Tarihi bir yalanı daha ortaya çıkarıyoruz: “Kızıl Hastalığı” yazısını o yazdı!

Birlik gazetesinde 23 Kasım 1995 tarihli konuk yazar olarak yayımlanan yazıda Erhan Arıklı, solcuları hastalıklı bir köpeğe benzeterek sokakta vurulması gerektiğini söylüyor. Bugün Kıbrıs, Arıklı'nın "ben yazmadım" dediği o yazıyı yayımlıyor...

TVPLUS

Gazeteci Kutlu Adalı’ya mektup göndermediğini söyledikten sonra Bugün Kıbrıs’ın yayımladığı tehditkar mektubu Meclis kürsüsünden “nazik bir mektuptu” diyerek savunmak zorunda kalan ve kendisinin bu işin içine zorla çekilmeye çalışıldığını savunan Erhan Arıklı’nın, “benim değil, Birlik gazetesine gidin sorun” dediği “Kızıl Hastalığı” başlıklı yazısını da okurlarımızla paylaşıyoruz.
23 Kasım 1995 tarihli Birlik gazetesinde konuk yazar olarak yayımlanan yazıda Erhan Arıklı, solcuları hastalıklı bir köpeğe benzeterek sokakta vurulması gerektiğini söylüyor.
Kutlu Adalı o günlerde Türkiye’deki karanlık dönemi ve buraya yansımasını yazıyor, yazılarında sıkça, “yobaz”, “faşist”, “gerici” tanımlamalarını kullanıyordu.
Adalı’nın katledilmesinden sekiz ay önce Arıklı tarafından yazılan bu köşe yazısının Kutlu Adalı’ya dönük olarak yazıldığı AİHM’in raporunda da yer aldı ancak Arıklı o yazıyı kendisinin yazmadığını, kod isim ile başka birinin yazdığını savundu. Tarihi bir yalanı daha ortaya çıkaran Bugün Kıbrıs olarak dönemin karanlık ruhunu taşıyanları, gerçekleri konuşmayanları ve milliyetçilik adı altında bu ülkeye yapılanları kamuoyuna duyurmaya devam edeceğiz.

İŞTE O YAZI:

“Kızıl Hastalığı

Tıpla uzaktan yakından bir alakam yok.
Ama dünyada kökü kazınmasına rağmen KKTC’de en büyük tehlike olarak varlığını muhafaza eden bir hastalıkta, KIZIL hastalığından bahsetmek istiyorum.

HASTALIĞIN TARİHÇESİ; Bu hastalık esasen insanlığın başına bela olmuş gelmiş geçmiş en büyük mikrobik hastalıktır.

Dünyada önce eski Yunan filozofu Eflatun tarafından keşfedilmiş bu mikrop zaman zaman İran’da ortaya çıkmış, Hasan Sabbah’ın DAİ’leri gibi insanların beyinlerini uyuşturarak onlara ÜTOPİK CENNET rüyaları gördürmüş ve özellikle TÜRK ismi taşıyanların belası olmuştur.

Geçtiğimiz yüzyıl MARX ve ENGELS gibi iki Yahudi tarafından teorik hale getirilen bu zehir, 20 yy’da da LENİN isimli serseri tarafından ihtilalle Kuzey insanlarına zorla şırınga edilmiştir.

Tam yetmiş yıl dünyanın üçte birine hakim olan bu hastalık, dünyanın diğer bölümlerine korkulu rüyalar göstermiştir.

Nihayet 1980’li yıllarda Sovyetler Birliği’nde ortaya çıkan GORBAÇOV isimli bilginin icat ettiği GLASNOST ve PRESTEROİKA isimli panzehirler KIZIL hastalığına en büyük darbeleri vurmuş ve dünyanın pek büyük bir kısmını bu hastalıktan kurtarmıştır.

Ne var ki dünyanın KKTC gibi geri kalmış ülkelerinde kızıl hastalığına yakalanmış insanlara tek tük de olsa rastlanmaktadır.

HASTALIĞIN BELİRTİLERİ:
Bu mikrobu kapan kimselerde önce “kendini inkar” sendromu ortaya çıkar. Din, namus, milliyet, bayrak, devlet vs. Gibi kutsal şeylere düşmanlık duyulmasını sağlar.
Hasta giderek saldırgan bir hal alır.
Şayet vaktinde tedavi edilmezse hastanın gözlerinde kızarıklık ve şişme baş gösterir.
Daha sonra ağzından salyalar akmaya başlar. Kudurmuş hayvanlar gibi sağa sola saldırır.
“Irkçılar, faşistler, gericiler, yobazlar…” diyerek hayallerinde yaşattıkları düşmanlara savaş ilan ederler.

TEDAVİ ŞEKLİ:
Ağzından salyalar saçılarak sağa sola saldıran yani toplumun “kudurmuş” dediği kadar hastalığı ilerlemiş insanın tedavisi yoktur.
İş burada belediyeye düşmektedir. İtlaf ekipleri bu işi gayet rahat halleder.
Belediye hizmetlerinin ulaşamadığı yerlerde halk yüksek basınçlı dezenfekte ilaçlarını kullanmalıdırlar

Kızıl hastalığına yakalananlar bazen renklerini kızıldan yeşile çevirip insanları kandırmaya ve kendilerini kamufle etmeye çalışabilirler.
Saf insanların bunları ayırt etmesi çok zordur.
Yeşilin, kızıl olup olmadığını anlamak isteyenlerin, bu hastalığa yakalanmış kişilerin yüzüne karşı, ‘İstiklal Marşı’nı okumaları yeterlidir. İstiklal Marşı’nın duyan hastanın ağzından salyalar akarak saldırganlaştığı görülecektir.
Suni bazı ilaçların etkisinde kalan bazı hastalarda iyileşme belirtileri görülebilir. Bazı saf kişiler, bunların tamamen iyileştiğini zannedip onlara önemli görevler verip bazı şeyler danışmaya kalkışabilirler.
Bunun ne kadar yanlış olduğu ancak deneyerek görülebilir.
Hastalığın tek çaresi insanlara çocuk yaşta ‘milli şuur’ denilen panzehri vurmaktır.”

YAZININ GÖRSELİ:

Girne Belediyesi