“Falyalı UBP’yi maddi olarak destekliyor”

"Falyalı sürekli UBP yönetiminin en üst kademeleri ile birlikte anılan bir isim oldu. Her düzeydeki seçimlerde UBP’yi tüm maddi imkânlarıyla desteklediği herkesçe biliniyor"

TVPLUS

Adalı cinayetininin Türk devleti adına yetkili kılınmış faşistlerin yeraltı örgütleri işbirliğiyle işlendiğinin ortaya çıktığını söyleyen 4. Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Adalı cinayeti gibi Falyalı hakkındaki iddiaların da araştırılması gerektiğini söyledi. Halil Falyalı’nın sürekli olarak Ulusal Birlik Partisi (UBP) yönetiminin en üst kademeleri ile birlikte anılan bir isim olduğunu ifade eden Akıncı, koruyucu zırhın kalkması gerektiğini vurguladı.

BirGün gazetesinden İbrahim Varlı’nın haberine göre Kuzey Kıbrıs yönetimi ve AKP iktidarı suç örgütü elebaşısı Sedat Peker’in itiraflarıyla ortaya saçılan siyaset-ticaret-mafya üçgenindeki kirli ilişkiler ağını görmezden gelme konusunda ittifak içinde. Erdoğan ve AKP uyuşturucu ticaretinden kumarhanelere, Suriye’ye silah gönderilmesinden siyasi cinayetlere kadar ortaya saçılan itirafları komplolara bağlarken “yavru vatan”da da benzer bir inkâr söz konusu. Her iki kesimde de toplumsal muhalefet iddiaların derinlemesine araştırılmasını ve aydınlatılmasını talep ederken Kuzey Kıbrıs ve Türkiye’de yönetimler el birliğiyle işin üstünü örtme gayretinde. Kuzey Kıbrıs Başbakanı Ersan Saner, Kutlu Adalı cinayeti için “Bir iddia üzerine bu kadar gündeme gelmesi doğru değil!” ifadelerini kullanırken Cumhurbaşkanı Ersin Tatar da Adalı cinayetiyle ilgili “siyasi bir gündem yaratmaya çalışanlar olduğunu” ileri sürdü.

VAHŞETİN HESABI SORULMALI
KKTC 4. Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Kutlu Adalı cinayeti ve uyuşturucu trafiği ve kara para iddialarının merkezindeki Halil Falyalı ile ilgili BirGün’e konuştu. Yeni bulgular ışığında sonuna kadar gidilerek Kutlu Adalı cinayetinin her yönüyle aydınlığa kavuşturulması gerektiğini kaydeden Akıncı, “Kutlu Adalı hunharca katledildiği zaman, bunun siyasi bir cinayet olduğunu, yeraltı örgütü işi olduğu ve aydınlatılması için sadece Kıbrıs’taki yöneticilere değil Türkiye yönetimlerine de sorumluluk düştüğünü söylemiştik. Aradan yıllar geçtikçe bu konuda toplumsal bir yüzleşmeye ihtiyacımız olduğu, karanlık güçler deyip arkasını getiremediğimizi, elde delil olmayınca belki daha açık konuşulamadığını ama hemen herkesin bu cinayetin arkasındaki güçleri tahmin edebildiğini söyleyegeldik” dedi.

CANAVAR RUHLU FAŞİSTLER
Sedat Peker’in itirafları ve sonrasında kardeşi Atilla Peker’in daha somut olarak olayı anlatması Kutlu Adalı cinayetinin yeniden gündeme gelmesini sağladığını kaydeden Akıncı, “Bu cinayeti, benzeri birçok cinayetteki gibi, Türk devleti adına görev yapmakla yetkili kılınmış canavar ruhlu faşistlerin Türkiye’nin yeraltı- mafya örgütleri ile iş birliği içinde işledikleri yapılan açıklamalardan ortaya çıkmış bulunuyor. Artık tahmin değil yüzleşilmesi gereken gerçekle karşı karşıyayız. Bu vahşetin hesabı verilmelidir” ifadelerini kullandı.

