Kıbrıslı Türklerin alternatifi!

Kıbrıslı Rum iktidarlar ile Türkiye’deki çoğu siyasinin ortaklaştıkları bir nokta vardır… Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs Cumhuriyeti’ndeki kurucu ortaklık haklarını yok saymak…. Çünkü her iki zihniyet de Kıbrıslı Türkleri kendi hegemonyaları altına alıp Kıbrıs’ın jeopolitik imkânlarını kendi lehlerine kullanmak istemektedir. Onun için bir taraf “gelin azınlık statüsü ile bizim idaremiz altına girin” derken diğer taraf da sözde egemen eşit olan ama aslında gayrı meşru bir arka bahçe gibi kullanılabilen bir zemin için “bağımsız KKTC deyin ve benim direk idarem altında yaşayın” diyor.

Kıbrıs’ta çözümsüzlüğün ana nedeni bu iki yaklaşıma destek veren dış emperyal güçlerle onların yerli işbirlikçilerinin bu tür bir düzenden sağladıkları menfaat ve imkânlardır. Bu yaklaşımlara daha geniş kesimlerin de desteğini kazanmak için milliyetçi ve dinci söylemler ve eylemler uzun yıllardır Kıbrıs adasını bir çatışma alanı haline getirmiştir. Bu durum zaman zaman kızışır sıcak çatışma noktasına gelir, zaman zaman da kontrol altında tutulup kurulu çözümsüzlük ortamının devamı sağlanır.

Bize unutturulmaya çalışılanı hatırlamada fayda var! Kıbrıs sorunu, milli ve dini kışkırtmalarla, Kıbrıslı Türklerin anayasada var olan ortaklık haklarının bir kısmının Makarios’un 13 maddesi diye bilinen bir hamleyle değiştirilmek istenmesi nedeni ile ortaya çıkmıştır. Birleşmiş Milletler, bozulan anayasal düzenin yeniden tesis edilmesine imkân verecek bir ateşkes ve barış ortamı yaratmak için, soruna müdahil olmuş, Kıbrıs’ın meşru idaresi de anayasal düzen yeniden tesis edilene kadar bir “doctrine of necessity” (zorunluluk ilkesi) bağlamında Kıbrıslı Rum toplumuna bırakılmıştır.  1974’te BM’nin varlığına rağmen Yunanistan’daki cunta, Kıbrıs Cumhuriyeti devletini ortadan kaldırmak için darbe yapmış, adanın bağımsız kalmasını savunan tüm unsurları yok etmeye çalışmıştır. Garantör Türkiye ise zamanın başbakanı Bülent Ecevit’in o günkü söylemi ile “Kıbrıs’ın bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü ve anayasal düzenini korumak üzere kendine düşen görevi yerine getirmek ve sadece Kıbrıslı Türklere değil Kıbrıslı Rumlara da barış ve özgürlük götürmek için adaya gitmiştir”. Bu müdahale sonrası 77-79 Doruk antlaşmaları ve devamındaki birçok mutabakatla da iki toplumlu “iki bölgeli bir federasyon” Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yeni oluşumu olarak kabul edilmiştir.

“Tek yol federasyon” diyenlere bu bizi alternatifsiz bırakır onun için “bağımsız KKTC bizim alternatifimizdir” diyenler, şimdi bir adım daha ileri giderek “tek yol Bağımsız KKTC” deyip bilinçli veya bilinçsiz gayrı meşru bir zeminde oluşan mafyatik bir düzene kol kanat germektedirler. Eğer iki tarafın en son Berlin’de de teyit ettikleri iki toplumlu iki kesimli federasyon olamıyorsa bunun tek meşru ve Kıbrıslı Rumlarca da reddedilmesi zor olan alternatifi Kıbrıs Cumhuriyeti’nin fonksiyonel federal yapısının yeniden tesisi ve mal mülk meselelerinin de uluslararası tanınmışlığı olan Taşınmaz Mal Komisyonunda halledilmesidir. Kıbrıslı Türkler bir taraftan kendisini izole edip azınlık durumuna sokmaya çalışan Kıbrıslı Rum iktidarlara, diğer taraftan da nüfus aktarımı, ekonomik ve siyasi baskı ve müdahalelerle iradesini yok etmeye çalışan Türkiye iktidarlarına karşı elindeki tek meşru gücü, yani Kıbrıs Cumhuriyeti’nde var olan toplumsal, bireysel ve siyasal haklarını kullanmak zorundadır. Bunun yolu da Avrupa Adalet Divanı (ABAD), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AHİM) ve Uluslararası Adalet Divanı (UAD) gibi hukuki platformlardır. Kuzey Kıbrıs’ta kendini alternatifsiz ve güçsüz hisseden barış ve demokrasi yanlısı yurtseverlerin meclis içi ve dışı yapacakları toplumsal eylemlere ek olarak uluslararası alanda da zaman kaybetmeden bir örgütlü mücadeleye girmesi artık kaçınılmazdır.

KTAMS

İmzala