Kutlu Adalı mezarı başında anıldı: “Faili meşhur, adaleti meçhul”

Kutlu Adalı’nın kızı İl Adalı, babasının katledilişinin 30’uncu yılında mezarı başında yaptığı konuşmada, “Burada bir ölü değil, bir toplumun belleği gömülü. Bu belleği zaman aşımıyla silmeye, yok etmeye kimsenin gücü yetmeyecektir” dedi.

Bugün Kıbrıs

Gazeteci-yazar Kutlu Adalı, katledilişinin 30’uncu yılında mezarı başında anıldı. Anmada yapılan konuşmalarda, Adalı’nın yalnızca anılmadığı, aynı zamanda adalet talebinin, basın özgürlüğü mücadelesinin ve toplumsal hafızanın simge isimlerinden biri olarak sahiplenildiği belirtildi.

Anmada Yenidüzen Yazı İşleri Müdürü Ertuğrul Şenova, Kıbrıs Türk Gazeteciler Birliği Başkanı Ayşemden Akın, Basın-Sen Örgütlenme Sekreteri Tümay Tuğyan ve Kutlu Adalı’nın kızı İl Adalı konuşma yaptı. Konuşmalarda, cinayetin üzerinden geçen 30 yıla rağmen dosyanın aydınlatılmadığı, sorumluların hesap vermediği ve toplumun adalet talebinden vazgeçmediği ifade edildi.

AKIN: “BU CİNAYET FAİLİ MEÇHUL DEĞİL, FAİLİ MEŞHUR, ADALETİ MEÇHUL BİR CİNAYETTİR”
Kıbrıs Türk Gazeteciler Birliği Başkanı Ayşemden Akın, konuşmasına Kutlu Adalı’nın 30 yıl önce bir temmuz akşamında evinin önünde pusuya düşürüldüğünü hatırlatarak başladı. Akın, Adalı’nın yazdığı, sorduğu ve araştırdığı için hedef alındığını belirtti; tehdit edildiğinin bilindiğini ancak korunmadığını söyledi.

Akın, cinayetin ardından delillerin de korunmadığını, dosyanın kapatıldığını ve hakikatin karanlığa gömülmek istendiğini ifade ederek şunları söyledi:

“30 yıl önce, yine böyle bir temmuz akşamında gazeteci Kutlu Adalı evinin önünde hain bir pusuya düşürüldü. Önce dışarı çağrıldı. Sonra sokakta ışıklar söndü. Silah sesleri duyuldu. Bir araba hızla uzaklaştı. Kutlu Adalı’nın kanı yerde, ailesinin acısı yüreğinde, bizim utancımız alnımızda kaldı.”

Akın, Adalı cinayetinin “faili meçhul” olarak görülemeyeceğini belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kutlu Adalı yazdığı, sorduğu, araştırdığı için hedef alındı. Tehdit edildiğini herkes biliyordu. Ama korunmadı. Devlet onu korumadı. Cinayetten sonra delilleri de korumadı. Dosya kapatıldı, adalet kapatıldı, hakikat karanlığa gömülmek istendi. Ama biz biliyoruz: Bu cinayet faili meçhul değildir. Bu cinayet faili meşhur, adaleti meçhul bir cinayettir.”

Akın, 30 yıldır tanıklıkların ortaya çıktığını, itirafların yapıldığını ve isimlerin konuşulduğunu belirtti. Her defasında “bu kez duvar yıkılacak” sanıldığını ancak karanlık duvarı örenlerin ve koruyanların yerlerinde kaldığını söyledi.

Akın, Türkiye’de faili meçhul cinayetlerin yeniden araştırılacağı yönündeki açıklamaları hatırlatarak Kutlu Adalı dosyasının da bu kapsama alınıp alınmayacağını sordu:

“Türkiye’nin Adalet Bakanı Akın Gürlek geçtiğimiz günlerde faili meçhul cinayetlerin yeniden araştırılacağını söyledi. Buradan soruyoruz: Kutlu Adalı dosyası da buna dahil mi? Türkiye’de planlanıp Kıbrıs’ta işlenen bu cinayet de araştırılacak mı? Yoksa konu Kıbrıs olunca adalet sınırda mı duruyor? Bu dosyayı yeniden açmaya yüreği olan var mı?”