RUMLARIN OLDUĞUNU HİÇBİR ZAMAN DÜŞÜNMEDİK
Akıncı şöyle konuştu: “Bu cinayet işlendiği andan itibaren hemen herkes tarafından siyasi bir cinayet olarak algılanmış, merhum Kutlu Adalı’nın belirttiği görüş ve düşünceler nedeniyle katledildiği düşünülmüş ve bu cinayetin ardında Türkiye’nin derin devletinin olduğu kanaati hakim olmuştu. Dolayısıyla, Kıbrıslı Türklerin hemen hiçbiri bu işin altında Rumların olduğunu hiçbir zaman düşünmedi. Bunu bir tek seslendiren dönemin Cumhurbaşkanı Denktaş oldu. Yapılan bu itiraflardan ve bu itiraflarda ifade edilen somut isimler belirtildikten sonra, bu olayın üzerine yeniden gidilmeli ve bu cinayet aydınlanmalıdır. Bu somut ifadeler ve somut isimler ortaya çıktıktan sonra bile konuyu yine kapatma yönüne gitmek, kabul edilebilecek bir durum olamaz.”

FALYALI SİYASETİ FİNANSE EDİYOR
Akıncı, uyuşturucu trafiğini ve kara parayı aklamakla itham edilen Halil Falyalı ile ilgili de şöyle dedi: “Kuzey Kıbrıs’ın bir takım kirli ilişkilerin yer aldığı bir yer haline dönüşmesi Kıbrıs Türk halkına yapılan en büyük kötülüktür. Kumarhane ve gece kulüplerinin ön planda olduğu yerlerde uyuşturucu, kara para aklama ve mafya ilişkilerinin de gündeme gelmesi kaçınılmaz. Halil Falyalı sürekli olarak Ulusal Birlik Partisi (UBP) yönetiminin en üst kademeleri ile birlikte anılan bir isim olmuştur. Her düzeydeki seçimlerde UBP’yi tüm maddi imkânlarıyla desteklediği herkesçe biliniyor. Çeşitli kirli ve yasadışı ilişkilerin Halil Falyalı ismiyle de bağlantılı olduğu yönünde iddiaların olduğu biliniyor. Koruyucu zırh bu veya benzeri kişiler için değil toplum için gereklidir. Tıpkı Kutlu Adalı cinayetinde olduğu gibi bu konuda da daha somut bilgi ve belge söz konusuysa bunların da ortaya çıkıp adalete intikal ettirilmesi zorunludur.”

Kaynak: BirGün

Haberin yayımlanmasının ardından 4. Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı sosyal medya hesabından şu paylaşımı yaptı:

“Birgün gazetesinin sorularına aynen yayımlanmak kaydı ile verdiğim cevap aşağıdaki gibidir:

‘Sedat Peker’in itirafları ve sonrasında kardeşi Atilla Peker’in daha somut olarak olayı anlatması Kutlu Adalı cinayetinin yeniden gündeme gelmesini sağladı. Bu cinayet, işlendiği andan itibaren hemen herkes tarafından siyasi bir cinayet olarak algılanmış, merhum Kutlu Adalı’nın belirttiği görüş ve düşünceler nedeniyle katledildiği düşünülmüş ve bu cinayetin ardında Türkiye’nin derin devletinin olduğu kanaati hakim olmuştu. Dolayısıyla, Kıbrıslı Türklerin hemen hiçbiri bu işin altında Rumların olduğunu hiçbir zaman düşünmedi. Bunu bir tek seslendiren dönemin Cumhurbaşkanı Sn. Denktaş oldu. Şimdilerde de herhalde, yine ondan esinlenerek, eskiden burada görev yapmış bazı emekli komutanların aynı imada bulunduklarını görüyoruz. Buna inanacak bir Allahın kulu bulunmaz. Dolayısıyla yapılan bu itiraflardan ve bu itiraflarda ifade edilen somut isimler belirtildikten sonra, elbette bu olayın üzerine yeniden gidilmeli ve bu cinayet aydınlanmalıdır. Bu somut ifadeler ve somut isimler ortaya çıktıktan sonra bile konuyu yine kapatma yönüne gitmek, kabul edilebilecek bir durum olamaz.
Bunun yanında, Kuzey Kıbrıs’ın bir takım kirli ilişkilerin yer aldığı bir yer haline dönüşmesi Kıbrıs Türk Halkına yapılan en büyük kötlüktür. Kumarhane-bet ofisi-gece kulüpleri Kıbrıs Türk toplumunun turizmi ve kalkınması için gerekli olan araçlar değildir. Kuzey Kıbrıs iklimi, tarihi ve kültürel varlıkları, güzel ve bakir sahilleri, Akdeniz mutfağı ve doğal güzellikleri ile gerçek anlamda bir turizm cenneti olabilecek potansiyele sahiptir. Kumarhane ve gece kulüplerinin ön planda olduğu yerlerde uyuşturucu, kara para aklama ve mafya ilişkilerinin de gündeme gelmesi kaçınılmazdır. Halil Falyalı ismiyle ile ilgili olarak da şunu söyleyebilirim; bu kişi iç siyasetimizde sürekli olarak UBP yönetiminin en üst kademeleri ile birlikte anılan bir isim olmuştur. Her düzeydeki seçimlerde UBP’yi tüm maddi imkanlarıyla desteklediği herkesçe bilinmektedir. Söz konusu kişiyle 45 yıllık siyasi hayatımda herhangi bir ilgim ve ilişkim olmamıştır. Bunun ötesinde çeşitli kirli ve yasadışı ilişkilerin Halil Falyalı ismiyle de bağlantılı olduğu yönünde iddiaların olduğu bilinmektedir. Ne var ki bu konuda daha ileri bir şey söylemek ya da adım atabilmek için en azından benim elimde herhangi bir veri olmadığını ifade etmek isterim. Elimde yeterli bilgi ve belge olmadan herhangi bir konuda kesin ifadede bulunmak hiçbir dönemde siyaset tarzım olmamıştır. Ancak şunu da ifade etmek isterim ki elde yeterli bilgi belge olduğu taktirde söz konusu kişi veya herhangi başka birinin korunması asla söz konusu olmamalı. Koruyucu zırh bu veya benzeri kişiler için değil toplum için gereklidir. Bu bağlamda tıpkı Kutlu Adalı cinayetinde olduğu gibi bu konuda da daha somut bilgi ve belge söz konusuysa bunların da ortaya çıkıp adalete intikal ettirilmesi zorunludur.
AKP iktidarının, neredeyse Türkiye devletinin tüm kurumlarını devreye sokarak Cumhurbaşkanı seçimlerine müdahale ettiği bir gerçektir. Üstelik bu durum KKTC’nin ayrı bağımsız egemen devlet olarak tanınması talebinin yapıldığı bir dönemde yaşanmıştır. Lefkoşa’daki TC Büyükelçiliği bir seçim karargahı olarak kullanılmıştır. Türkiye’yi bugün yönetenlerin gözünde Kuzey Kıbrıs bir vilayetten öte bir yer değildir. Tüm tavırlar, eylemler ve söylemler bu yöndedir. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra hükümet partisinin kurultayına yapılan müdahale ve bilahare KKTC yargısına yönelik alınan tavır bunun son zamanlardaki somut kanıtlarıdır. Kuzey Kıbrıs’ın bir çözüm çerçevesinde federal bir yapıya kavuşması ve uluslararası hukuğun içinde yer alması istenmemektedir. İzlenen nüfus politikasıyla da vilayetleştirme siyasetinin alt yapısı oluşturulmaktadır. Ne yazık ki Rum tarafında izlenen hakim siyaset de bu gelişmelere yardımcı olmaktadır”

Girne Belediyesi