RT analizi: Erdoğan’ı erken seçime zorlayan “kusursuz fırtına”da Kıbrıs da var
Rusya merkezli RT’de yayımlanan analizde, ekonomik sıkışma, muhalefetin yeniden yapılanması ve bölgesel gerilimlerin Erdoğan yönetimini 2027’nin ilk yarısında erken seçime yöneltebileceği belirtildi. Ankara’nın “en eski ve kurumsal olarak en kökleşmiş anlaşmazlığı” olarak tanımlanan Kıbrıs sorununun da bir kez daha Türkiye’nin siyasi ve seçim takvimini beklemek zorunda kalabileceğine işaret edildi.
RT analizi: Erdoğan’ı erken seçime zorlayan “kusursuz fırtına”da Kıbrıs da var
Rusya merkezli RT’de yayımlanan analizde, ekonomik sıkışma, muhalefetin yeniden yapılanması ve bölgesel gerilimlerin Erdoğan yönetimini 2027’nin ilk yarısında erken seçime yöneltebileceği belirtildi. Ankara’nın “en eski ve kurumsal olarak en kökleşmiş anlaşmazlığı” olarak tanımlanan Kıbrıs sorununun da bir kez daha Türkiye’nin siyasi ve seçim takvimini beklemek zorunda kalabileceğine işaret edildi.
Bugün Kıbrıs
RT analizi: Erdoğan’ı erken seçime zorlayan “kusursuz fırtına”da Kıbrıs da var
Türkiye’de ağırlaşan ekonomik sorunlar, yeniden şekillenen muhalefet ve çözümsüz kalan dış politika dosyaları iktidarın hareket alanını daraltıyor. Erdoğan yönetiminin 2027’nin ilk yarısında erken seçime yönelebileceği öne sürülürken Kıbrıs sorunu, Ankara’nın yönetmek zorunda olduğu en eski ve kurumsal olarak en kökleşmiş anlaşmazlık olarak gösterildi.
Moskova merkezli Ortadoğu Araştırmaları Merkezi Başkan Yardımcısı Mishel Bychkova tarafından kaleme alınan analizde; Türkiye ekonomisindeki daralma, muhalefetin yeniden yapılanması, Kürt sorununun çözümsüzlüğü ve dış politikadaki gerilimler birlikte değerlendirildi.
Bychkova, bütün bu gelişmelerin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve iktidar ortaklarını seçim takvimini öne almaya yöneltebileceğini yazdı. Analize göre en güçlü ihtimal, seçimlerin ekonomik baskı daha fazla artmadan ve muhalefet yeni yapısını sağlamlaştırmadan 2027’nin ilk yarısında yapılması.
“POLİTİKAYI DEĞİL, SİYASİ HAYATTA KALMA MÜCADELESİ BELİRLEYECEK”
Analizde Türkiye siyasetinin hızlı bir yeniden yapılanma sürecine girdiği belirtildi.
Özgür Özel’in yeni bir siyasi parti kurulacağını açıklamasının, milletvekillerinin olağan bir parti değiştirme girişimi olarak değerlendirilemeyeceği savunuldu. Bu hamlenin, CHP üzerindeki hukuki baskılar ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden parti liderliğine getirilmesi karşısında oluşturulan bir “yedek platform” niteliği taşıdığı kaydedildi.
Yaklaşık 85 milletvekilinin Özel’le hareket etmesi halinde kurulacak partinin Meclis’in ikinci büyük grubu olacağı, CHP’nin ise dördüncü veya beşinci sıraya gerileyebileceği belirtildi.
Analizde, Türkiye’nin yavaşlayan ekonomisi, gergin bölgesel ortamı ve çözülemeyen Kürt sorunu dikkate alındığında yeni siyasi oluşumun yalnızca muhalefet içindeki bir değişiklik olarak görülemeyeceği ifade edildi.
Bychkova, gelişmeleri şu değerlendirmeyle özetledi:
“Bütün parçalar birlikte ele alındığında Ankara, gelişmelerin hızını politikaların değil, siyasi hayatta kalma mücadelesinin belirleyeceği bir döneme giriyor.”
EKONOMİDE HAREKET ALANI DARALIYOR
RT analizinde, Türkiye ekonomisinin giderek daralan bir hareket alanıyla karşı karşıya kaldığı belirtildi.
