Kim ölmüş…

Uzun zamandır yaşananlar karşısında tek satır yazmak ya da tek söz söylemek gelmiyor içimden.

Şüphesiz bu sadece bana dair bir duygu ya da ruh hali değil…

Çok uzun zamandır ağır bir aydın çekilmesi var toplumda. Söyleyecek sözü olan, yapacak işi olan yaşananların absürtlüğü karşısında tutunacak bir anlam bulamıyor sanki…

Dahası her geçen gün etrafımızda büyüyen bir suskunluk sarmalı var.

Sosyal medyada söylenmenin, etkisi çok olmayan çeşitli gösteri ya da eylemlerin ötesinde etkinliğimizi yitiriyoruz.

Zaten kurumsallaşmamış demokrasi daha da pamuk ipliğine dönerken sesi olanlar ses çıkarmamayı tercih ediyor.

Her şeye rağmen hala ses çıkaranlar duyulmalarının bir fark yaratmamasından yılgın!

Kimse başı ağrısın, son zamanlarda artan hedef gösterme sarmalına takılsın istemiyor.

Yoksa yaşadıklarımız çok mu normal?

Bu çağda böylesi bir demokrasiye müdahale, baskı, nepotizm, yolsuzluk aşıda bile torpil, meşruiyeti olmayan ama alternatifi yaratılamayan bir hükümet….

Ama bütün bunlar normalmiş gibi yaşamaya devam ediyoruz.

Bütün bu yaşananlar ya da şikayet ettiklerimiz akşamdan sabaha olmadı. Yıllar yılı ilmek ilmek dokundu ve bu ilmekler bizzat hepimiz tarafından atıldı. İplik kimin tarafından elimize tutuşturuldu, örneği kim çizdi aslına bakarsanız çok da önemli değil.

Bizim aylardır fiili olarak işlemeyen bir demokrasimiz var.

Meclis kürsüsünden erken seçim çağrısı yapıp hemen sonra hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam eden ve belli ki daha yüksek yerlerden birileri farklı karar vermeden de yoluna aynen devam edecek bir hükümet nasıl demokrasilerde yaşar?

Nasıl demokrasilerde toplum aslında saygı duymadığı ya da meşruluğunu içselleştirmediği bir yönetimden kendi çıkarları için imtiyaz talep eder?

Henüz sendikalar ya da sivil toplum örgütleri için aykırı yasalar uygulanmıyor. Demokrasilerin mihenk taşlarından olan sivil hareket toplumun küçük örnekleri olarak zümresel kavgalar içinde etkinliğini ve sesini çoktan yitirmiş.

Temel hakları arayacağımız adresi belki henüz kaybetmedik ama ondan önce hak kavgası inancını kaybettik.

Yaratılan sistem içinde hak da haksızlık da demokrasi de faşizm de çok fark yaratmıyor!

Hastalarımızın tedavi hatta yaşam hakkını, çocuklarımızın eğitim hakkını, yazarımızın fikir hakkını aramayı uzun zaman önce bıraktık.

Toplum olarak bir tükenmişlik sendromu içinde kendi içimize dönük, olana gönüllü yaşamaya devam ediyoruz.

Yoksa yaşanan bütün bu absürtlüğün başka bir açıklaması gelmiyor aklıma.

Birileri çoktan kendi başına ölmüş…