TMK’nın zayıflaması Kıbrıslı Türkleri de çözüm iklimini de vurur

Kıbrıs Türk İnşaat Müteahhitleri Birliği Başkanı Cafer Gürcafer, Avrupa Konseyi’nde TMK dosyasının ele alınacağı 9-11 Haziran’da gerçekleşecek kritik toplantı öncesi Bugün Kıbrıs’a konuştu. Gürcafer, takas mekanizmasından güneye sızdırılan sözleşmelere, Vakıflar’ın mallarından yeni tutuklama dosyalarına kadar çarpıcı açıklamalar yaptı.

Kıbrıs Türk İnşaat Müteahhitleri Birliği Başkanı Cafer Gürcafer, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nde Taşınmaz Mal Komisyonu dosyasıyla ilgili yapılacak değerlendirme öncesinde Bugün Kıbrıs’a konuştu.

Gürcafer, TMK’nın inşaat ve emlak sektörünün yanı sıra, Kıbrıs sorununun çözüm zemini açısından da kritik olduğunu söyledi. “Mülkiyetin uluslararası hukuk tarafından kabul edilebilir bir şekle dönüşmesinin tek kapısı Taşınmaz Mal Komisyonu’dur” diyen Gürcafer, özellikle takas mekanizmasının çalıştırılmamasını büyük eksiklik olarak değerlendirdi.
Gürcafer, “Biz elimizden geleni yaptık ama bizim gücümüz sınırlı. Burada çok ciddi, Türkiye merkezli bir diplomasi ortaya konması gerekiyor” dedi.

“TMK TEHLİKEYE GİRİNCE HAREKETE GEÇTİK”
Aralık 2025’te Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nde ortaya çıkan tablonun ardından TMK dosyasının Haziran’a taşındığını hatırlatan Gürcafer, Kıbrıs Türk tarafının bu süreçte kendisini yeterince anlatamadığını söyledi.

Gürcafer, Brüksel ve Strazburg’ta temaslarda bulunduklarını, Avrupa ülkelerinin temsilcileriyle görüştüklerini belirterek şunları kaydetti:

“Biz en azından şunu söyleyebilirim; elimizden geleni yaptık. Ama elimizden gelen bizimle sınırlı. Bizi aşan konular var. Burada çok ciddi bir diplomasi ortaya çıkması lazım. Bu da Türkiye merkezli bir diplomasi olmalı. Kıbrıs Türk tarafı merkezli bir diplomasinin tek başına çok fazla anlamı olmaz.”

Gürcafer’e göre Avrupa’daki muhataplar, mülkiyet meselesini büyük ölçüde yalnızca Kıbrıslı Rumların mağduriyeti üzerinden okuyor:

“Biz kendimizi doğru anlatamamışız. Rum tarafı bu konuda çok iyi çalışmış ve bir algı oluşturmuş. Mülkiyet dediğiniz zaman, insanlar yalnızca Rumların mağduriyet yaşadığını biliyor. Oysa güneyden kuzeye göç eden ve güneyde yaklaşık 500 bin dönüm mal bırakan Kıbrıslı Türk göçmenler de var. Bundan haberleri yok.”

“TAKAS MEKANİZMASI ÇÖZÜME HİZMET EDER”
Gürcafer, TMK’nın yalnızca tazminat mekanizması olarak görülmesinin yanlış olduğunu, asıl önemli başlıklardan birinin takas olduğunu vurguladı.

“Takas bacağının çalışabileceği ve bunun iki bölgeliliğin tesisine hizmet edeceği algısı yok” diyen Gürcafer, bu eksikliğin yıllardır sürdüğünü söyledi:
“Rum tarafı bu işi çok iyi çalıştı. Diplomatlarla, büyükelçilerle sürekli temas ettiler. Biz ne zaman başladık? TMK tehlikeye girince. Meğer onlar senelerdir çalışıyormuş, biz de maalesef seyretmişiz.”

