Sıra Kıbrıs’ta mı? I Türkiye yeni pakete çağrılıyor
Washington, 2019’da Türkiye’yi dışarıda bırakarak kurduğu Doğu Akdeniz enerji-güvenlik mimarisini korurken, şimdi Ankara’yı da içine alacak daha geniş bir bölgesel paket üzerinde çalışıyor. Tom Barrack’ın Antalya’daki çıkışı, Trump’ın Türkiye’yi İbrahim Anlaşmaları hattına çağırması ve Kıbrıs’ta yeniden hızlanan diplomasi trafiği, aynı jeopolitik yeniden yazımın parçaları olarak okunuyor.
Sıra Kıbrıs’ta mı? I Türkiye yeni pakete çağrılıyor
Washington, 2019’da Türkiye’yi dışarıda bırakarak kurduğu Doğu Akdeniz enerji-güvenlik mimarisini korurken, şimdi Ankara’yı da içine alacak daha geniş bir bölgesel paket üzerinde çalışıyor. Tom Barrack’ın Antalya’daki çıkışı, Trump’ın Türkiye’yi İbrahim Anlaşmaları hattına çağırması ve Kıbrıs’ta yeniden hızlanan diplomasi trafiği, aynı jeopolitik yeniden yazımın parçaları olarak okunuyor.
Bugün Kıbrıs – Analiz
ABD, 2019’da Türkiye’yi dışarıda bırakarak kurduğu Doğu Akdeniz denkleminden vazgeçmedi. İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs merkezli enerji-güvenlik hattı yerinde duruyor. Değişen şey, bu hattın çözülmesi değil; üzerine yeni bir bölgesel kat çıkılmak istenmesi. Şimdi Washington, aynı mimarinin üstüne Türkiye’yi de ekleyecek daha geniş bir Ortadoğu paketi kurmaya çalışıyor. Ankara’ya yeni rol aranırken, Kıbrıs dosyası da yeniden ısınıyor.
Bu yüzden son haftalarda peş peşe gelen sinyalleri birbirinden bağımsız başlıklar gibi okumak yanıltıcı olur. Tom Barrack’ın Antalya Diplomasi Forumu’nda verdiği mesajlar, Trump’ın Türkiye’yi İbrahim Anlaşmaları hattına çağırması, İran dosyasında tansiyonun düşmesi ve Kıbrıs’ta yeniden hızlanan diplomasi trafiği aynı stratejik fotoğrafın parçalarıdır. Washington bölgede yeni bir rol dağılımı yapıyor. Türkiye bu tabloda artık sadece dışlanan ülke değil; yeniden sisteme alınmak istenen ama bunun karşılığında ne vereceği ve hangi dosyada nasıl konumlanacağı tartışılan ülke haline geliyor.
ESKİ PLAN ÇÖPE ATILMADI
Doğu Akdeniz’de yıllardır kurulan Türkiye’siz eksen hâlâ yürürlükte. İsrail-Yunanistan-Güney Kıbrıs hattı enerji, güvenlik ve diplomasi başlıklarında korunuyor. O nedenle bugün yaşananı “Türkiye geri döndü” diye okumak erken olur. Doğru okuma şu: Washington eski planı bozmadı; onu daha geniş bir bölgesel pazarlığın içine yerleştirmeye başladı.
Başka bir deyişle, Türkiye’ye açılan kapı eski denklemin yıkılmasıyla değil, yeni denklemin genişlemesiyle açılıyor. Ankara’nın yeniden oyuna alınması, Washington’ın Türkiye’ye duyduğu ani sempatiden değil; Türkiye’siz kurulacak yeni Ortadoğu düzeninin eksik ve kırılgan kalacak olmasından kaynaklanıyor.
BARRACK MESAJI: DIŞLAMAYLA OLMUYOR
Tom Barrack’ın Antalya’daki sözleri tam da bu yüzden önemliydi. Barrack, Türkiye’yi dışarıda bırakmanın çözüm olmadığını ima etti. S-400 ve F-35 gibi yıllardır Ankara’yı cezalandırma başlığı olarak kullanılan dosyalarda yumuşama sinyali verdi. Daha önemlisi, Türkiye’yi yalnızca sorun çıkaran bir ülke gibi değil; sisteme yeniden bağlanması gereken stratejik aktör gibi tarif etti.
Bu ton değişikliği rastlantı değil. Çünkü Washington’ın önünde artık daha büyük bir denklem var: İran sonrası denge, İsrail merkezli güvenlik mimarisi, Körfez normalleşmesi, Suriye dosyası, enerji koridorları ve Avrupa bağlantısı. Bu denklemin içinde Türkiye’yi sonsuza kadar kapının dışında tutmak gerçekçi görünmüyor. Ankara’ya yeni rol yazılmasının nedeni de bu.
