İkinci bir hayalet kentin çığlığı

Adanın en önemli limanıydı.
1970’lerin ortasından sonra bizim elimizde kalana kadar adadaki ithalat ve ihracatın yarısından fazlası buradan gerçekleşiyordu.
Maraş ile birlikte tüm adada işsizliğe karşı bir panzehirdi.
Adanın dört bir yanından insanlar çalışmak için Mağusa’ya ve limana gelirdi.
Mağusalıların ise büyük bir kısmı gözünü limanda açar, geçimini limandan sağlardı.
İngiliz döneminde liman üç kez geliştirilmişti.
Dünya limanlarından gelen gemilere ev sahipliği yapardı.
Mağusa limanından taşı atsan, suriçine düşecek kadar yakındı ve kentle bütünleşmişti. Kentte birçok işyeri limanda oluşan döngüye yönelik gelişmekteydi.

Ve sonra…

1974’le beraber Mağusa limanın ve limandan evine ekmek götürenlerin sayısı hızla azalmaya başladı.
Doğu Akdeniz’de Mağusa limanının yerini Limasol’da hızla gelişen liman almaya başladı. Biz yeni ihtiyaçlara ve gelişen yük taşımacılığına ayak uyduramadık.
Konteyner yüklerle yapılmaya başlanan taşımacılığın büyük ölçüde dışında kaldık.
1990’ların ilk yarısında “KKTC’yi tanıtma çerçevesinde” vurulmaya başlanan mühürle alınan ABAD kararı sonucunda Avrupa’ya direkt ilişkimiz sona erdi.

Ve günün sonunda…

Limanının güvenliğini hala daha sivilleştiremedik. Türkiye’nin Gümrük Birliğine girmesiyle beraber tüm limanlarında başardığı limanlardaki güvenlik sistemini sivilleştirmesini dahi örnek alamadık.
Dünya limanlarında bulunan ISPS (The International Ship and Port Facility Security) yani Uluslararası Gemi ve Liman Tesisi Güvenlik Kodu uygulamasına bir türlü geçemedik.
Bunlar yetmezmiş gibi çoğu zaman Akdeniz’in çöplüğü haline geldik. Birçok zehirli atık ve istenmeyen çöplerin uğrak limanı olduk.

Liman içinde yarattığımız Serbest Limanın büyük kısmını Türkiye’den bir özel şirkete devredip limanın tüm gelişme dinamiklerini yok ettik. Bırakın bağlı olduğu Ekonomi Bakanlığını ve Serbest Liman Müdürlüğünü, ülkenin hiçbir siyasi otoritesinin bile giremediği bir bölge yarattık.

Orada kentin yüzyıllarca eski eserleri ve surları için taş kaynağı konumundaki ocağa ulaşmamıza hiçbir zaman izin verilmedi.
Tüm çağdaş limanların yönetildiği ve limanla ilgili tüm bakanlık ve daireleri bir otorite altında toplayacak Liman Otoritesi (Port Authority) yasasını on yıllardır yapamadık. Ulaştırma, Maliye, Ekonomi, Sağlık, Tarım ve İçişleri bakanlıklarıyla yerel otoritenin tümünü tek otorite altında toplayıp tüm limanı sevk ve idare edecek yasanın çalışmaları hep taslak ve tasarı olarak kaldı.

Bir asır önce yapılan ve dört yıl kadar önce 50 metrelik kısmı yıkılan balıkçı barınağındaki bir iskeleyi dahi ayağa kaldıramadık.

Ve alt alta koyup yazabileceğimiz daha birçok başlık olduğu halde örneklerimizi daha fazla artırmaya gerek yok.
Koskoca bir limanı denize gömmek üzereyiz.
Her türlü çağrıya ve çığlığa kulak tıkayanlar hala daha sessiz kalmaya devam ederken, maalesef üniversite ve turizmin de SOS verdiği bu dönemde Maraş’ın yanında ikinci bir hayalet kenti daha ellerimizle yaratmak üzereyiz.

Girne Belediyesi