Gürcafer, TMK’nın takas mekanizmasının çalıştırılması halinde özellikle yatırım bölgelerindeki mülkiyet sorunlarının önemli ölçüde çözülebileceğini belirtti.

“Biz bunları artık parayla ödeyebilecek noktada değiliz. Değerler çok yükseldi. Siz insanlara 1974 değerini ya da bugünkü reel değerin onda birini teklif ettiğiniz zaman adam internete girip malının hangi değerlerden satıldığını görüyor. Rakamlarla bunu çözmemiz mümkün değil. Ama takas bacağını çalıştırarak, en azından yatırım bölgelerindeki sorunlu alanları temizleyebiliriz.”

“İKİ BÖLGELİLİĞİN YOLU TAKASTAN GEÇER”
Gürcafer, çözüm modeli ne olursa olsun iki bölgeli yapının ortak kabul gören temel parametrelerden biri olduğunu söyledi.
“Federasyon olsun, iki ayrı devlet olsun, konfederasyon olsun; her halükârda anlaştığımız tek nokta iki bölgeliliktir” diyen Gürcafer, bunun ancak mülkiyetin dönüştürülmesiyle mümkün olacağını savundu:
“İki bölgelilik nasıl olur? Güney’in Rumlaşması, Kuzey’in Türkleşmesiyle olur. Yani kuzeydeki mallar Kıbrıs Türk tarafının, güneydeki mallar da Kıbrıs Rum tarafının malı olur. Bunu nasıl yapabiliriz? TMK aracılığıyla yapabiliriz.”

Gürcafer, Vakıflar İdaresi’nin de bu konuda öncülük etmesi gerektiğini söyledi:
“Vakıflar güneyde bıraktığı mallara karşılık kuzeyde mal aldıysa, o zaman güneydeki malları takasa koymalı. Bu devletin anayasasına inanıyorsak, gereğini yapmalıyız. Vakıfların güneyde yüz elli bin dönüme yakın arazisi var. Bıraktığımız malların çok önemli bir bölümü Vakıflar’la bağlantılı. Kurumsal olarak neden bu hamle yapılmıyor, ben de bunu soruyorum.”

“YÜZDE 10’U DAHİ TAKASA KOYSAK SORUNLU ALANLARI ÇÖZERİZ”
Gürcafer, güneyde bırakılan Kıbrıslı Türk mallarının küçük bir bölümünün dahi takas havuzuna konmasının kritik sonuç yaratabileceğini söyledi:

“Güneyde bıraktığımız malların yüzde 10’unu dahi takasa koysak, yatırım bölgelerindeki mülkiyet sorunlarını çözebiliriz. En azından otellerin oturduğu alanlar, İskele, Tatlısu gibi yapılaşmanın yoğun olduğu bölgeler temizlenebilir.”

Gürcafer, kendisinin de göçmen olduğunu hatırlatarak, eşdeğer karşılığı kuzeyde mal alan kişilerin güneydeki malları üzerinde yeniden hak iddia etmesinin adil olmadığını söyledi:
“Ben göçmenim. Güneyde bıraktığım mallarıma karşılık burada mal aldım. Sattım, para kazandım, çocuklarıma iş kurdum. Güneydeki artık benim değildir. Gel bendekini al. Ama güneydeki malına karşılık hiç mal almamış olana dokunma. Yarısını almışsa ona da dokunma. Tümünü almış olanlar varsa, bari onları kaynak olarak kullan.”

“TMK İÇİN TOPLANAN KAYNAK YERİNDE YOK”
Gürcafer, TMK için kaynak yaratılması amacıyla devir harçlarına ek harç konulduğunu, ancak bu kaynağın fiilen kullanılabilir durumda olmadığını söyledi.

“Şu anda 60 milyon pound civarında bir kaynak var görünüyor ama yerinde para yok” diyen Gürcafer, paranın genel bütçe içinde kullanıldığını savundu:
“Kağıt üzerinde var. Maliye Bakanı’na sorsanız ‘para buradadır’ der. Ama fiilen elde yok. Diğer paralar gibi havuzun içinde kullanıldı, maaşlara gitti.”