Akın, İlkay Adalı hayattayken ve toplumun hafızası susmamışken dosyanın yeniden açılması gerektiğini kaydetti. Mezarı başında bir kez daha aynı çağrıyı yaptıklarını belirten Akın, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:

“Geç gelen adalet adalet değildir. Ama hiç gelmeyen adalet, toplumun vicdanını çürütür. İlkay Adalı hala hayattayken, bu toplumun hafızası hala susmamışken, bu dosya yeniden açılmalıdır. Bugün Kutlu Adalı’nın mezarı başında bir kez daha söylüyoruz: Bu dosya kapanmadı! Bu toplum unutmadı! Adalet gelene kadar da bu utanç hepimizin alnında duracak!”

ŞENOVA: “KUTLU ADALI BİR YAS FİGÜRÜ DEĞİLDİR, GAZETECİDİR”
Yenidüzen Yazı İşleri Müdürü Ertuğrul Şenova, konuşmasına kısa süre önce hayatını kaybeden Yenidüzen yazarı, araştırmacı-gazeteci Sevgül Uludağ’ı anarak başladı. Şenova, Uludağ’ın da ömrünü bu adada hakikatlerin ortaya çıkmasına ve karanlıkların aydınlanmasına adadığını belirtti.

Şenova, Kutlu Adalı’nın 30 yıl önce susturulmak istenen kalemiyle aynı hakikat arayışının parçası olduğunu ifade ederek şunları söyledi:

“Sözlerime, yakın zamanda kaybettiğimiz, Yenidüzen yazarı, araştırmacı – gazeteci Sevgül Uludağ’ı anarak başlamak istiyorum. Işıklar yoldaşı olsun… Sevgül Abla da ömrünü bu adada hakikatlerin ortaya çıkmasına, karanlıkların aydınlanmasına adamıştı. Tıpkı tam 30 yıl önce tam da bu gün, kalemi susturulmak istenen Kutlu Adalı gibi…”

Şenova, 30 yıldır aynı mezarın başında, aynı acıyla ve aynı sözlerle buluşulduğunu belirtti. Ancak Adalı’nın yalnızca bir yas figürü olarak görülmemesi gerektiğini kaydeden Şenova, gazetecilerin arkasından ağlanmasını değil, gerçeğin peşinden gidilmesini isteyeceğini söyledi:

“30 yıldır bu mezarın başındayız. Her yıl aynı kelimelerle anıyoruz, aynı acıyı bu toprağa gömüyoruz. Her yıl ‘failleri meçhul değil, meşhur’ diyoruz, aynı acıyı paylaşıyoruz. Ama Arif Hasan Tahsin’in de dediği gibi, aynı yoldan gidenler, farklı noktalara varamazlar. Kutlu Adalı bir yas figürü değildir, gazetecidir. Gazeteciler arkasından ağlansın istemez, gerçeğin peşinden gidilsin ister.”

“BU DOSYA KAPATMAK İÇİN Mİ, AÇMAK İÇİN Mİ BEKLETİLDİ?”
Şenova, 30 yıl içinde hükümetlerin, cumhurbaşkanlarının, başsavcıların ve polis genel müdürlerinin değiştiğini hatırlattı. Buna rağmen Kutlu Adalı dosyasının aydınlatılmadığını belirterek, dosyanın kurumların arşivlerinde hangi sıfatla beklediğini sordu.

Yenidüzen olarak Adalı’yı saygı ve özlemle andıklarını, ancak daha çok soru sorduklarını kaydeden Şenova, konuşmasını şu sözlerle sürdürdü:

“Bu yüzden bugün Yenidüzen olarak kendisini büyük bir saygı ve özlemle anıyoruz ama daha ziyade soruyoruz. 30 yılda bu adada hükümetler değişti, cumhurbaşkanları değişti, başsavcılar, polis genel müdürleri değişti. Soruyorum: 30 yıl boyunca bu koltuklarda oturanlar, bu dosyayı kapatmak için mi yoksa açmak için mi o görevlerdeydiler? Polis Genel Müdürlüğü’nün arşivlerinde bu dosya hangi sıfatla bekliyor? ‘Faili meçhul’ mü, yoksa ‘üzeri örtülmüş’ mü?”

