Herkesin bildiği sır: Savaş tecavüzleri

TVPLUS

Yeni Yaşam Gazetesi’nden Nevin Cerav, Kürt kentlerinde çocuk ve kadınlara yönelik özel savaş yöntemlerini, bu konuda tez yazan Fezile Osum ile konuştu. “Savaşta kadınlar tırnak içinde ‘düşman’ olan grubun bir malı ve fetih edilmesi gereken bir beden olarak algılanıyor. Karşı tarafı psikolojik olarak çökertmek için kullanılan bir savaş taktiğidir savaş tecavüzleri.”
Kürt kentlerinde 90’lı yıllardan bu yana polis ve askerlerin fail olduğu cinsel suçlar pek çok kez kamuoyuna yansıdı. Bölgede faaliyet gösteren kadın örgütleri ile Kürt siyasetçiler, çocuklar ve kadınlar üzerinde uygulanan cinsel saldırıların devlet eliyle bilinçli olarak yapıldığını ve bunun bir ‘özel savaş politikası’ olduğunu ifade etti birçok kez. Geride bıraktığımız 2020 yılında Kürt kentlerinde onlarca çocuk ve kadın tacize, tecavüze uğradı. Bu saldırıların birçoğunun failleri uzman çavuş, polis ve korucuydu.

Kürt kentlerinde kadınlara özel uygulanan bu savaş politikalarını biraz daha yakından inceleyelim dedik. Başka ülkelerdeki örneklere, kadınların yaşadıklarına, toplumların bu suçlar karşısında aldığı hasarlara yer verelim istedik. Konuyla ilgili başvurduğumuz isim, yüksek lisans teziyle savaş tecavüzlerini inceleyen Fezile Osum oldu. Uluslararası hukukun dahi bu suçları kabul etmesinin çok uzun yıllar aldığını söyleyen Osum’un anlattıkları, Kürt kentlerinde yaşanan korkunç suçları daha da görünür kılacak cinsten.

Kadınlara yönelik uygulanan özel savaş politikaları ne demektir, biraz açar mısınız?
Çatışma dönemlerinde kadınlara yönelik uygulanan cinsel şiddet olarak tanımlayabiliriz. Fakat cinsel şiddet genel bir kavram. Bunu açarsak; zorla hamile bırakma, genital bölgelere sembol kazıma, taciz, penetrasyon olmaksızın isteğe dayalı olmayan cinsel aktivite, tecavüz, insan ticaretine sürükleme ve benzeri her şeyi sayabiliriz. Fakat yaygın olarak cinsel şiddeti tartışsak da cinsel içerikli olmayan ancak toplumsal cinsiyete dayalı şiddet olarak değerlendirebileceğimiz yönü de var bu meselenin.

Kadınlara uygulanan bu saldırıların çıkışı ve uygulanışı neye dayanıyor?
Yasalarda da uluslararası anlaşmalarda da çok uzun bir süre, Ortaçağ da dahil kadınlar erkeklerin malı olarak görülüyordu. Dini referanslarda buna dair atıflar vardır, kadın alınır satılır bir meta olarak görülür. Hatta bizim coğrafyamızda da başlık parası adı altında yapılır bu. Kadın doğduğu andan itibaren babanın malı ve daha sonra da kocanın malı olmak üzere yetiştirilir. Böyle bir algı olduğu için savaş, mübadele, çatışma durumlarında kadınlar tırnak içinde ‘düşman’ olan grubun bir malı ve fetih edilmesi gereken bir beden olarak algılanıyor. Mantalite olarak savaş tecavüzlerinin uygulanmasına baktığımızda altında yatan neden budur.

Nasıl bir işlev görüyor bu yöntemler sonuçları açısından?
Savaş tecavüzleri öyle bazılarının yansıtmaya çalıştığı gibi münferit olaylar değildir. Çoğu zaman planlı, programlı ve düşünülerek yapılan, karşı tarafı yok etmeye, kültürünü yok etmeye, soyunu kırmaya, psikolojisini dağıtmaya yönelik yapılır. Egemen erkekliğin inşasının gösterilmeye çalışıldığı ciddi bir suçtur. Toplumu psikolojik olarak çökertebilir
, etkisi büyüktür. Savaş tecavüzleri önce kadınları psikolojik anlamda çökertip, sessiz kalmasını, yenilmiş hissetmesini sağlıyor yanı sıra ailesine ve etrafında kim varsa korku salıyor. Zaten bu amaçla bu kadar sık kullanılıyor. Ölümler de yıpratır, işkenceler de yıpratır ama savaş tecavüzleri özellikle o halkın kadınları ve toplumu için ciddi yıkıcı bir etkiye yol açar. Ama bunun dünya tarafından algılanışı da çok yakın zamanda olabildi maalesef.

