Aşı krizi ‘patent’ yerine ‘fiili lisans’ ile çözülür

Dünya Ticaret Örgütü fikri mülkiyetine ilişkin 1994 tarihli anlaşmanın 31. maddesi ile izin verilen ‘fiili lisans’ olarak bilinen prosedür yürürlüğe sokulmalıdır. Bu prosedür, patent haklarından azade olmayı ve şirketleri, gezegenin nüfusu için gerekli görülen ürünlerin üretimi için gerekli olan tüm bilgileri vermeye mecbur kılmaktadır.

Yoksul ülkeler aşıya neredeyse hiç ulaşamazken Avrupa Birliği içinde dahi aşı konusundaki başarısızlık, memnuniyetsizliğe yol açtı. Sadece AB üyesi olmayan ülkeler değil AB üyeleri de Çin ve Rusya’dan aşı sipariş ettiler. Almanya bile ‘Pandemiyi yenmek adına’ her aşıdan yararlanılacağını duyurdu. Aşı patent hakkından vazgeçilmesi ise hâlâ söz konusu değil.

Fransa’dan çevirdiğimiz makalede Acil Servisi Doktorları Derneği Başkanı Christophe Prudhomme aşılar üzerindeki patentin kaldırılması ve üretiminin bir an önce hızlandırılmasının gerekliliğine dikkat çekiyor.

İngiltere’de pandemiden en çok etkilenenlerin etnik azınlık ve göçmenler olduğu uzun süredir tartışılıyor. Bunun en büyük nedenlerinden birisi de kurumsal ırkçılık ve yoksul kesimlerin yaşam ve çalışma koşulları. Kuzey Londra’da yaşayan Türk/Kürt toplumuna yönelik yeni bir proje emekçilerin örgütlenmesi ve haklarına sahip çıkabilmesini sağlamak amacıyla başlatılıyor.

AB AŞI FELAKETİ

German Foreign Policy

AB’de, kovid-19 aşılarının satın alınmasındaki feci başarısızlıklar nedeniyle Avrupa Komisyonu ve Başkanı Ursula von der Leyen üzerindeki baskı artıyor. Hafta başında, von der Leyen’in selefi Jean-Claude Juncker yoğun eleştirilerle dolu bir konuşma yaptı. Juncker, her şeyden önce, aşı üreticileriyle sözleşmelerin müzakerelerinin ‘çok yavaş’ olduğunu belirtti; aslında, diğer şeylerin yanı sıra, AstraZeneca’daki mevcut üretim gecikmesinin nedenlerinden biri buydu. Juncker, Berlin’in baskısı altında geçen hafta sonu AB’nin uygulamaya koyduğu aşılar için ihracat kontrollerine temelden itiraz ediyor. Juncker pazartesi günü Baden-Württemberg eyaletinin ev sahipliği yaptığı çevrim içi bir etkinlikte, AB’nin ihracat kontrollerine ‘Çok güçlü bir şekilde karşı olduğunu’, ‘Kendimize değer verdiğimiz ve diğer insanların özellikle daha fakir ülkelerdeki insanların hayatının bizi ilgilendirmediğinin ortaya çıktığını’ söyledi.

Juncker ayrıca geçmişte ‘İhracat kısıtlamalarıyla ilgili iyi bir deneyim kazanılmadığını’ hatırlattı. Açıklama, kovid-19 salgınının başlangıcında, federal hükümetin tıbbi koruyucu ekipmana ulusal bir ihracat yasağı koymasıyla ilgiliydi; bu, özellikle o sırada salgından en çok etkilenen ve yardıma ihtiyaç duyan İtalya’da bir şoka neden olmuş ve AB’nin itibarının çökmesine neden olmuştu. Berlin kısa bir süre sonra tavrından vazgeçmek zorunda kalmış ve ihracat yasağını kaldırmıştı; ancak acil bir durumda AB tarafından hayal kırıklığına uğratılma deneyimi uzun zamandan beri İtalya’da yerleşmişti. Brüksel aynı zamanda kendi ihracat yasağını da koyduğundan, protestolar artık Güneydoğu Avrupa’nın AB üyesi olmayan ülkelerinde, örneğin Sırbistan’da, koruyucu teçhizat teslimatı kesildiği için yüksek sesle yapılıyordu. Juncker’ın yeni ihracat kısıtlamalarının zarar verdiğine dair uyarısı çoktan onaylandı. Örneğin, aynı şekilde geciken Japon aşılama kampanyasından sorumlu olan eski Japonya Dışişleri ve Savunma Bakanı Tarō Kōno, Japonya’nın AB’de planladığı aşı alımlarının yeni ihracat kontrolleri nedeniyle ertelenme tehdidinde bulunduğuna ve hatta tamamen durdurulabileceğine dikkat çekti. Tokyo, AstraZeneca’dan bir aşı lisansı ile ulusal bir aşı üretim tesisi kurarak kendini güvence altına alıyor.

