Nazlı: “Kadına şiddetle mücadele sığınma hattı göstermekle sınırlı kalamaz”
Bağımsızlık Yolu Genel Sekreteri Cansu N. Nazlı, kadınlara yalnızca şiddet durumunda başvurabilecekleri mekanizmaları göstermenin yeterli olmadığını belirterek, kadınları şiddet gördükleri evlere mahkum eden ekonomik, toplumsal ve siyasal koşulların ortadan kaldırılması gerektiğini vurguladı.
Nazlı: “Kadına şiddetle mücadele sığınma hattı göstermekle sınırlı kalamaz”
Bağımsızlık Yolu Genel Sekreteri Cansu N. Nazlı, kadınlara yalnızca şiddet durumunda başvurabilecekleri mekanizmaları göstermenin yeterli olmadığını belirterek, kadınları şiddet gördükleri evlere mahkum eden ekonomik, toplumsal ve siyasal koşulların ortadan kaldırılması gerektiğini vurguladı.
Bugün Kıbrıs
Bağımsızlık Yolu Genel Sekreteri Cansu N. Nazlı, kadına yönelik şiddetle mücadelenin yalnızca kadınlara başvurabilecekleri kurumları anlatmakla sınırlı kalamayacağını belirtti. Şiddete uğrayan kadınların neden bu mekanizmalara başvuramadığının ve şiddet ortamından neden ayrılamadığının sorgulanması gerektiğini kaydeden Nazlı, “Bir kadına şiddete uğradığı durumlarda nereye gidebileceğini söylesek de neden gitmediğini çözmedikten sonra kadınlar özgürleşemez” dedi.
Nazlı, şiddeti ayrılık ya da boşanma için yeterli neden olarak görmeyen ve kadınlara aile birliğini korumaları adına şiddete katlanmalarını telkin eden anlayışın kırılması gerektiğini belirtti:
“Şiddeti ayrılmak, boşanmak için geçerli sebep görmeyen, şiddet gören kadına aile birliğini korumak için dayanmayı, katlanmayı telkin eden erkek egemen muhafazakar kalıp yargıları kırmalıyız.”
“ASGARİ ÜCRETLE BİR EV KİRALAYIP GEÇİNMEK MÜMKÜN DEĞİL”
Kadınların şiddet gördükleri evlerden ayrılmasının önündeki ekonomik koşullara da dikkat çeken Nazlı, “Kadınların şiddet gördüğü evden kaçsa da kazandığı asgari ücretle bir ev kiralayıp geçinmesinin mümkün olmadığı koşulları ortadan kaldırmalıyız” dedi.
Nazlı, kadınların yaşamı ve bedeni üzerinde din ve inanç üzerinden baskı kurulmasına da karşı çıkılması gerektiğini belirterek, “Din ve inanç kisvesiyle kadınların yaşamı ve bedeni üzerinde baskı kuran gericiliğe ve muhafazakarlığa geçit vermemeliyiz” ifadelerini kullandı.
Kadına yönelik şiddetin önlenmesi için koruyucu mekanizmaların gerekli olduğunu ancak mücadelenin bununla sınırlanamayacağını belirten Nazlı, “Kadına şiddeti önleyici ve kadınları şiddetten koruyucu mekanizmalar talep etmekle kalmamalı, bataklığı kurutmak için ataerkil sermaye düzenine, dinsel gericiliğe ve neoliberal muhafazakarlığa karşı direnmeliyiz” dedi.
“DEVLETİN GERİ ÇEKİLDİĞİ ALANI VAKIFLARIN DOLDURMASINI KABUL ETMİYORUZ”
Nazlı, sosyal politikaların devlet tarafından yürütülmesi gerektiğini vurgulayarak, “Devletin geri çekildiği sosyal politikalar alanını vakıfların, derneklerin doldurmasını kabul etmememiz bu yüzdendir” dedi.