Ne zaman ve nasıl oldu bu algılanış?
Savaş tecavüzleri, 2000’li yıllara kadar ne Birleşmiş Milletler mekanizmalarında ne de uluslararası hukukta bir savaş stratejisi, bir savaş taktiği olarak görülüyordu. Ta ki 90’larda Ruanda’da ve eski Yugoslavya’da ciddi çatışmalarda yaşananlara dek. Eski Yugoslavya’da, Bosna’da esir kampları bulunuyordu. Bu esir kamplarında kadınlara tecavüz edip hamile bırakıyorlardı. Hamilelikleri 6-7 aya ulaşınca, kadınlar kampların etrafına taşınıp ‘düşman’ tarafından görülmeleri sağlanıyordu. Bu şu demekti: ‘Biz sizin kadınlarınızı hamile bıraktık. Egemenliğimiz artık sadece toprağınızla sınırlı değil, sizin kadınlarınızı da alıyoruz.’ Uluslararası Mahkemeler savaş tecavüzcülerini soykırım tecavüzleri adı altında topladı, ‘Soyu kırmaya yönelik bir aktivitedir’ dedi. 2000 yılından bu yana kadınlara dair Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin çıkardığı toplamda 10, kadın barış ve güvenlik temalı karar var. Bu 10 Güvenlik Konseyi karar metninden 5’i yoğunluklu olarak çatışmalardaki cinsel şiddeti ele alıyor. Bir ağırlık verilmeye başlandı bu meseleye ama tabii ki yeterli değil.

Sizce bu kadar ciddi bir suçun kabul edilmesi neden bu kadar geç oldu?
Çünkü uluslararası hukuku da yasaları da hep erkekler şekillendiriyor. Bu nedenle savaş tecavüzlerinin bir suç olarak kabul edilmesi çok uzun zaman aldı. Mesela 1949’da oluşturulan Cenevre Sözleşmesi’nin içerisinde ilk başta savaş tecavüzü diye bir kavram yoktu, işkence olarak yer verilmişti. Cenevre Sözleşmeleri de çok erkek egemen bir dille yazıldı ve ancak 4. Cenevre Sözleşmesi’nden sonra savaş tecavüzlerine yönelik bir ibare eklendi ama o da daha çok bir namus algısı üzerinden şekillendirildi. İkinci Dünya Savaşı’nda örneğin ‘comfort woman’ denilen, Türkçede ‘rahatlatıcı kadın’ anlamında olan bir durum yaşandı. Japon askerleri fethettikleri ülkedeki kadınları topladı ve ordularında seks kölesi yaptılar. Hatta o kadınlardan biri ortaya çıktı ve dava açtı. Bazı kadınlar bu konuda tazminat alma hakkı kazandı.

Savaş tecavüzleri Kıbrıs’ta da yaşandı değil mi? Tezinizde bunu işlediniz sanırım…
Tarihsel olarak baktığımızda uzunca bir süre bu konuda bir reddediş görüyoruz. Ben Kıbrıslıyım. Kıbrıs’ta da savaş tecavüzleri oldu. 63-64 ve 74’te yaşandı. Türk askerleri de yaptı, Yunan cuntası da. Ve o dönemden sonra da Kıbrıs’ta hâlâ daha savaş tecavüzleri bir tabudur. Bu tabuyu kıramadık. Umarım sizler bunu kırıp daha çok konuşulmasını sağlarsınız. 2014 yılında feminist milletvekilimiz Doğuş Derya, Kıbrıs’taki çatışmalarda savaş tecavüzlerini Meclis kürsüsünden gündeme getirdi ve bu nedenle ciddi şekilde saldırılara uğradı. Özellikle de TC medyası tarafından körüklenen bir saldırı vardı üzerinde.