Gürcafer, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi sürecinde kritik bir dava için uzlaşı fırsatının kaçırıldığını da söyledi. Taraflar arasında ciddi bir pazarlık yürütüldüğünü belirten Gürcafer, rakamlar arasında küçük bir fark kalmasına rağmen anlaşmanın sağlanamadığını anlattı:
“15 milyon talep edildi, 12,5 milyon önerildi. Ortada buluşma ihtimali vardı. Aile 15 milyonu kabul etti ama bizim taraf 12,5’tan yukarı çıkmadı. O süreç bitti ve dosya mahkemeye gitti. Eğer başımıza bir felaket gelirse, bunun sebeplerinden biri budur.”

“BU DİPLOMATİK BAŞARISIZLIK OLUR”
Gürcafer, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin TMK’nın etkin iç hukuk yolu olup olmadığının yeniden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından değerlendirilmesini isteyebileceğini, bunun da ciddi sonuçlar doğuracağını söyledi:
“Eğer dosya, TMK’nın etkin iç hukuk yolu olup olmadığının yeniden gözden geçirilmesi için mahkemeye giderse, bu bizim için çok büyük sıkıntı olur. Bana göre bu diplomatik bir başarısızlık olur.”

Gürcafer, bu noktada yalnızca sektörün değil, Kıbrıs Türk toplumunun geleceğinin de etkileneceğini savundu:
“Bu olanlar müteahhiti değil, Kıbrıs Türkü’nü öfkelendiriyor. Çünkü müteahhit şirketini kapatır, bugüne kadar kazandığıyla yaşar. Ama altında on binlerce insanı çalıştıran 80’e yakın alt sektör çöker. Mesele oradadır.”

“ÇÖZÜM İKLİMİ ZARAR GÖREBİLİR”
Gürcafer, Haziran’daki değerlendirmenin çözüm sürecini de etkileyebileceğini söyledi. Kıbrıs sorununda yeniden bir hareketlenme beklentisi olduğunu belirten Gürcafer, Avrupa Konseyi’nin bu atmosferi dikkate alması gerektiğini ifade etti:
“Umarım Avrupa Konseyi, böyle bir kararın yeniden oluşan çözüm iklimini olumsuz etkileyebileceğini düşünerek bir süre daha verir. En azından altı aylık bir süre daha tanır.”

Gürcafer, Kıbrıs sorununda bu kez daha umutlu olduğunu söyledi:
“Kıbrıs sorunu artık yalnızca Rumlar ve Türklerin sorunu olmaktan çıktı. Doğu Akdeniz’de ihtiyaç duyulan istikrar, enerji, zenginliğin paylaşılması ve bölgesel dengeler açısından çok daha büyük bir mesele haline geldi. Bu yüzden ben bu defa görüşmelerin olumlu seyredeceğini düşünüyorum.”

“BENİM ÇÖZÜM TARİFİM GEVŞEK FEDERASYON”
Gürcafer, çözüm modeli olarak “gevşek federasyon”u gerçekçi gördüğünü söyledi.
“Merkezin zayıf, kanatların güçlü olduğu bir federasyon modeli gündeme gelebilir” diyen Gürcafer, güvenlik, garantiler ve Türk askerinin pozisyonunun ise Türkiye’nin Avrupa Birliği ve NATO ile ilişkileri bağlamında ele alınabileceğini belirtti.

Gürcafer’e göre bu başlıklarda kamuoyuna yansımayan temaslar yürütülüyor olabilir:
“Güvenlik, garantörlük ve Türk askerinin pozisyonu pat diye masaya gelip konuşulacak konular değildir. Bunlarla ilgili kapalı kapılar ardında bir görüşme süreci olduğunu düşünüyorum. Bir mesafe kat edilmiştir ki Türkiye tarafı masanın kurulmasına onay vermiştir.”