Şenova, birkaç yıl önce Türkiye’de bazı kişilerin Kutlu Adalı cinayetine ilişkin isim, mekan ve organizasyon anlattığını hatırlattı. Kıbrıs’ın kuzeyindeki yargı ve polis mekanizmasının bu itirafların üzerine ne koyduğunu soran Şenova, siyasi iradenin bu dosyanın peşinden gitmekten neden korktuğunun açıklanması gerektiğini belirtti:

“Bundan birkaç yıl önce Türkiye’de birileri çıktı, isim verdi, mekan verdi, cinayetin organizasyonunu anlattı. Kıbrıs’ın kuzeyindeki yargı ve polis mekanizması bu itirafların üzerine ne koydu? Türkiye’de açılan göstermelik soruşturmaların takibi Kıbrıs’tan neden yapılmadı? Siyasi irade bu dosyanın peşinden gitmekten neden korktu?”

Şenova, anmayı takip eden gazetecilere de seslenerek haberlerin yalnızca “özlemle anıldı” başlığıyla sınırlı kalmaması gerektiğini ifade etti. Kutlu Adalı’nın kaleminin hala yazdığını, o kalemin bugün gazetecilerin elinde olduğunu belirten Şenova, sormaktan vazgeçilmediği sürece bu cinayetin “çözülmemiş” değil, “faili saklanan” bir cinayet olduğunu söyledi.

Şenova, Yenidüzen adına Polis Genel Müdürlüğü’ne, Başsavcılığa ve siyasi iradeyi elinde tutanlara açık çağrı yaptı:

“Bugün burada bulunan meslektaşlarıma soruyorum: Geçeceğiniz haberde ‘Kutlu Adalı özlemle anıldı’ mı yazacaksınız, yoksa ‘30 yıldır bu cinayetin katillerini kim koruyor?’ diye mi soracaksınız? Kutlu Adalı’nın kalemi hala yazıyor. O kalem bugün bizim elimizde. Biz sormaktan vazgeçmediğimiz sürece bu cinayet çözülmemiş değil, faili saklanan bir cinayettir.”

Şenova, resmi açıklama talebini de şu sözlerle dile getirdi:

“Yenidüzen gazetesi olarak kamuoyu önünde açık çağrı yapıyoruz: Başta Polis Genel Müdürlüğü, Başsavcılık ve bu ülkenin siyasi iradesini elinde tutanlar olmak üzere, bu cinayetin tüm muhatapları, az önce sorduğum soruları, açık bir röportaj olarak kabul edip, resmi açıklama yapmalıdır! Ya bu soruları yanıtlayıp karanlığı aydınlatacaksınız ya da tarihin önünde bu cinayetin ortağı olarak anılacaksınız!”

TUĞYAN: “DÖRT GAZETECİYİ BU ADA TOPRAĞINA TESLİM ETTİK”
Basın-Sen Örgütlenme Sekreteri Tümay Tuğyan, Kıbrıslı Türk basınının öldürülen gazetecilerini anarak başladığı konuşmasında, Fazıl Önder, Ayhan Hikmet, Muzaffer Gürkan ve Kutlu Adalı’nın bu ada toprağına teslim edildiğini söyledi.

Tuğyan, Kutlu Adalı’nın yalnızca bir gazeteci değil, bedeli ne olursa olsun gerçeğin peşinden gitmekten vazgeçmeyen, susmayı değil yazmayı seçen bir yurtsever olduğunu belirtti:

“Biz gazeteciler, bu bir avuç ada toprağına, tam 4 beden teslim ettik; Fazıl Önder, Ayhan Hikmet, Muzaffer Gürkan ve Kutlu Adalı… Ve bugün burada, katlinin 30’uncu yıldönümünde Kutlu Adalı’yı, saygı ve özlemle anmak ve adaleti aramaktan bir an bile geri durmayacağımızı bir kez daha ifade etmek için toplandık.”

Tuğyan, Kutlu Adalı dosyasının kapanmış gibi kabul edilmesine izin vermeyeceklerini söyledi. Adalı’nın adını yaşatmaya ve gerçeğin peşinden yürümeye devam edeceklerini ifade eden Tuğyan, şunları kaydetti:

“Kutlu Adalı yalnızca bir gazeteci değil, bedeli ne olursa olsun, gerçeğin peşinden gitmekten vazgeçmeyen, susmayı değil, yazmayı seçen bir yurtseverdi. Unutmayacağız… Adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz… Bu dosya kapanmış gibi davranılmasına, izin vermeyeceğiz! Kutlu Adalı’nın adını yaşatmaya, gerçeğin peşinden yürümeye devam edeceğiz.”

