Ortak mücadele vermeden başarmak mümkün değil

Pandemi gündemiyle bir yılı doldurduk.

Biliyorum bu konuyu deşmek, konuşmak herkes için artık korkunç derecede can sıkıntısı yaratmaya başladı.

İşin sağlık konusu yanında bir de virüs öne sürülerek kişisel ve toplumsal hak ve özgürlüklerin kısıtlandığı, milliyetçi-faşist iktidarların bu ortamı kendi ideolojileri doğrultusunda kullandığı günlere tanıklık ediyoruz.

Akdenizin yüzlerce adasının içinde olup, bu iç denizin en doğusunda yaşam sürmeye çalışan adalılar olarak büyük alt üst oluşları yaşarken tam da bu günlerde iki tarafı yöneten çağ dışı kalmış anlayışların, ırkçı ve ayrımcı yönetimlerinin kurbanı oluyoruz.
Asırlardır bu adada Müslüman – Hristiyan, ya da Türk – Rum – Ermeni – Maroni olarak yan yana, hatta iç içe yaşayıp birçok salgın ya da bulaşıcı hastalığa ortak çözümler üreten bizler, şimdilerde kendi başına çırpınıp bir virüsle baş edemeyen bir noktayız.
19. yüzyılın içinde “Lepra (Cüzzam ya da Miskin hastalığı olarak da biliniyor)”, 20. Yüzyılın ilk yarısında körlüğe sebep olan “Trahom” ile ciddi bir enfeksiyon hastalığı “Sıtma (Malarya)” ve nihayetinde yüzyılın sonunda “Talesemi (Akdeniz Anemisi)” hastalıklarında ciddi olarak ada toplumları, doktor ve sağlıkçılar birlikte, ortak olarak mücadele ettiler. Şimdilerde tamamen eradike edilen ya da artık görülmeyen bu hastalıklardaki ortak hareket ve başarı öykülerinden eser yok.

İş ola konuşan sözde liderlerin altında kurulan sağlık komiteleri aslında var mı, yok mu belli bile değil. İki toplumun başında bulunanlar, ‘ayrılığı nasıl pekiştiririz’ peşindeler.

Ama toplumlarımız, insanlarımız, esnafımız ve işçimiz virüs bahane edilerek gün geçtikçe yaratılan ayrılıkçı ve düşmanca bir yapının kurbanları oluyorlar.

Pandemi krizine kadar zaten tam olarak entegre olamayan sosyal ve ekonomik yaşam, son bir yıl içinde tekrardan iki liderin sürdürdüğü politikalar neticesinde keskin şekilde ayrışmaya başladı. Şuan için buna dur diyebilecek siyasi bir hareketten yüksek sesle bahsetmemiz mümkün değil. Çok azı dışında sivil toplum sessiz. Canı yanan işçiler ve emekçiler dışında ses veren yok.
Kamuoyu önderliğine soyunanlar, sosyal medyada boy gösterenler, insanları sürekli virüsle ürkütüp, kapanma dışında öneri yapmayanlar da bu durumda milliyetçi, ırkçı ve şoven iktidarların ekmeğine yağ sürüyorlar.

Çözüm din, ırk ve her türlü ayırımı bir yana bırakarak, adanın mevcut siyasi çözümsüzlüğü içinde her kesimin ortak hareketini zorlamakla olacak.

Ve unutulmasın ki bunu zorlamayan her yapının, bizi bekleyen sosyal ve ekonomik alt üst oluştan payı olacak.