“BİZ DİPLOMASİYE ÖNEM VERMEDİK”
Gürcafer, Kıbrıs Türk tarafının uzun yıllar diplomasi alanında yetersiz kaldığını söyledi.

“Biz ‘arkamızda ana vatan var’ lafına çok güvendik” diyen Gürcafer, Türkiye’nin bölgesel ve küresel birçok gündemi olduğunu hatırlattı:
“Türkiye’nin Suriye sorunu var, Irak sorunu var, Kürt sorunu var, Rusya sorunu var, Amerika var, Avrupa var. Sabah akşam seninle uğraşmaz. Bizim itici olmamız gerekiyor. Avrupa hukuku temelinde diplomasi yapmamız lazım. Gidip ‘KKTC’yi tanıyın’ demenin oralarda çok fazla karşılığı yok. Ama zorunluluk doktrini, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları, mülkiyet kullanıcılarının hakları gibi başlıklarla konuşursanız dinlenirsiniz.”

“GÜNEY’İN TUTUKLAMA HAMLELERİ SİYASİDİR”
Gürcafer, Güney Kıbrıs’ın emlakçılar üzerinden yürüttüğü tutuklama ve yargılama süreçlerinin hukuki görünüm altında siyasi olduğunu savundu.

“Güney Kıbrıs’ın olaya ideolojik yaklaştığını söyleyemem; daha çok iç dinamiklere yönelik bir hamle yaptı” diyen Gürcafer, Rum liderliğinin kamuoyu desteğini korumak için mülkiyet meselesini kullandığını ileri sürdü:
“En hassas nokta mülkiyet ve göçmenler konusu. Onların duygularına hitap edecek adımlar attılar. Kısa vadede kendi açılarından başardılar ama uzun vadede hem hayal kırıklığı yaratacak hem de siyaseten zarar verecek.”

Gürcafer, bu adımların Kıbrıs Türk toplumunu çözümden uzaklaştırabileceğini belirtti:
“Kıbrıs Türkü çözümün olmazsa olmazıdır. Kıbrıs Türkü burada erozyona uğrarsa, göç ederse, umarsızlaşırsa çözüm olmaz. O zaman çok daha farklı yerlere savruluruz.”

“FRANSA MAHKEMESİ KARARI DOĞRU KULLANILMALI”
Gürcafer, Fransa’da verilen bir mahkeme kararının Kıbrıs Türk tarafı açısından diplomatik zeminde kullanılabileceğini söyledi.

“Fransa’daki mahkeme kararı doğru diplomatik girişimlerle kullanılırsa çok önemlidir” diyen Gürcafer, bu kararın Europol ve Interpol nezdinde gündeme getirilmesi gerektiğini belirtti:
“Ben Europol’a giremem. Ama Türkiye Dışişleri girebilir. Bu kararın orada okunması, yorumlanması ve değerlendirilmesi sağlanmalı. Aynı şey Interpol için de yapılmalı. Bu ciddi bir çaba ister. Bizim yapacağımız çaba yalnız başına yeterli değildir.”

Gürcafer’e göre Güney Kıbrıs’ın bazı dosyalarda “kara para” unsurunu eklemesi, Interpol süreçlerini hızlandırmaya dönük bir strateji:
“Interpol’un en hassas olduğu konu kara paradır. Rum tarafı da tutuklama çıkarabilmek için bunu dosyaların içine koyuyor. Oysa bu siyasi bir karardır. Hukuki gibi gösteriliyor ama siyasidir.”

“RESMİ MÜHÜRLÜ SÖZLEŞMELER GÜNEY’İN ELİNDE”
Gürcafer, Güney Kıbrıs’ın elinde kuzeyde yapılan satışlara ilişkin çok sayıda sözleşme bulunduğunu, bunların bazılarının resmi mühürlü olduğunu söyledi.