Tuğyan, Basın-Sen adına Kutlu Adalı’nın mücadelesini sürdüreceklerine dair söz verdi. İfade özgürlüğünü, demokrasiyi ve barışı savunmayı sürdüreceklerini belirten Tuğyan, Adalı’nın haince öldürülmeden iki gün önce kaleme aldığı “Sopa ve Sıpa” yazısından da alıntı yaptı:

“Seni saygıyla, özlemle ve mücadele sözümüzle anıyoruz. Söz veriyoruz; Korkuyla değil cesaretle, her zaman gerçeğin yanında duran mücadeleni, sürdüreceğiz. İfade özgürlüğümüzü, demokrasiyi ve barışı, her ne pahasına olursa olsun savunmaya devam edeceğiz.”

Tuğyan, Adalı’nın “Sopa ve Sıpa” yazısındaki sözleri hatırlatarak, “başı dik, bağımsız, baskılara ve dayatmalara boyun eğmeyen, kendi yönetimi altında örgütlenmiş halkına karşı sorumluluk duyan, üretimi başkalarına teslim etmeyen, insanını yoksullaştırmayan, göçe zorlamayan, nüfusunu eritmeyen, ülkesinin değerlerini koruyan” bir yapıya ulaşmak için kararlılıkla yürüyeceklerini söyledi.

İL ADALI: “BU ANMA BİR AİLE MESELESİ DEĞİL, ORTAK BİR VİCDAN ÇAĞRISIDIR”
Kutlu Adalı’nın kızı İl Adalı, babasının 30’uncu ölüm yıl dönümünde mezarı başında bir araya gelenlere teşekkür ederek konuşmasına başladı. İl Adalı, her yıl adalet nöbetine omuz veren ve Kutlu Adalı’yı ananların varlığının, bu anmanın yalnızca bir aile meselesi değil, ortak bir vicdan çağrısı olduğunu gösterdiğini söyledi.

İl Adalı, dayanışmanın aileye güç verdiğini ve Kutlu Adalı’nın anısını yaşattığını belirterek şunları söyledi:

“Saygıdeğer Katılımcılar, Değerli Dostlar, Bugün burada, babamın 30. ölüm yıl dönümünde yanımızda olmanız bizler için büyük anlam taşıyor. Özellikle her yıl adalet nöbetine omuz veren, Kutlu Adalı’yı anan siz değerli insanlara ve dostlarımıza gönülden teşekkür ediyorum. Sizlerin varlığı, bu anmanın bir aile meselesi ötesinde ortak bir vicdan çağrısı olduğunu gösteriyor. Bu dayanışma, bize hem güç veriyor hem de babamın anısını yaşatmaya devam ediyor.”

İl Adalı, basın mensupları ve televizyon kanalları aracılığıyla seslerinin ulaşacağı herkese seslenmek istediğini belirtti. Babasının mezarı başında bir araya gelmenin nedeninin “unutmamak ve unutturmamak” olduğunu söyledi:

“Değerli basın mensupları ve televizyon kanalları aracılığıyla sesimizin ulaşacağı herkese seslenmek istiyorum. Sevgili babamın mezarı başında değerli insanlarla bir arada olmamızın nedeni nedir, biliyor musunuz? Unutmamak ve unutturmamak.”

“ZAMAN AŞIMI HUKUKUN DEĞİL, SUÇUN ORTAĞIDIR”
İl Adalı, Kutlu Adalı’nın anısının doğruluğun ve özgürlüğün bedelini hatırlattığını söyledi. Hukuksuzluğun kanıksandığı bir düzende adalet arayışının anlamsız görülebileceğini, ancak Adalı ailesinin ve destek verenlerin bu mücadeleden vazgeçmeyeceğini ifade etti.

Kutlu Adalı’nın susturulmasını, toplumun gerçeği öğrenme hakkının gaspı olarak niteleyen İl Adalı, cinayetin tozlu raflarda zaman aşımına terk edilmesine karşı yetkili mercilere seslendi:

“Babamın anısı, bize doğruluğun ve özgürlüğün bedelini hatırlatıyor. Bizler, onun kaleminden dökülen cesareti yaşatmak için buradayız. Hukuksuzluğun kanıksandığı bir düzende, adalet arayışı anlamsız ve boş görünebilir. Ama biz, Sisifos’un inadını kuşandık. Adalet yerini bulana dek belleğimiz canlı kalacak, mücadelemiz sürecek.”