Türkiye’de bankacılık sektörünün zor bir ikinci çeyreğe doğru ilerlediği, yüksek enflasyon beklentileri ve sıkı para politikasının finansman maliyetini artırması nedeniyle bankaların net kârlarının yüzde 20’den fazla gerilemesinin beklendiği kaydedildi.
Bankaların uzun süredir tüketici harcamalarının ve ekonomik büyümenin desteklenmesinde önemli rol oynadığına işaret edilen analizde, iktidarın dayandığı ekonomik tamponun zayıfladığı savunuldu.
Türk şirketlerinin döviz cinsinden yükümlülüklerinin mayıs ayında 392,4 milyar dolara ulaştığı ve bunun 2013 yılından bu yana kaydedilen en yüksek seviye olduğu belirtildi. Şirketlerin net döviz açığının da 204,4 milyar dolara yükseldiği aktarıldı.
Analize göre bu rakamlar, özel sektörü Türk lirasındaki olası değer kayıplarına karşı giderek daha kırılgan hale getiriyor.
MERKEZ BANKASI İKİ YÖNLÜ BASKI ALTINDA
RT, Türkiye’de ekonomi yönetiminin önünde kolay bir seçenek kalmadığını belirtti.
Para politikasının daha fazla sıkılaştırılmasının Türk lirasını koruyabileceği ancak büyümeyi baskılayarak seçmenlerin günlük yaşamında hissettiği ekonomik durgunluğu derinleştirebileceği kaydedildi.
Politikanın gevşetilmesinin ise enflasyonu yeniden hızlandırabileceği ve rekor düzeyde döviz yükümlülüğü taşıyan şirketler üzerindeki baskıyı artırabileceği ifade edildi.
Analizde şöyle denildi:
“Artık rahat bir orta yol yok; yalnızca her çeyrekte daha az bağışlayıcı hale gelen bir dizi tercih var.”
Türkiye’de para politikasının siyasi değerlendirmelerden bağımsız işlemediği savunulurken ekonomi yönetiminin yapacağı tercihlerin seçim hesabıyla birlikte şekilleneceği belirtildi.
KIBRIS, ANKARA’NIN YÖNETMEK ZORUNDA OLDUĞU CEPHELERDEN BİRİ
RT analizinde, Türkiye’nin dış politikasının da iktidara rahatlama alanı sunmadığı ifade edildi.
İsrail’le gerilimin çözülemediği, Yunanistan’la Ege ve deniz yetki alanları konusundaki anlaşmazlıkların sürdüğü, Kıbrıs sorununun ise onlarca yıldır olduğu gibi çözümsüzlüğünü koruduğu belirtildi.
Bu dosyaların her birinin, hükümetin ülke içindeki sorunlara odaklanmak istediği bir dönemde Ankara’dan dikkat ve kaynak talep ettiği vurgulandı.
Analizde, söz konusu anlaşmazlıkların yeni olmamasının mevcut durumu daha güvenli hale getirmediği, aksine bilinen gerilimlerin ciddi bir tırmanma yaşanana kadar zararsız kabul edilmesinin tehlike taşıdığı ifade edildi.
Ankara’nın bir yandan uzun süredir devam eden bölgesel anlaşmazlıkları yönetmeye, diğer yandan ekonomik daralma ve yeniden şekillenen muhalefetle mücadele etmeye çalıştığı kaydedildi.
“KIBRIS EN ESKİ VE EN KÖKLEŞMİŞ ANLAŞMAZLIK”
RT, Kıbrıs sorununa Türkiye’nin diğer dış politika dosyalarından ayrı bir önem verdi.
Kıbrıs, Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu anlaşmazlıkların “en eskisi ve kurumsal olarak en kökleşmiş olanı” şeklinde tanımlandı.
Sorunun Türkiye’de birden fazla hükümet dönemini geride bıraktığına dikkat çekilen analizde, mevcut iktidar döneminde de yakın vadede kapsamlı bir çözüm atılımının işaretlerinin görülmediği savunuldu.
RT analizinde Kıbrıs için şu değerlendirmeye yer verildi:
“Kıbrıs, bu anlaşmazlıkların en eskisi ve kurumsal olarak en kökleşmiş olanı olmaya devam ediyor; birden fazla Türkiye hükümetini geride bıraktı. Mevcut hükümet döneminde de ufukta bir çözüm atılımının işaretleri görünmüyor.”
