“Gazetecilerle başlayan cezalandırma süreci akademisyenlere, sendikalara ve yurttaşlara kadar genişleyebilir”

Basın-Sen ile Kıbrıs Türk Gazeteciler Birliği, “masumiyet karinesi” düzenlemesinin basın özgürlüğünü daraltacağını belirterek, gazetecilerle başlayan cezalandırma sürecinin toplumun diğer kesimlerine de yayılabileceği uyarısında bulundu.

Bugün Kıbrıs

Basın Emekçileri Sendikası (Basın-Sen) ile Kıbrıs Türk Gazeteciler Birliği (KTGB), Ceza Muhakemeleri Usulü değişikliğine ilişkin yayımladıkları ortak açıklamada, düzenlemenin yalnızca basını değil, toplumun tamamını etkileyebilecek bir susturma mekanizmasına dönüşebileceği uyarısında bulundu.

Ortak açıklamada, son dönemde gündeme gelen Bilişim Suçları Yasası ve Ceza Yasası değişiklikleriyle birlikte internet yayınları, sosyal medya paylaşımları, haber içerikleri ve düşünce açıklamalarının giderek daha fazla cezai yaptırım tehdidi altına alındığı belirtildi.

Açıklamada, “Gazetecilerle başlayan cezalandırma sürecinin zamanla akademisyenlere, sendikalara, aktivistlere, yurttaşlara ve muhalif görüş açıklayan herkese doğru genişletilmesi riski artık açık biçimde görülmektedir” denildi.

Basın örgütleri, dünyanın birçok ülkesinde önce “yalan haber”, ardından “kamu düzeni” ve “milli güvenlik” gerekçeleriyle getirilen düzenlemelerin zaman içinde ifade özgürlüğünü daraltan baskı araçlarına dönüştüğünü kaydetti.

“Bugün Rusya’dan Macaristan’a, Türkiye’den çeşitli otoriter rejimlere kadar birçok örnek, basını susturmanın hiçbir zaman yalnızca basını susturmakla sınırlı kalmadığını göstermektedir” ifadelerine yer verilen açıklamada, “Basının susturulduğu yerde halk konuşamaz. Halkın konuşamadığı yerde ise hukuk, yalnızca güçlülerin lehine çalışan bir mekanizmaya dönüşür” denildi.

“ETİK, HAPİS TEHDİDİYLE İNŞA EDİLEMEZ”
Basın-Sen ile KTGB, kamuoyunda “masumiyet karinesi” ve “adil yargılanma hakkı” söylemleri üzerinden tartışılan düzenlemenin, gerçekte basın özgürlüğü ile halkın haber alma hakkını daraltacağını ifade etti.

Ortak açıklamada, mevcut düzenlemenin peşin hükümlü yayınları ya da yargıyı etkileyebilecek yayın biçimlerini hedef almak yerine, isim ve fotoğraf kullanımını cezai yaptırım konusu haline getirdiği belirtildi.

“Oysa bir kişiyi suçlu ilan etmekle, kamu yararı taşıyan bir olayda kişinin kimliğini haberleştirmek aynı şey değildir” denilen açıklamada şu örnek verildi:

“Örneğin ‘katil yakalandı’ şeklindeki bir ifade, isim kullanılmasa dahi masumiyet karinesini ihlal edebilir. Buna karşılık ‘zanlı mahkemeye çıkarıldı’ ifadesi, kişi adı açık olsa bile hukuki sınırlar içinde kalabilir.”

Açıklamada, “Çözüm gazeteciliği suç haline getirmek değildir” ifadeleri kullanıldı.

Basın örgütleri, etik gazeteciliğin ceza tehdidiyle korunamayacağını da vurguladı.

“Bir gazeteciyi bir yıllık hapis tehdidiyle karşı karşıya bırakmak etik üretmez. Otosansür üretir” denilen açıklamada, gazetecilerin artık yalnızca haberi değil, hapis riskini de düşünmek zorunda kalacağı kaydedildi.