“Bu insanların önüne bizim tapu dairemize yatırılmış, tapunun mühürlü sözleşmeleri konuyor” diyen Gürcafer, bunun çok ciddi bir sorun olduğunu belirtti:
“Bu sözleşmeler bizim resmi makamlarımızdan çıkmıştır. Birileri verdi, birileri sattı. Başka açıklaması yok. Rum tarafının elinde belki de bizim yaptığımız satışların yüzde 50’siyle ilgili sözleşme bazında bilgi var.”

Gürcafer, satış sözleşmelerinin normalde tapu ve vergi dairesinde bulunduğunu hatırlatarak, resmi mühürlü belgelerin sızdırılmış olabileceğini savundu:
“Üzerinde tapu dairesinin resmi mührü olan bir sözleşme yalnız tapu dairesinde vardır. Ben müteahhitler birliği başkanı olarak dahi bunu alamam.”

“GÜNEYDE DE TMK BENZERİ BİR MEKANİZMA OLMALI”
Gürcafer, Kıbrıslı Türklerin güneyde kalan malları için bağımsız ve etkili bir başvuru yoluna ihtiyaç olduğunu söyledi.
“Bunu bizim gündeme getirmemiz lazım. Bu devlet politikası ve dış politikayla ilgilidir” diyen Gürcafer, güneyde de TMK benzeri bir yapının kurulması gerektiğini belirtti:
“Orada da bağımsız, daha hızlı işlem yapabilecek bir komisyon kurulabilir. İki mekanizma arasında köprü oluşturularak takas çok daha hızlı çalıştırılabilir.”

Gürcafer, mevcut durumda güneydeki mallarına ulaşmak isteyen Kıbrıslı Türklerin kağıt üzerinde bir prosedüre sahip olduğunu ancak bunun fiilen çalışmadığını söyledi:
“Yasa diyor ki, güneye gelirsen, yerleşirsen, altı ay kalırsan malını alabilirsin. Ama altı ayını doldurup da malını alan kimse olmadı. Dava edenler oldu, dava süreci uzatıldı, istinaf süreci uzatıldı. Ömür yetmez.”

“TÜRKİYE PAZARI HAREKETLENDİ”
Gürcafer, Güney Kıbrıs’ın tutuklama ve baskı hamlelerinin paradoksal biçimde Türkiye pazarını hareketlendirdiğini söyledi.
“Güya cezalandırdı ama Türkiye pazarını hareketlendirdi” diyen Gürcafer, son dönemde Türkiye’den gelen yatırımcı ve lansman taleplerinde artış yaşandığını belirtti.

Ancak Gürcafer, mülkiyetin niteliği konusunda sektörün elinin anayasal sınırlamalar nedeniyle bağlı olduğunu söyledi:
“Bizim bir anayasamız var. Bu anayasa diyor ki, bu benim verdiğim tapudur. Biz bunun bir kısmının eşdeğer, bir kısmının tahsis, bir kısmının da Türk malı olduğunu biliyoruz. Ama bunu bir önlem gerekçesi olarak kullanmak kendi anayasamızla çelişiyor. Bu yüzden TMK’yı çok önemsiyoruz. Çünkü bunu hem uluslararası hukuk zeminine oturtacak hem de anayasayla uyumlu hale getirecek kapı TMK’dır.”

“SEKTÖR POPÜLİZME KURBAN EDİLDİ”
Gürcafer, son dönemde inşaat sektörüne yönelik tartışmaların popülizme kurban edildiğini savundu.
“Sektörle ilgili yanlışlar ayrı bir sayfa ama bu dönemde sektör popülizme kurban edildi” diyen Gürcafer, ciddi bir veri bankasının olmamasının krizi büyüttüğünü söyledi:
“Ciddi bir veri bankamızın olmaması nedeniyle ilk anda doğru verileri ortaya koyamadık. Bu panikle alelacele yasa geçirildi ve o yasa bizim canımızı yaktı.”

