Yalçındağ’dan Ursula von der Leyen’e: “Türkiye’yi tehdit gibi göstermek gerçeklikten kopuk”
**BAŞLIK** Yalçındağ’dan AB’ye mesaj: “Türkiye tehdit değil, stratejik ortak” **SPOT** Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu Türkiye-Avrupa İş Konseyleri Koordinatör Başkanı Mehmet Ali Yalçındağ, Ursula von der Leyen’in açıklamalarına tepki gösterdi: Türkiye’nin NATO üyeliği, Gümrük Birliği ve çok yönlü iş birliği nedeniyle Avrupa için “tehdit” değil, vazgeçilmez bir stratejik ortak olduğunu vurguladı.
Yalçındağ’dan Ursula von der Leyen’e: “Türkiye’yi tehdit gibi göstermek gerçeklikten kopuk”
**BAŞLIK** Yalçındağ’dan AB’ye mesaj: “Türkiye tehdit değil, stratejik ortak” **SPOT** Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu Türkiye-Avrupa İş Konseyleri Koordinatör Başkanı Mehmet Ali Yalçındağ, Ursula von der Leyen’in açıklamalarına tepki gösterdi: Türkiye’nin NATO üyeliği, Gümrük Birliği ve çok yönlü iş birliği nedeniyle Avrupa için “tehdit” değil, vazgeçilmez bir stratejik ortak olduğunu vurguladı.
Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Türkiye-Avrupa İş Konseyleri Koordinatör Başkanı Mehmet Ali Yalçındağ, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Türkiye’yle ilgili son açıklamalarını ve Türkiye-AB ilişkilerini değerlendirdiği açıklamasında “AB aday ülkesi, NATO müttefiki ve bir Avrupa ülkesi olan Türkiye’nin ifade edilen jeopolitik kategoriye yerleştirilmesinin gerçeklikten uzak bir yaklaşım olduğunu düşünüyoruz,” dedi.
NATO üyeliği, Gümrük Birliği’ne entegrasyonu; enerji, göç ve güvenlik alanlarındaki iş birliğinin Türkiye’yi Avrupa için bir “tehdit” değil “stratejik bir Avrupalı ortak ve üye konumuna” taşıdığını ifade eden Yalçındağ, “Bu nedenle kullanılan dil ve yapılan kategorik sınıflandırmalar, jeopolitik gerçeklikten ziyade taktiksel hesaplara dayanıyor izlenimi veriyor; bu da uzun vadede Avrupa’nın stratejik kapasitesini zayıflatıyor,” ifadelerini kullandı.
Avrupa Komisyonu Başkanı von der Leyen, Hamburg’ta Die Zeit gazetesinin 80. yıl etkinliğinde bloğun genişlemesiyle ilgili desteğini bildiren mesajlar verdiği sırada “Avrupa kıtasını tamamlamayı başarmalıyız ki Rus, Türk veya Çin etkisine girmesin. Daha büyük ve jeopolitik düşünmeliyiz.” demişti.
“Uzun vadede Avrupa’nın stratejik kapasitesini zayıflatıyor” DEİK Türkiye-Avrupa İş Konseyleri Koordinatör Başkanı Yalçındağ, Avrupa Komisyonu Başkanı’nın son açıklamaları zemininde Türkiye-AB ilişkilerini değerlendirdiği açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
Avrupa Birliği’nin kurucu ruhu, farklılıkları tehdit olarak değil, ortak akıl ve çıkar üretmenin kaynağı olarak görme cesaretine dayanıyor. Avrupa Birliği’nin kuruluşundaki temel fikir kıtada ekonomik entegrasyon yoluyla kalıcı barışı tesis etmek, köprüler kurmak ve bu yolla küresel bir aktör haline gelmekti. Bu çerçevede, AB aday ülkesi, NATO müttefiki ve bir Avrupa ülkesi olan Türkiye’nin ifade edilen jeopolitik kategoriye yerleştirilmesinin gerçeklikten uzak bir yaklaşım olduğunu düşünüyoruz.
Türkiye, Avrupa’nın ekonomik, güvenlik ve toplumsal dokusunun ayrılmaz bir parçasıdır. NATO müttefikliği, Gümrük Birliği entegrasyonu, enerji, göç ve güvenlik alanlarındaki derin karşılıklı bağımlılık, Türkiye’yi Avrupa için bir ‘tehdit’ değil, stratejik bir Avrupalı ortak ve üye konumuna taşıyor. Bu nedenle kullanılan dil ve yapılan kategorik sınıflandırmalar, jeopolitik gerçeklikten ziyade taktiksel hesaplara dayanıyor izlenimi veriyor; bu da uzun vadede Avrupa’nın stratejik kapasitesini zayıflatıyor.”