Kamu kaynaklarının kullanımına da değinen Nazlı, din işlerine ayrılan bütçe ile sosyal hizmetlere ayrılan kaynakları karşılaştırarak şu ifadeleri kullandı:
“Din işlerine ayrılan bütçenin neden Sosyal Hizmetlere ayrılmadığının hesabını bu bütçeleri getiren ve geçiren vekiller verecek!”
Nazlı, devletin kadınlar için sığınma evi kurmamasını ve okullardaki fiziki sorunları da eleştirerek, “Devlet bir sığınma evi bile kurmazken ve okullar dökülürken yol boyu ihtişamlı dikilen camilere itirazımız bu yüzden” dedi.
“KADINA ŞİDDETİN ARTIŞINDAN GERİCİ TARİKATLAR VE ONLARI KAPATMAYAN YETKİLİLER SORUMLU”
Nazlı, kadına yönelik şiddetin artışında gerici tarikatların ve bunlara müdahale etmeyen devlet yetkililerinin sorumluluğu bulunduğunu belirterek, “Kadına şiddetin artışından gerici tarikatlar ve o tarikatları kapatmayan devlet yetkilileri sorumlu!” dedi.
Eğitim politikalarını da bu çerçevede eleştiren Nazlı, müfredattan evrim teorisinin çıkarılmasını, toplumsal cinsiyet eşitliğine yer verilmemesini ve din derslerinin zorunlu tutulmasını hatırlatarak Eğitim Bakanlığı’nın da kadınların maruz kaldığı şiddetin toplumsal koşullarındaki sorumluluğuna işaret etti.
Nazlı, kadınların ve çocukların hedef alındığını belirttiği dinsel gericiliğin uzun yıllardır sistematik biçimde dayatıldığını kaydederek, gericiliğin “din ve inanç özgürlüğü” adı altında topluma kabul ettirilmesine çalışanların da kadına yönelik şiddetin artışında payı olduğunu söyledi.
“HEM NEOLİBERAL MUHAFAZAKAR POLİTİKALARIN İCRACISI OLUP HEM KADINA ŞİDDETE KARŞI OLAMAZSIN”
Nazlı, ekonomik ve sosyal politikalarla kadına yönelik şiddet arasındaki ilişkinin görmezden gelinemeyeceğini belirterek, “Hem neoliberal muhafazakar politikaların icracısı olup hem kadına şiddete karşı olamazsın!” dedi.
Erkek egemen anlayışın kamu kurumlarındaki yansımalarına da işaret eden Nazlı, şiddet şikayetlerinin “aile meselesi” olarak değerlendirilmesini eleştirdi:
“Erkek egemen kafasıyla kendisine gelen şiddet şikayetini ‘aile meselesi’ olarak kapatan polisin de payı var, bu ihmali soruşturmayan polis amirinin de!”
“BUNUN ORTASI YOK”
Kadına yönelik şiddetle mücadelenin hükümet, Meclis, Ankara, patronlar, gerici vakıflar, tarikatlar ve gece kulübü sahipleriyle karşı karşıya gelmeden yürütülemeyeceğini belirten Nazlı, “Hükümeti, Meclisi, Ankara’yı, patronları, gerici vakıfları, tarikatları, gece kulübü sahipleri karşısında mücadele etmeden kadına şiddetten kurtulamayız” dedi.
Nazlı, kadına yönelik şiddetin doğrudan uygulayıcısı olan ya da şiddete müdahale etmeyerek artmasına yol açan unsurlarla “lobicilik” yapılmasını reddettiklerini belirterek örgütlü mücadele çağrısı yaptı.
Açıklamasını şu sözlerle tamamladı:
“Kadın cinayetlerine karşıysan, kadınların market ortasında bıçaklanmasından, kadınların seks kölesi olarak tutsak edilmesinden rahatsızsan ya ezenden yana olacaksın ya ezilenden. Bunun ortası yok!”