Gürcafer, geriye dönük işlemleri etkileyen yasal düzenlemelerin yabancı yatırımcı açısından güven sorunu yarattığını belirtti:
“Yabancı yatırımcı geldiğinde önce şuna bakar: Bu ülkenin yasaları başıma bir şey gelirse beni ne kadar korur? Adam baktı ki geriye dönük yaptığı işlemi etkileyen yasal düzenleme yapıldı. Dünyada böyle bir şey yoktur. Rum tarafının tutuklamaları da bunun üzerine gelince domino etkisi yarattı.”

“DEVLETTE ÇÜRÜME 50 YILLIK BİR SÜRECİN SONUCU”
Gürcafer, hükümeti değerlendirirken sorunun yalnızca bugünkü yönetime indirgenemeyeceğini söyledi. Ona göre KKTC’de devlet yapısında uzun yıllara yayılan bir çürüme yaşandı.
“Yanlışların olağanlaşması, doğruların alaya alınması bir anda olmadı. 50 yıllık bir süreç var” diyen Gürcafer, liyakat kaybına dikkat çekti:

“Biz liyakati 80’li yıllarda katletmeye başladık. Cumhuriyetin ilan edildiği dönemde İngiliz döneminden ve Kıbrıs Cumhuriyeti döneminden gelen liyakatli insan kaynağımız vardı. Bu insanlar devletin temelini oluşturdu. Sonra yavaş yavaş bu geleneği bozduk. Bugün yüzde 5’lere geldik. Vasıfsızlık aldı başını gitti.”

Gürcafer, çözümün “devrim niteliğinde bir değişim” olduğunu söyledi:
“Bir sil baştana ihtiyacımız var. Her şeyi yeniden yazmaya ihtiyacımız var. İktidar değişmesi lazım; mevcut yapı yoruldu, yıprandı, artık çözüm üretemiyor. Ama seçimle gelecek olanın işi de kolay değildir. Malzeme aynı malzeme. Sistemi değiştirecek hamleler lazım.”

“POPÜLİZMDEN KURTULMADAN EKONOMİ DÜZELMEZ”
Gürcafer, kayıt dışı ekonomi tartışmalarının da popülizmden arındırılması gerektiğini söyledi.
“Kayıt dışı ekonomi var ama bunun yalnızca büyük sermayede olduğu algısı yanlış” diyen Gürcafer, inşaat sektöründe peşin vergi uygulaması olduğunu hatırlattı:
“İnşaatta evi satmaya gittiğinizde ister kazanın ister kazanmayın devlet yüzde 25 vergiyi alır. Ama gidin iki kurbanlık hayvan alın, fatura kesilir mi? Evinde özel ders veren yüzlerce öğretmen var. Doktorlarda, avukatlarda makbuz kesilmez. Yani kayıt dışılık yalnızca üstte değil, alttadır da.”

Gürcafer, kapsamlı bir sosyoekonomik kalkınma planına ihtiyaç olduğunu söyledi:
“Devlet üç beş yüz milyon lira ayıracak, 30 uzman bulacak. Gerekirse Fransa’dan, İspanya’dan, Türkiye’den getirecek. Kendi iç dinamiklerini de katacak. Bu ülke yeniden yazılacak. Tarım, turizm, enerji, kooperatifçilik, kamu verimliliği, liyakat; hepsi bir bütün olarak ele alınacak.”

“KIBRISLI RUMLARA MESAJIM: KÜÇÜK HESAPLAR PEŞİNDE OLMAYALIM”
Gürcafer, Kıbrıslı Rum toplumuna da mesaj verdi. İki toplumun yüzyıllardır aynı coğrafyada yaşadığını belirten Gürcafer, geçmişten ders çıkarılması gerektiğini söyledi:
“Yüzyıllardır bu coğrafyada birlikte yaşıyoruz. Dünya var oldukça yaşamaya devam edeceğiz. Atalarımızın, dedelerimizin yaptığı hatalardan ders çıkaralım. Medeni dünya gibi ülkemizin kalkınması ve coğrafyamızda barışın gelmesi için en değerli olanın bu olduğunu fark edelim. Küçük hesaplar peşinde olmayalım. Büyük düşünelim, Kıbrıs sorununu çözelim.”