O dönemde yaşananları biraz daha açar mısınız?
Biz 1963-64’te Kıbrıslı Türkler olarak ciddi anlamda kayıplar verdik. 1974’te de Türkiye’nin buraya yapmış olduğu 2 çıkartma oldu. Bu çatışmalar esnasında işkenceler, zorla kaybetmeler, savaş tecavüzleri, kötü muamele gibi birçok savaş suçu işlendi. Ondan önce de Yunan cuntası geldi, katliamlar yapıldı. Kıbrıslı Rumlar da ciddi katliamlar ve savaş tecavüzleri suçlarını işledi. 74 yılında savaş tecavüzlerine uğramış yaşı küçük çocuklar da var. Bu bilgiler insan hakları komitesinin raporuna ve BM’ye girdiği için rahatlıkla söylüyorum. 18 yaşın altındaki kız çocuklarına da tecavüz edildi. O dönem bu tecavüzler herkesin gözü önünde yapılıyor. Savaş esirlerinin bulunduğu yerler var, oradan kadınları ya da kız çocuklarını alıp başka bir yere götürüp birkaç gün boyunca tecavüz edip daha sonra kanlar içinde esir kampına geri getiriyorlar. Kamptaki herkese de o kanlı haliyle gösteriyorlardı.

Bu saldırıları yaşayan kadınlar şimdi ne durumda, bilginiz var mı?
Hamile kadınlara tecavüz, zorla hamile bırakma gibi yöntemler burada da yaşandı. Fakat sonrasında ne oldu biliyor musunuz? Aslında biz çok da muhafazakâr bir toplumuz, her ne kadar öyle göstermeye çalışmasak da. Tecavüz mağduru kadınlar hem toplumdan dışlandı hem de susmaları için farklı ordulardan, gruplardan ve siyasetçilerden baskı gördüler. Bu kadınların bir kısmı İngiltere’ye, Avustralya’ya zorla göç ettirildi. Susması için zorla evlendirilen kadınlar, çocuğunu doğurmak zorunda kalan ama çocuğunun kimden olduğunu gizlemek zorunda bırakılan kadınlar oldu. Mesela tezimi yazarken küçük yaşta bir savaş tecavüzü mağduruna ulaştım. O dönemde 13 yaşındayken tecavüze uğramış. Daha son evlendirilmiş ve kocası halen daha savaş tecavüzü mağduru olduğunu bilmiyor. Şu an 50’li yaşlarında, ciddi sıkıntılar yaşıyor. O travmaları atamamış üzerinden, alkol problemi ve bununla yaşayamamanın yükü vardı üzerinde.

Cinsel bölgelere sembol bırakma gibi bir şeyden söz ettiniz. Nedir bu tam olarak?
Kadınların bedenlerine sembol çiziyorlar yine düşman tarafa mesaj vermek için. Mesela Kıbrıslı Türk kadınlarının vücuduna haç işareti kazındı, Rumların vücuduna da ay yıldız işareti kazındı. Kadınların göbeğine ve vajinasına yakma usulüyle kendi sembollerini kazıyor ve bununla yaşamak zorunda bırakıyorlar. Aynı yöntem örneğin Bosna’da da kullanıldı.

Kadınlar arasından şikâyetçi olan var mı?
Kıbrıslı Rum kadınlar şikâyetçi oldu. Türk ordusunun burada işlediği savaş suçlarının arşivlenmesi talep edildi ve savaş tecavüzlerini de içeren o çalışma yapıldı. Uzun süre gizli tutuldu bu rapor ama daha sonrasında açıklandı. Kıbrıs’ta Türk kadınların neler yaşadığına dair yayınlanmış resmi bir rapor bulmamızın ise imkânı yok. Aradan uzun yıllar geçti ama savaşta tecavüze uğrayan kadınlar sessizce yaşıyor. Bir adalet talepleri olsa da bu saldırıların tabu olarak görülmesi, kendilerini ifade edememeleri, baskı altında olmaları, cezasızlık politikaları, bunlar savaş tecavüzlerinin geri plana atılmasını sağlıyor. Bu suçlarla ilgili hiç kimsenin hakkında soruşturma açılmadı, kimse ceza almadı. Hatta bunu yapan failler bir yerlere geldiler devlette, bırakın cezalandırılmayı, ödüllendirildiler.

