üyesi ülke içinde yalnızca Macaristan ve Bulgaristan katılım gösterdi.
Kurula katılan ülkelerin yetkilileri, başkanlığını bizzat Trump’ın yaptığı yönetim kurulunda yer alacak.
Trump’ın “üst düzey liderleri” tanıtıldıktan sonra, damadı Jared Kushner, “Yeni Gazze” için 30 milyar dolarlık Trump kalkınma planını açıkladı.
Gökdelenlerle dolu bir sahil şeridi öngören bu vizyon, Gazze Şeridi’nin tamamen yıkılarak Barış Kurulu gözetiminde yeni bir toplum ve ekonomi inşa edilmesini öngörüyor.
Avrupa Dış İlişkiler Konseyi düşünce kuruluşunun değerlendirmesine göre:
“Washington’un Gazze ateşkes planını hayata geçirme amacıyla başlayan süreç, Trumpçı bir dünya düzeni için kişisel bir araca dönüştü.”
Barış Kurulu tüzüğünde Gazze’ye atıf yapılmıyor; aksine Birleşmiş Milletler’i eleştirerek, “başarısız olmuş kurumlardan ayrılma cesareti” çağrısı yapılıyor.
Tüzüğe göre tüm kararlar Trump’tan çıkıyor. Trump, kendisinin başkanlık ettiği ve tabi bir yönetim kurulunu seçiyor.
Yönetim kurulu üyeleri üç yıllık sürelerle görev yapıyor; sürelerin uzatılması tamamen başkanın takdirine bağlı. Kurul, basit çoğunluk ve başkan onayıyla bütçe, uluslararası anlaşmalar ve “barış inşa girişimleri” hakkında karar alabiliyor.
Alt yapıda ise Trump tarafından atanan bir icra kurulu ve CEO bulunuyor. Günlük işleyişi, fon yönetimini ve toplantı gündemlerini belirliyor.
İcra kurulunda Jared Kushner ve Dünya Bankası Başkanı Ajay Banga gibi üst düzey isimler yer alıyor.
Trump, Gazze’ye odaklanan alt birimleri “oluşturma, değiştirme ya da feshetme” konusunda da münhasır yetkiye sahip.
Gazze Ulusal İdare Komitesi gibi yapılar, hiyerarşinin en altında, sınırlı etki ve yetkiyle konumlandırılıyor.
Daha da endişe verici olan ise Trump’ın iki Beyaz Saray danışmanı Aryeh Lightstone ve Josh Gruenbaum’u kıdemli danışman olarak ataması.
Lightstone’un geçmişi özellikle dikkat çekiyor: İsrail’in yerleşim politikalarının güçlü bir savunucusu olarak biliniyor ve daha önce Gazze’de yardım bekleyen sivillerin ölümüne yol açan girişimlerle ilişkilendirilmişti.
Bağımsız Amerikalı gazeteci ve jeopolitik analist Patrick Henningsen, bu yapıyı “bir ucube” olarak tanımladı.
Henningsen, Cyprus Mail’e gönderdiği e-postada şunları yazdı:
“Bu sözde Barış Kurulu, Filistin halkını tamamen dışlayarak diplomasi ve uluslararası hukuku özelleştirme girişimidir. Bu nedenle başarısız olmaya mahkûmdur.”
Sonuç olarak, Kıbrıs da dâhil olmak üzere büyük Avrupa devletleri, Rusya ve Çin bu girişime mesafeli duruyor.
Henningsen’in ifadesiyle:
“Bu, şatafatlı bir manşet üretmekten başka pek bir değer taşımayan, gösterişli ama içi boş bir girişim.”