İl Adalı, dosyanın zaman aşımıyla kapatılmasına karşı güçlü bir çağrı yaparak şunları söyledi:

“Kutlu Adalı’nın susturulması, elimizden alınan gerçeği öğrenme hakkımızın gaspıdır. Ancak bugün bu mezarın başında yalnızca birbirimize bakarak konuşamayız. Sesimizi sürekli yükselterek bu karanlık, cezasız bırakılan cinayetin dosyasını tozlu raflarda zaman aşımına terk edenlere duyurmak, onları harekete geçirmek zorundayız. Çünkü biz, suskunluğa karşın vicdanın sesinin yükselmesine tanıklık için buradayız.”

İl Adalı, yetkili mercilere seslenerek zaman aşımının hukukun değil, suçun ortağı olduğunu belirtti. “Dosyalar kapandı” denilerek vicdanların kapatılamayacağını ifade eden İl Adalı, şu sözlerle adalet talebini yineledi:

“Yetkili mercilere bir kez daha sesleniyoruz. Zaman aşımı, hukukun değil, suçun ortağıdır. ‘Dosyalar kapandı’ diyerek vicdanları kapatamazsınız. Zaman aşımı, hukukun bir kuralı olabilir ama vicdanın zaman aşımı yoktur! Bu cinayeti aydınlatmadan geçirilen her gün, katillere verilmiş bir sessiz onaydır.”

İL ADALI: “BU MEZAR BİR YAS YERİ DEĞİL, BİR ADALET MEVZİSİDİR”
İl Adalı, Kutlu Adalı’nın mezarında yalnızca bir insanın değil, bir toplumun belleğinin bulunduğunu söyledi. Bu belleğin zaman aşımıyla silinemeyeceğini belirten İl Adalı, babasına olan borcun onun yarım kalan satırlarını tamamlamak ve susturulduğu yerden haykırmak olduğunu ifade etti.

İl Adalı, Kutlu Adalı cinayetinin örtbas edilmiş bir dosya olmaktan çıkarılıp hesap sorma davasına dönüştürülmesi gerektiğini belirterek şunları kaydetti:

“Şunun da unutulmaması gerekir: Burada bir ölü değil, bir toplumun belleği gömülü. Bu belleği zaman aşımıyla silmeye, yok etmeye kimsenin gücü yetmeyecektir. Sevgili babama ‘Işıklar içinde uyu’ diyoruz. Biz karanlıkta olduğumuz sürece o huzur bulamaz ki! Eğer ona bir borcumuz varsa, bu borç onun yarım kalan satırlarını tamamlamak, kaleminin susturulduğu yerden haykırmaktır. Her şeyden önce bu cinayeti, örtbas edilmiş dosya olmaktan çıkarıp hesap sorma davasına dönüştürmektir!”

İl Adalı, Kutlu Adalı’nın mezarının bir yas yeri değil, adalet mevzisi olduğunu söyledi. Toplumun adalet talebinin burada diri tutulduğunu belirten İl Adalı, sorumlular hesap verene kadar mücadeleyi sürdüreceklerini vurguladı:

“Bilinmelidir ki, bu mezar bir yas yeri değil, bir adalet mevzisidir. Toplumun adalet talebinin diri tutulduğu en anlamlı yerlerden biridir. Bugün burada bizimle beraber olan sizler, bu mücadelenin en değerli ve özverili neferlerisiniz. Bu adalet mevzisinde, hiçbir zaman boş teselliler değil; her koşulda umudu yeşertecek sarsılmaz irademiz ve onurlu kararlılığımız kalacak.”

İl Adalı, konuşmasını annesi İlkay Adalı’nın Kutlu Adalı için yazdığı “Kutlu’ya” adlı şiirden bir dörtlük okuyarak tamamladı:

“Susturulan her kalem, bizim sesimizdir. Tüm sorumlular hesap verene dek biz mevzideyiz! Kutlu Adalı’nın ışığı ve cesareti daima yolumuzu aydınlatsın.”

“Merdivende ayak sesin
Balkonda gülüşün
Çiçek açar özlemin
Sızım sızım yüreğime”

DAUSEN

DAUSEN

Girne Belediyesi

Girne Belediyesi

Gönyeli Alayköy Belediyesi

Gönyeli Alayköy Belediyesi