“AB ve Türkiye arasındaki ilişkileri Batı demokrasilerinin geleceği bağlamında ele almanın akılcı bir yaklaşım olduğunu düşünüyoruz”
“Bizler DEİK olarak Türkiye’nin AB’ye üyeliği konusunda başlattığımız özel sektör girişimi kapsamında, AB Komisyonu Başkanı Ursula Von der Leyen’in de röportajında ifade ettiği gibi, AB’nin enerji, tedarik zincirleri ve güvenlik konularında daha bağımsız ve güçlü bir aktör olması gerektiğini, bunun da Türkiye ile birlikte mümkün olabileceğini ifade ediyoruz.” diyen Yalçındağ, açıklamasında şunları kaydetti:
“Bugün Avrupa’da karar alma mekanizmaları üzerine yürüyen tartışmalar, özellikle oybirliği ilkesinin yarattığı tıkanıklıklar, daha çevik ve hızlı hareket eden bir Birlik arayışını öne çıkarıyor. Nitelikli çoğunluk oylamasına geçiş ve farklılaştırılmış entegrasyon modelleri bu arayışın doğal uzantısı. Ancak bu reformların hayata geçmesi için yine oybirliği gerekiyor; bu da bazı üye devletlerin çekincelerini belirleyici kılıyor. Türkiye konusunu bu bağlamda Avrupa içi siyasetten bağımsız, 21. yüzyılda Avrupa’nın küresel menfaatleri açısından olumlu değerlendirmek faydalı olur.
AB ve Türkiye arasındaki ilişkileri Batı demokrasilerinin geleceği, ekonomik bütünleşme, yapay zeka çağının muazzam hızlı dönüşümleri, güvenlik iş birliği ve küresel rekabet bağlamında ele almanın akılcı bir yaklaşım olduğunu düşünüyoruz.”
Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sánchez Amor’un Ursula von der Leyen’in son açıklamalarını “jeopolitik açıdan hatalı bir analiz” olarak nitelendirdiğini ve Avrupa Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Marta Kos’un Avrupa’nın Türkiye’ye ihtiyaç duyduğu yönündeki açıklamalarını hatırlatan Yalçındağ, “Avrupa Birliği içinde de Türkiye’nin konumlandırılmasına ilişkin daha dengeli ve gerçekçi değerlendirmeler yapılmaktadır,” değerlendirmesinde bulundu.
“MÜNİH’TE İLK KEZ ‘TÜRKİYE’SİZ OLMAZ’ FİKRİ BU KADAR NET ŞEKİLDE DİLE GETİRİLDİ”
Yalçındağ, bu sene yapılan Münih Güvenlik Konferansı’nda yapılan değerlendirmelerde “Türkiye’nin NATO’nun güney kanadındaki rolü, bölgesel krizlerin yönetimindeki kapasitesi ve Avrupa güvenlik mimarisi açısından taşıdığı kritik önem”in açık şekilde vurgulandığını söyleyerek “Hatta bu yılki Konferans, ‘Türkiye’siz olmaz’ fikrinin ilk kez bu kadar net şekilde dile getirildiği yer olmuştur. Zira NATO’nun tarihindeki en kritik zirvelerden biri temmuz ayında Ankara’da gerçekleşecek,” diye ekledi.
Yalçındağ, Türkiye’nin COP31 Zirvesi’ne de ev sahipliği yapacağını da hatırlatarak “Biz Türkiye ile AB’nin uyum hedefleri, iklim politikaları, iklim krizine yönelik ortak çözümler geliştirmek gibi konularda da birçok iş birliği alanı olduğunu düşünüyoruz.” dedi.
Yalçındağ, değerlendirmesini “Türkiye’yi küresel sistemde farklı kategorilerle tanımlamak yerine, Avrupa’nın geleceğini, ortak geleceği birlikte şekillendirecek stratejik bir paydaş olarak konumlandırmak hem daha gerçekçi hem de daha yapıcı bir yaklaşım olacaktır. İnanıyoruz ki Avrupa Komisyonu, AB üyeliğine aday, NATO üyesi bir Avrupa ülkesini ve ihtiyaç duyduğu stratejik partnerini ‘tehdit”’olarak tanımlamayarak yeni dünya düzeninde daha güçlü ve bağımsız bir Birlik olma hedefine erişecektir,” ifadeleriyle sonlandırdı.













