1 Mayıs…
Yıllardır bize “işçinin ve emekçinin bayramı” olarak anlatılan gün. Oysa bugün geldiğimiz noktada, emekçiler için gerçek bir bayramdan söz etmek ne kadar mümkün?
Çünkü bu ülkede birçok insan 1 Mayıs’ı tatil olduğu için değil, çift yevmiye alabileceği için bekliyor.
Alanlarda slogan atan değil, “o gün de çalışayım da çocuğuma bir çift ayakkabı alabileyim, devletin vermesi gereken okul üniformalarının eksik kalan parçalarını tamamlayabileyim” diye düşünen binlerce insan var. Bu bile tek başına içinde bulunduğumuz ekonomik düzenin özetidir.
Geçim sıkıntısı, hayat pahalılığı ve güvencesizlik; emekçiyi artık yaşamaya değil, sadece ayakta kalmaya zorlamaktadır.
Daha acısı ise, emeğin değersizleşmesi yalnızca maaşlarla sınırlı değildir.
Bu ülkede insanların canının da yeterince değeri yoktur.
2012–2021 yılları arasındaki akademik verilere göre KKTC’de 57 kişi iş kazalarında yaşamını yitirmiş, bunların 23’ü ise inşaat sektöründe gerçekleşmiştir. Sayılar büyük ülkelerle kıyaslandığında düşük gibi görünse de, küçük bir ülke için bu tablo oldukça ciddidir. Üstelik bu ölümlerin büyük kısmı önlenebilir ihmallerden kaynaklanmaktadır.
Denetimsizlik, güvenlik ekipmanı eksikliği ve kuralların uygulanmaması; emekçilerin hayatını doğrudan riske atmaktadır. İş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili yasalar vardır ancak uygulanmayan yasa, yalnızca kâğıt üzerinde kalan birkaç maddeden ibarettir. Sorun yasasızlık değil; denetimsizlik ve iradesizliktir.
Daha da tehlikelisi, mevcut hükümetin, yani Ünal Üstel hükümetinin, işverenin sorumluluğunu kaldıracak ve emekçiyi daha da güvencesiz bırakacak düzenlemeleri tartışmaya açmasıdır. Oysa yapılması gereken yasaları etkisizleştirmek değil; var olan kuralları kararlılıkla uygulamak ve emekçinin yaşam hakkını korumaktır.
Kadın emekçiler açısından tablo daha da ağırdır.
Aynı işi yapmalarına rağmen daha düşük ücretlerle çalıştırılan, görünmeyen emeği omuzlayan, hem iş yerinde hem evde yük taşıyan kadınlar hâlâ eşit koşullara sahip değildir. Birçok kadın için çalışma hayatı yalnızca ekonomik mücadele değil; aynı zamanda var olma mücadelesidir.
Bugün gençlerin büyük bir kısmı da emeğinin karşılığını bu ülkede bulamadığı için göç etmektedir.
Bu adanın yetişmiş insanları, mühendisleri, öğretmenleri, mimarları, teknikerleri başka ülkelerde yaşam kurmaya çalışıyor. Kendi alanlarında üretmek, kendi ülkelerinde gelecek kurmak yerine başka coğrafyalarda tutunmaya çalışıyorlar.
Burada mesele yapılan işin ne olduğu değildir. Her emek değerlidir. Sorun; yıllarca eğitim alan gençlerin kendi ülkelerinde hak ettiği yaşam koşullarını ve değeri bulamamasıdır.
1 Mayıs tam da bu yüzden yalnızca kutlanacak bir gün değil, yüzleşilecek bir gündür.
Emeğin neden değersizleştiğini, insanların neden güvencesiz çalıştığını, kadınların neden hâlâ eşitsizlikle mücadele ettiğini, gençlerin neden göç ettiğini ve işçilerin neden yaşamını yitirdiğini konuşmadan yapılan her kutlama eksik kalacaktır.
Gerçek bir 1 Mayıs;
insanların çift yevmiyeye mecbur olmadığı,
işe giderken ölmekten korkmadığı,
kadın emeğinin görünmez olmadığı,
gençlerin ülkeden gitmek zorunda kalmadığı,
emeğin gerçekten değer gördüğü gün mümkün olacaktır.