Analizde Kıbrıs sorununun nasıl çözülebileceğine, federal veya iki devletli çözüm modellerine ya da tarafların mevcut pozisyonlarına ilişkin ayrıca bir değerlendirme yapılmadı. Kıbrıs, Ankara’nın iç siyasi ve ekonomik sorunlarla uğraşırken yönetmek zorunda olduğu uzun süreli dış politika dosyalarından biri olarak ele alındı.
YUNANİSTAN’LA GERİLİM NATO’YU DA İLGİLENDİRİYOR
Türkiye ile Yunanistan arasındaki anlaşmazlıkların egemenlik ve kaynak haklarıyla bağlantılı olduğu belirtilirken iki NATO ülkesinin geçmişte açık çatışmaya yaklaştığı hatırlatıldı.
Böyle bir gerilimin tırmanmasının, sorunun büyümeden yönetilmesini isteyen NATO müttefiklerini de devreye sokabileceği ifade edildi.
İsrail’le ilişkilerin ise ikili boyutunun ötesinde Türkiye’nin bölgedeki ve Batılı ortakları nezdindeki algısını etkilediği savunuldu. Batılı ülkelerin yaklaşımının yatırım ve finansman bakımından önem taşıdığı kaydedildi.
KÜRT SORUNU DA BASKIYI ARTIRIYOR
RT analizinde, dış politikadaki anlaşmazlıkların yanı sıra Türkiye içindeki Kürt sorununun da yeniden çözümsüzlüğe sürüklendiği öne sürüldü.
İktidar koalisyonunun taviz verilmesine karşı çıkan milliyetçi ortaklarla gelişmeleri yakından izleyen Kürt seçmenler arasında birden fazla kesimi aynı anda yönetmek zorunda olduğu belirtildi.
Bu hareketsizliğin tarafsız bir durum olmadığı, iktidar üzerinde giderek büyüyen bir baskı yarattığı savunuldu. Herhangi bir adım atılmadan geçen her ayın, ileride başlayabilecek müzakerenin veya yeniden yaşanabilecek çatışmanın maliyetini artırdığı ifade edildi.
İKTİDAR SEÇİM TAKVİMİYLE YARIŞIYOR
Türkiye’de yeni anayasa hazırlığına da değinilen analizde, anayasa değişikliklerinin geçmişte siyasi koşullar değişmeden iktidarın avantajını koruyacak düzenlemeler için kullanıldığı savunuldu.
Ekonominin zayıfladığı ve muhalefetin yeni bir yapı altında toparlandığı dönemde anayasa hazırlayan hükümetin seçim takvimini öne almak için güçlü nedenleri olduğu belirtildi.
RT’ye göre seçimin ertelenmesi üç temel riski beraberinde getiriyor:
• Ekonomik baskının daha fazla büyümesi,
• Özgür Özel’in yeni partisinin toplumdaki desteğini güçlendirmesi,
• Dış politika anlaşmazlıklarının yönetilebilir sorunlardan gerçek krizlere dönüşmesi.
Analizde bu gelişmelerin hiçbirinin iktidar koalisyonunun lehine olmadığı ve zamanın artık Erdoğan’ın yanında çalışmadığı savunuldu.
RT: EN GÜÇLÜ İHTİMAL 2027’NİN İLK YARISI
Bychkova, önümüzdeki aylara ilişkin en olası senaryonun Erdoğan ve koalisyon ortaklarının erken seçim kararı alması olduğunu yazdı.
Seçim için 2027’nin ilk yarısını işaret eden analizde iktidarın, ekonomik baskılar ağırlaşmadan ve yeni muhalefet partisi Meclis dışındaki örgütlenmesini tamamlamadan sandığa gitmek isteyebileceği belirtildi.
Muhalefet yeniden yapılanma sürecindeyken, döviz ve bankacılık sektöründeki baskılar hane bütçelerinde tam olarak hissedilmeden seçime gitmenin iktidar açısından “iktidarda daha fazla süre kazanmak için kalan en iyi fırsat” olduğu savunuldu.
Seçimin geciktirilmesinin ise Erdoğan yönetimini ekonomik daralma, bölgesel gerilimler ve çözülemeyen iç sorunların birleştiği bir “kusursuz fırtınanın” ortasında seçmen karşısına çıkarabileceği belirtildi.
RT analizi şu değerlendirmeyle tamamlandı:
“Siyasi takvimi yirmi yıldır rakiplerinden daha iyi okuyan bir koalisyon için geç değil, erken harekete geçmek akıllıca olacaktır.”
Kaynak: Mishel Bychkova – RT: “Türkiye is headed for a perfect storm”