AB’nin aşı temin etmekteki başarısızlığının sonuçları şu anda, en azından Güneydoğu Avrupa’da – özellikle Sırbistan’da – açıkça görülüyor. Ülke, AB’nin ihracat yasağı koymasının ardından 2020 baharında Çin’den tıbbi koruyucu ekipman tedarikinde yardım istemişti ve derhal kapsamlı yardım aldı. Brüksel, Pekin’in kınanacak bir ‘maske diplomasisi’ yürüttüğü suçlamasıyla yanıt verdi ve daha sonra -Güneydoğu Avrupa’ya kendi yardım teslimatlarını yeniden başlattı. Ancak o zaman olan aşı iletiminde de devam ediyor. Belgrad başlangıçta iki milyon doz Sputnik V aşısı ve AB’den Çinli Sinopharm Group’tan aşı sipariş atti. AB’den sadece 20 bin BioNTech / Pfizer aşısı geldi. Rusya’nın teslimatları biraz gecikmeli olsa da, 16 Ocak’ta Sırbistan’ın başkentine bir milyon aşı dozluk Sinopharm teslimatı geldi; Bu, Sırbistan’ın şu anki aşı dozu sayısı bakımından Avrupa kıtasının başında yer almasına neden oldu.

Güneydoğu Avrupa’daki diğer AB üyesi olmayan ülkelerden gelen tepkiler de bunun istisna olmadığını gösteriyor. Şu ana kadar Sırbistan dışında sadece Arnavutluk AB’den 10 bin BioNTech /Pfizer dozu alırken, Bosna-Hersek, Kuzey Makedonya ve Karadağ henüz herhangi bir şey almadı. Kuzey Makedonya’dan bir hükümet yetkilisinin yaptığı açıklamada, ‘Ülke olarak nereye ait olduğumuzu göstermek için Batı aşılarını yaptırmak istedik ve başlangıçta Ruslar ve Çinlilerle müzakere olasılığını dışladık. Aşı teslimatlarının ne zaman yapılacağına dair belirsizlik göz önüne alındığında, bu artık sürdürülemez. Batı başarısız olurken Çin ve Rusya aşı teslim etmeye, yani zor durumda yardım etmeye hazır’ dedi. Bu arada Macaristan, Çin ve Rus aşıları sipariş eden ilk AB üyesi oldu. Salı günü, Sputnik V’nin ilk sevkiyatı (40 bin kutu) Budapeşte’ye ulaştı. Ayrıca, Macar hükümeti Sinopharm’dan beş milyon aşı dozu siparişi verdi.

SPUTNİK V

Devam eden aşı sıkıntısı göz önüne alındığında, Berlin ve Brüksel artık kendilerini Rus ve Çin aşılarının büyük ölçüde kullanılmasını önleyecek bir konumda görmüyor. Her zamanki Batı üstünlüğü duygusuyla, AB’deki siyasetçiler ve medya şimdiye kadar genel olarak Batılı olmayan aşıları diskalifiye etmiş ve olumsuz bir kampanya sürdürmüştü. Ünlü uzmanlık dergisi The Lancet bu hafta Sputnik V’nin koruma oranının yüzde 91.6 gibi dikkate değer bir oranda olduğunu bildirdiğinde bu neredeyse şok etkisi yarattı. Federal Sağlık Bakanı Spahn, AB’de aşılama kampanyalarında süregelen gecikmenin sadece halk arasında artan huzursuzluğa neden olmakla kalmayıp, aynı zamanda gerekli kilitlenmeler nedeniyle milyarlarca ekonomik zarara da yol açtığı gerçeği göz önüne alındığında, Çin’e ve ocak ayının sonunda Rus aşılarının adlarını ağzına almıştı. Başbakan Angela Merkel de her aşının AB’de ‘Sıcak karşılandığını’ ilan etti. Raporlara göre, AB Komisyonu Başkanı von der Leyen Rusya ve Çin’den gelecek aşıların kullanımını engellemek istemiyor. Moskova AB’ye Sputnik V için onay başvurusunda bulundu. Dessau’daki (Saksonya-Anhalt) IDT Biologika’da aşının üretimi tartışılıyor.