İBRAHİM ANLAŞMALARI ÇAĞRISI YENİ DÖNEMİN ŞİFRESİ
Trump’ın Türkiye’yi İbrahim Anlaşmaları hattına çağırması, bu değişimin en açık siyasi işaretlerinden biri oldu. Bu çağrı yalnızca diplomatik bir jest değil; Washington’ın Türkiye’yi yeni bölgesel paketin potansiyel parçası olarak gördüğünü gösteriyor.
Elbette bu, yarın sabah Ankara ile Tel Aviv arasında güllük gülistanlık bir normalleşme olacağı anlamına gelmiyor. Gazze savaşı sonrası siyasi iklim son derece sert. Türkiye kamuoyundaki tepki güçlü. İsrail’le açık yakınlaşma bugün için kolay değil. Ama Washington’ın baktığı yer bugünün sert söylemi değil, yarının kurulacak mimarisi. O mimaride Türkiye’ye yer açılmak istendiği artık daha görünür.
Bu yüzden esas soru “Türkiye çağrıldı mı?” değil; “Türkiye hangi başlıklarda, hangi tavizlerle ve hangi rol karşılığında sisteme alınacak?” sorusudur. Ve tam bu noktada Kıbrıs devreye giriyor.
KIBRIS ÇÖZÜM DOSYASI OLMAKTAN ÇIKIYOR
Kıbrıs artık sadece tarihsel bir anlaşmazlık ya da iki toplum arasında çözüm bekleyen ada sorunu olarak okunamaz. Bugün ada, Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkileri, İsrail’le yeni denge, enerji koridorları, Doğu Akdeniz’deki güç paylaşımı ve bölgesel normalleşme planlarının kesişme alanı haline geliyor.
Holguín-Fidan görüşmesine atfedilen önem, yaz aylarında gündeme gelen genişletilmiş toplantı hazırlıkları ve Ankara’nın tutumuna verilen kritik rol bunun işaretidir. Kıbrıs masasında yaşanan hareketlilik yalnızca “çözüm arayışı” değildir; daha büyük bir bölgesel dizaynın eşik süreci gibi görünmektedir.
Çünkü Türkiye’ye yeni rol verilecekse, bunun en uygun dosyalarından biri Kıbrıs olabilir. Ankara’nın Avrupa’yla yeniden işlevsel ilişki kurması, Doğu Akdeniz enerji denklemine bir biçimde eklemlenmesi ve İsrail hattında doğrudan ya da dolaylı dengeye çekilmesi için Kıbrıs, hem baskı hem pazarlık hem de geçiş zemini işlevi görebilir.
ASIL SORU: ÇÖZÜM MÜ, PAKET Mİ?
Önümüzdeki dönemde Kıbrıs’ta yeniden hızlanacak diplomasi, gerçekten adil ve kalıcı bir çözüm arayışı mı olacak? Yoksa daha büyük bir bölgesel paketin satılabilir başlığına mı dönüşecek?
Bugünkü tablo ikinci ihtimali küçümsememeyi gerektiriyor. Çünkü ortada giderek netleşen bir rol dağılımı var. İran dosyasındaki yumuşama, Körfez hattındaki yeniden dengeleme, İsrail merkezli güvenlik mimarisi, Türkiye’ye yeni işlev aranması ve AB-Türkiye hattındaki dikkatli açılma birbirinden bağımsız süreçler değil. Kıbrıs ise bu denklemde yeniden devreye sokulan kritik dosya gibi duruyor.
Bu nedenle bugün sormamız gereken soru yalnızca “Kıbrıs’ta çözüm olur mu?” değildir. Asıl soru şudur: Kıbrıs’a nasıl bir çözüm, kimin ihtiyacı için ve hangi bölgesel düzenin parçası olarak dayatılacak?
SON SÖZ
Washington eski planı bozmuyor. Genişletiyor.
Türkiye’ye yeni rol aranıyor.
Kıbrıs yeniden açılıyor.
Ve ada, bir kez daha kendi iç dinamiklerinden çok, büyük güçlerin yeni jeopolitik hesabının merkezine itiliyor.
Belki gerçekten sıra Kıbrıs’tadır.
Ama görünen o ki bu kez masaya gelen şey yalnızca çözüm değil; daha büyük bir paketin ta kendisidir.
(Haberdeki görsel yapay zeka yardımıyla üretilmiştir.)
NOT: Öte yandan BM Genel Sekreteri’nin Kişisel Temsilcisi Maria Angela Holguin’in bugün Ankara’da Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’la yapacağı görüşme, Kıbrıs sorununda yeni gayriresmi beşli toplantı sürecinin en kritik eşiği olarak görülüyor. BM kulislerinde, bundan sonraki adımların büyük ölçüde Ankara’nın tutumuna bağlı olduğu değerlendirmesi yapılıyor.