Gürcafer, dini ve milliyetçi söylemlerin iki toplumda da barışa zarar verdiğini savundu:
“Bugün çözüm iklimi kendini hissettirmeye başladı, başpiskopos yine çıktı konuşmaya. 63 olayları başladığında da başpiskopos konuşuyordu, EOKA kurulduğunda da başpiskopos konuşuyordu. Kulak vermesinler. Biz de vermeyelim, onlar da vermesinler. Eski komşuluk ilişkilerini, insan ilişkilerini hatırlasınlar. Bu ülkede huzur içinde, barış içinde rahatlıkla yaşayabiliriz.”

“ERHÜRMAN’DAN BEKLENTİMİZ ÇOK YÜKSEK”
Gürcafer, Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’dan umutlu olduğunu ancak daha proaktif bir tutum beklediğini söyledi.
“Sayın Cumhurbaşkanı’ndan umutluyum. Ama bazı rahatsızlıklarım var” diyen Gürcafer, Erhürman’ı seçim sürecinde bireysel olarak desteklediğini hatırlattı:
“Vizyonundan ve tespitlerinden dolayı destekledim. Ancak geçen sürede biraz daha proaktif olmasını beklerdim. Belki kapalı kapılar ardında çözüm iklimini oluşturmak için yürüyen görüşmeler vardır. Ama Kıbrıs Türkü Sayın Cumhurbaşkanı’nın biraz daha proaktif olmasını bekler.”

Gürcafer, Cumhurbaşkanlığı makamının Kıbrıs Türk toplumunun dünyaya açılan kapısı olduğunu vurguladı:
“Bizim kapımız Cumhurbaşkanlığı makamıdır. Uluslararası hukuk nezdinde karşı karşıya kaldığımız mağduriyetler, tutuklamalar ve bunlara karşı mücadele konusunda Cumhurbaşkanlığı’nın daha aktif olmasını isterim. Çok daha aktif olacağını bize vadetmişti. Bunun takipçisiyiz.”

“HRİSTODULİDİS’TEN BEKLENTİM YOK”
Gürcafer, Kıbrıslı Rum lider Nikos Hristodulidis’e yönelik sert değerlendirmelerde bulundu. Hristodulidis’in Kıbrıslı Türklere yönelik söylemlerini samimi bulmadığını söyleyen Gürcafer, beklentisinin Rum liderden değil, uluslararası dinamiklerden olduğunu belirtti:
“Hristodulidis’ten bu konuda bir beklentim yok. Söylemlerini samimi bulmuyorum. Klerides’i de gördük, Anastasiadis’i de gördük. Bazı liderlerde Kıbrıslı Türklere karşı mahcubiyet, sevgi ve yurttaşlık bakışı vardı. Ben Hristodulidis’te bunu görmüyorum.”

Buna rağmen Gürcafer, Kıbrıs Rum liderliğinin de çözümsüzlüğün sonuçlarını görmeye başladığını savundu:
“Onlar da köşeye sıkışmış durumdadır. Son üç yılda Kıbrıs sorunu çözülmezse başlarına neler gelebileceğini gördüler. Sevse de sevmese de Kıbrıslı Türklerle Kıbrıs sorununu çözmek için çaba sarf etmek zorundadır. Çünkü Doğu Akdeniz yeniden şekilleniyor. Kıbrıs sorunu çözülse de çözülmese de bu şekillenme olacak. Ya çözerek dostluk içinde yer alacaklar ya da kalıcı bir karşı karşıyalıkla yüzleşecekler.”

DAUSEN

DAUSEN

Girne Belediyesi

Girne Belediyesi

Gönyeli Alayköy Belediyesi

Gönyeli Alayköy Belediyesi