“SOSYAL MEDYA KAOSUNUN FATURASI BASINA KESİLEMEZ”
Ortak açıklamada, yasa savunusunda sosyal medya linci, dijital zorbalık ve nefret kültürünün öne çıkarıldığına dikkat çekilerek, çözüm olarak gazetecilerin hapis tehdidiyle karşı karşıya bırakılmasının ciddi bir çelişki olduğu ifade edildi.

“Sosyal medya kullanıcıları ile gazetecilik faaliyetini aynı kefeye koymak demokratik toplum açısından son derece tehlikelidir” denilen açıklamada, haberlerin altına yapılan yorumlardan gazetecilerin sorumlu tutulamayacağı belirtildi.

Gerçek çözümün etik dışı dijital yayınlara yönelik etkili mekanizmalar kurulması, unutulma hakkının geliştirilmesi, dijital platformların sorumluluğunun artırılması ve kişilik haklarını ihlal eden yayınlara karşı hızlı hukuki koruma sağlanması olduğu ifade edildi.

“KAMUYA MAL OLMUŞ KİŞİ” TARTIŞMASINA TEPKİ
Basın örgütleri, yasa tartışmaları sırasında gündeme gelen “kamuya mal olmuş kişiler için istisna getirilebilir” yaklaşımının da sorunlu olduğunu belirtti.

Açıklamada, gazeteciliğin temel ölçütünün kişinin ünlü olup olmaması değil, olayın kamusal niteliği ve toplumun bilgi edinme hakkı olduğu vurgulandı.

“Bir bakanın, bürokratın, iş insanının, sendika yöneticisinin veya herhangi bir yurttaşın dahil olduğu olay, eğer kamusal sonuçlar doğuruyorsa haber değeri taşır” denilen açıklamada, “kamuya mal olmuş kişi” kavramının hukuki belirsizlik yaratacağı ifade edildi.

Kıbrıs’ın kuzeyi gibi küçük toplumlarda isim yasaklarının dedikodu ve spekülasyon kültürünü büyüteceği belirtilen açıklamada, “Gazetecilik açık bilgiyle çalışır. İmalı karanlıkla değil” ifadelerine yer verildi.

“KAMUOYU EN KRİTİK ANDA KARANLIKTA BIRAKILMAK İSTENİYOR”
Basın-Sen ile KTGB, yasa savunusunda dile getirilen “yasak yalnızca yargılama süreci boyunca geçerlidir” yaklaşımına da tepki gösterdi.

Açıklamada, toplumun bilgiye en çok ihtiyaç duyduğu dönemin soruşturma ve yargılama süreçleri olduğu belirtilerek, polis uygulamalarının hukuka uygun olup olmadığı, tutuklamaların keyfi olup olmadığı ve kamusal gücün kötüye kullanılıp kullanılmadığının tam da bu süreçlerde denetlenebileceği ifade edildi.

George Floyd davası ile Fransa’daki polis şiddeti tartışmalarına da atıfta bulunulan açıklamada, kamusal görünürlüğün devlet gücünün sorgulanabilmesini sağladığı kaydedildi.

“BU YASA MADDESİNE TAMAMEN KARŞIYIZ”
Ortak açıklamanın sonunda Basın-Sen ile KTGB, düzenlemeye “kısmi değil ilkesel olarak karşı” olduklarını belirtti.

“İsim ve fotoğraf yasağını cezai yaptırımla dayatan, gazeteciliği hapis tehdidi altına sokan ve kamusal görünürlüğü sınırlandıran bu anlayış, demokratik toplum ilkeleriyle bağdaşmamaktadır” denilen açıklamada, bu düzenlemenin basın özgürlüğüne, kamunun haber alma hakkına, şeffaflığa ve demokratik denetime zarar verdiği ifade edildi.

Açıklama, “Özgürlükler, yasakları biraz yumuşatarak değil, ifade alanını genişleterek korunur” ifadeleriyle sona erdi.

DAUSEN

DAUSEN

Girne Belediyesi

Girne Belediyesi

Gönyeli Alayköy Belediyesi

Gönyeli Alayköy Belediyesi