Aşı teminindeki başarısızlığına rağmen, AB tek bir ilkeye bağlı kalmaya devam ediyor: Pandemi süresince bile aşı patentlerinden vazgeçmemek! Patent hakkından vazgeçmek, yalnızca zenginlerin değil, aynı zamanda daha fakir ülkelerin nüfusunu da bir an önce aşılayabilmek için dünya çapındaki tüm üretim kapasitelerini kullanmayı mümkün kılacaktır. AB bunu yapmayı reddederek salgının küresel iyileşmesini geciktiriyor, ancak ilaç şirketlerine büyük kârlar sağlıyor. Örneğin Pfizer, yalnızca kovid-19 aşısı satışları nedeniyle bu yıl cironun 15 milyar dolar artmasının beklendiğini açıkladı. BioNTech ile eşit düzeyde brüt kâr paylaşmak isteyen grup, vergi öncesi kâr marjını yüzde 30 olarak tahmin ediyor: Bu nedenle salgın, iki şirket için milyarlar değerinde. AstraZeneca, başka bir yolun daha olabileceğini gösteriyor: İngiliz-İsveç şirketi, aşısını geliştiren Oxford Üniversitesinin ısrarı üzerine, en azından pandeminin sonuna kadar imalat fiyatından satış yapıyor. Sonuç: BioNTech / Pfizer’de (Almanya / ABD) bir doz aşı 12 avroya mal olurken, AstraZeneca’da (merkez: Cambridge) 1.78 avroya mal oluyor.

(Çeviren: Semra Çelik)

EL KONULMALI

Dr. Christophe Prudhomme*
Humanité Gazetesi

Kapanma önlemlerinin ayarlanması üzerine laf cambazlığı yapma zamanı değil, zira kapanmaya gitmeyen ya da kısa süreliğine giden ülkelere baktığımızda bu önlemlerin etkileri çok sınırlı.
Bugünün aciliyeti, tüm dünya nüfusu için aşıların erişebilirliğidir. Farklı aşı türlerinin bu kadar hızla geliştirilmesinden memnun olsak da ilaç şirketlerinin davranışları göz önünde bulundurulduğunda aşıların kitlesel üretiminin organize edilmesi hâlâ çözülmesi gereken bir sorun olarak önümüzde duruyor. Sağlık krizi koşullarında, sadece pazar hakim olmamalıdır. Üstelik bu aşılarla ilgili araştırmalar, büyük oranda farklı ülkeler tarafından ön sipariş için avans verilmiş fonlarla finanse edildi.

İlk skandal, ‘ticari gizlilik’ adı altında bu şirketlerle imzalanan sözleşmelerin içeriğine erişimin engellenmesidir. Bugün kendini dayatan acil sağlık koşulları, hükümetlerimize ve Avrupa Komisyonuna tamamen farklı bir stratejiyi dayatmaktadır. Dünya Ticaret Örgütü fikri mülkiyetine ilişkin 1994 tarihli anlaşmanın 31. maddesi ile izin verilen ‘fiili lisans’ olarak bilinen prosedürü yürürlüğe sokmalıdır. Bu prosedür, patent haklarından azade olmayı ve şirketleri, gezegenin nüfusu için gerekli görülen ürünlerin üretimi için gerekli olan tüm bilgileri vermeye mecbur kılmaktadır.

Basitçe söylemek gerekirse, böylelikle yeni aşılar patentsiz olur ve üretebilecek tüm şirketler üretebilir. Avrupa’da ve özellikle Fransa’da Normandiya ve Lyon bölgesindeki Sanofi’de, gerekli araçlar sağlandığında birkaç haftada üretimin seferber edilebileceği fabrikalarımız bulunmaktadır.
Bunu yapabilecek yasal araçlarda var ve ‘Sağlık felaketine karşı mücadele de gerekli tüm ürün ve hizmetlere el koymayı’ sağlayan 23 Mart 2020 tarihli sağlık güvenliği yasası bunu mümkün kılıyor. Bu nedenle Cumhurbaşkanı (Macron’un) Twitter’da gereksiz mesajlar yazmak yerine, önlemleri uygulamak için gerekli kararları alması ve bu yolda Avrupa’dan kendisini takip etmesini istemesinin zamanı gelmiştir.

* Acil Servis Doktorları Derneği Başkanı – CGT Sendikası Üyesi

(Çeviren: Kıvanç Demir)

LONDRA’DAKİ TÜRK/KÜRT TOPLUMUNUN İSTİHDAMINA YÖNELİK İHLALLERE KARŞI YENİ KAMPANYA

Unite Sendikası*

Pandemi sırasında Londra’daki Türk ve Kürt toplulukları üyelerinin maruz kaldığı ücret ve istihdam ihlallerini ortadan kaldırmak için yeni bir kampanya başlatıldı.

Sendika Kuzey Londra’nın Enfield, Hackney, Haringey ve Islington bölgelerinde Türk/Kürt toplumunu hedefleyen bir işçi hakları kampanyasını başlatmak için topluluk örgütü Day-Mer ile güçlerini birleştirdi.