74’te yaşananları kadın örgütleriniz gündeme taşıyor mu?
74’te Türk ordusunun böyle bir şey yapabilme ihtimalini dahi söylediğimiz anda linç ediliyoruz, aforoz ediliyoruz, ciddi baskı ve tehdide uğruyoruz. Savaş tecavüzleri çok mahrem bir şey, kadınların özeline dair bir saldırı, o yüzden de çok can yakıcı, çok acıtıcı. Dile getirilmesi, arkasında durulabilmesi bir kadın için inanılmaz zor.

Türkiye’de Kürt kentlerinde de kadınlara özel savaş yöntemleri kullanılıyor. Bu konuda bilginiz var mı?
Evet, takip ettiğim kadarıyla biliyorum. Fakat Kürt kadın hareketi çok iyi mücadele veriyor bu konuda. Konuşuyorlar, açığa çıkarıyorlar. Bildiğim kadarıyla sizde de savaş tecavüzlerini münferit gören anlayışlar var. Bunu sol cenahtan erkekler dahi yapıyor. Mesela bizde de savaş tecavüzcülerini sol bir gazeteci kaleme aldı ama o kadar erkek bir yerden yazdı ki, ‘TC askeri rahatlamak için kadınları kullandı’ dedi. Bir kere bu savaş tecavüzünün cinsel bir haz veriyor şekilde yorumlanması mümkün değil. Bunun altında yatan şey hükmetmeye çalışmaktır, bir taraf diğeri üzerinde egemenlik sağlamak için tecavüzlerde bulunuyor. Bunu net bir şekilde ortaya koymak lazım.

‘Yan yana durmak birbirimizi güçlendirir’

Uluslararası kuruluşların savaş tecavüzlerini tanıdığını söylediniz fakat bunu yapan devletler yargılanmıyor. Bu durumda kadınlar ne yapmalı?
Evet, sadece belirli durumlarda uluslararası yargılamalar olabiliyor ancak bu suçun ne kadar yaygın işlendiğini görünce bunun kesinlikle yetersiz olduğunu anlıyorsunuz. Çatışmalarda kadınlara yönelik cinsel saldırıları bir şekilde kayıt altına almak gerekiyor. Şu anda bu suçların üzeri örtülüyor, kimse ceza almıyor ama belki bundan 10 yıl sonra durumlar değişebilir. O nedenle veri tutmamız çok önemli. Savaşlarda tecavüze uğramış kadınlarla iletişime geçmek, bu meselenin bir tabu olarak görülmesini eleştirmemiz lazım. Çünkü bizim buradaki feminist hareket bunları çok geç konuşmaya başladı. Savaş tecavüzleri herkes tarafından bilinmesine rağmen kimse dile getiremiyordu. Ben bu durumu tezimde ‘bilinen sır’ olarak tarif ettim. Şimdi daha fazla konuşma alanımız var diye düşünüyorum. Sizin bölgede de savaş tecavüzü mağduru olup ailesi tarafından baskılanan kadınlar varsa, bir şekilde onlarla dayanışma kurulması gerekir. Feminist hareketler, kadın örgütleri mağdur kadınları sahiplenmeli. Ama tabii yine diyorum, Kürt kadın hareketi bu konuda çok iyi, çok aktif. Takip ediyorum onları. Kadın hareketlerinin bu kadar zor bir meselede bir arada durması domino taşı etkisi yaratır. Birbirimizin arkasında, yanında durmak birbirimizi güçlendirir.

Fezile Osum kimdir?

Lisans eğitimini Kent Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde tamamladıktan sonra İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde İnsan Hakları Hukuku Yüksek Lisans Programı’ndan mezun oldu. Yüksek lisans tezinde uluslararası ceza yargılamaları ışığında savaş tecavüzlerini Ruanda, Yugoslavya ve Kıbrıs’taki çatışmalar bağlamında inceledi. Şu an University of Central Lancashire’da doktora çalışmalarına devam etmekte ve çatışmalarda toplumsal cinsiyete dayalı şiddeti geçiş dönem adaleti kapsamında incelemektedir. Kıbrıslı Türk İnsan Hakları Vakfı, Mülteci Hakları Derneği, Kuir Kıbrıs Derneği ve SOS Çocukköyü Derneği’nde çalışmalarda bulundu. Bazı projelerde hukuk danışmanı olarak çalıştı. Halen Mülteci Hakları Derneği’nde İnsan Ticaretine Karşı Koordineli Önlemler ve Mekanizmalar Projesi’nde Proje Koordinatörü olarak görev yapmaktadır.

Girne Belediyesi