Unite, tanımlanan işyeri sorunlarının, devletin işçi maaşlarının yüzde 80’ini karşıladığı pandemi izni (furlough) planının kötüye kullanımını içerdiğini söyledi. Ayrıca şu anda saatte 10.85 sterlin olan Londra yaşam ücretinin ödenmemesi; işverenlerin sözleşmeye bağlı hastalık ücretini ödememesi nedeniyle, pandemi sırasında kendi kendilerini izole etmek zorunda kalan işçilerin haftalık 95.85 sterlin yasal hastalık ücretine (SSP) güvenmek zorunda kalması da yaşanan sorunlar arasında.

Türk/Kürt toplumunun yoğunlukla çalıştığı alanlar arasında perakende ve yemek hizmetleri, toptan satış mağazaları, oteller, restoranlar, mağazalar ve süpermarketler ile dört bölgedeki sanayi siteleri bulunmaktadır.

Kampanyanın ana unsurlarından biri, tüm işverenlerin Londra yaşam ücretini ödemesidir.

Unite Bölge Sorumlusu Onay Kasab, “Bu kampanya çok gecikti. Bu bölgelerde Türk ve Kürt topluluklarından emekçilerin oluşturduğu bir sendikasız, örgütsüz işçi ordusu var. Bu işçiler, salgından özellikle ağır etkilenecekler. Şirket patronlarının furlough ödemeleri talep ettiği, ancak personelin ücretlerinin korunmaması sebebiyle bu ödemelerden yararlanamadığı bize söyleniyor. Londra yaşam ücretini ödemeyen şirketler de var. Kampanyanın hedefleyeceği işverenlerin çok azı herhangi bir sözleşmeye bağlı hastalık ücreti ödüyor -bunun yerine işçiler, kendi kendilerini izole etmeleri söylendiğinde büyük sorunlara yol açan, asgari yasal hastalık ücreti alıyorlar. Bu kampanya, işçilerin yasal haklarının farkında olmalarını sağlamayı amaçlıyor, ancak aynı zamanda ücret, koşullar ve iş güvenliğini iyileştirmek için kampanyalara da katılacak. Temel taleplerden biri, işçilerin kendi kendilerini izole etmeleri gerektiğinde, tam maaşlı kalmaları gerektiğidir. Kampanya ayrıca iş yerlerinin tüm uygun güvenlik önlemlerini almasını sağlamak için de çalışacak” dedi.

Day-Mer Sözcüsü Aslı Gül: “Bölgelerimiz İngiltere’deki en yoksun toplulukların bazılarına ev sahipliği yapıyor ve ilçelerimizdeki güvensiz/örgütsüz işçilerin, özellikle göçmen işçilerin çalışma koşullarının kötüleştiğine tanık olduk. İşçiler, pandemi boyunca büyük oranda acı çekti, genellikle güvenli olmayan koşullarda çalıştılar -kendilerini izole etmeye zorlandıklarında ücretli izne çok az erişimli olarak veya hiç olmadan virüse maruz kaldılar. Bu, topluluklarımızdaki, mağazalarımızdaki, restoranlarımızdaki ve depolarımızdaki işçilerin çalışmaya devam etmek veya işlerini veya evlerini kaybetmeyi seçmek, bazı durumlarda her ikisini de yapmaktan başka seçeneği olmadığı anlamına geliyordu. Birçok işçi de işini kaybetti veya işverenler kendilerine izin vermeyi reddetti, bu da birçok aileyi yiyecek satın alamayacak ve kirayı ödeyemeyecek konuma soktu. Bu sona ermeli.”

Haringey Belediyesi Meclis Üyesi Adam Jogee şunları söyledi: “Bir Hornsey meclis üyesi olarak, her gün yaptıkları ekonomik, sosyal ve toplum odaklı katkıları yakından gördüm ve bu yüzden bu kampanyayı desteklemekten mutluluk duyuyorum. Makul ücret, işçi hakları ve güvenli bir çalışma ortamı hiç bu kadar gerekli olmamıştı. Day-Mer ve Unite sendikası ile burada Haringey’de ve Londra’nın kuzeyindeki Türk ve Kürt topluluklarından işçileri desteklemek için çalışmaya devam edeceğim. Topluluk üyelerini bir sendikaya katılmaya, sesini yükseltmeye ve sayılmaya ve seslerinin, görüşlerinin ve ihtiyaçlarının iktidardakiler tarafından yüksek sesle ve net bir şekilde duyulmasını sağlamaya çağırıyorum.”

Hornsey ve Wood Green Milletvekili Catherine West “Day-Mer’e, emekçiler için eğitim, yardım ve kampanya için yürütülen önemli çalışmalar için teşekkür ederim” derken Türk/Kürt toplulukların haklara dayalı furlough ödemeleri, ev hakkı ve sağlık hizmetleri taleplerinin desteklenmesi gerektiğini belirtti.

*Basın açıklaması

(Çeviren: Haldun Sonkaynar)

Kaynak: https://www.evrensel.net/haber/425326/asida-patent-varsa-kriz-de-var