Kızılyürek: “Kıbrıs’ın ve Kıbrıslı Türklerin kaderini Brüksel-Ankara hattı belirliyor”

Avrupa Parlamentosu eski üyesi Prof. Dr. Niyazi Kızılyürek, Kıbrıs’ın ve özellikle Kıbrıslı Türklerin geleceğinde Brüksel-Ankara hattındaki gelişmelerin belirleyici olacağını söyledi. Guterres’in ziyaretinin çözüm sürecini açık tuttuğuna dikkat çeken Kızılyürek, 5+1’in yolunun Türkiye’nin BM parametreleri temelindeki müzakerelere ikna edilmesiyle açılabileceğini; Türkiye’nin AB ve Doğu Akdeniz’deki çıkarlarının da federal çözümle buluşabileceğini vurguladı.

Bugün Kıbrıs

Avrupa Parlamentosu eski üyesi Prof. Dr. Niyazi Kızılyürek, Guterres’in ziyaretinin ardından yeni bir 5+1 konferansının önündeki temel engelin Türkiye’nin BM parametreleri dışında kalan tutumu olduğunu söyledi. Ankara’nın Kıbrıs politikasını artık Kıbrıslı Türklerin konumunu güçlendirmekten çok kendi pazarlıkları için kullandığını savunan Kızılyürek, “İki devletli çözüm bir illüzyondur. Kıbrıs’ın ve özellikle Kıbrıslı Türklerin kaderini Brüksel-Ankara hattındaki gelişmeler belirliyor” dedi.

Avrupa Parlamentosu eski milletvekili ve akademisyen Prof. Dr. Niyazi Kızılyürek, BM Genel Sekreteri António Guterres’in Kıbrıs ziyaretinin ardından Bugün Kıbrıs’ın özel canlı yayınında Ayşemden Akın’ın sorularını yanıtladı.

Guterres’in açıklamalarını ve Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nın ziyaret sonrasında yayımladığı mesajı değerlendiren Kızılyürek, BM ile Ankara’nın Kıbrıs sorunundaki zeminleri arasında hâlâ ciddi bir mesafe bulunduğunu söyledi.

Kızılyürek’e göre Guterres’in yeni bir 5+1 konferansı için resmî davet yapmamasının temel nedeni de Türkiye’nin iki devletli çözüm politikasında ısrar etmesi ve bu tutumun BM kararlarıyla örtüşmemesi.

“GUTERRES İLE ANKARA’NIN YAKLAŞIMLARI ARASINDA MESAFE VAR”
Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasının mevcut tabloya önemli ölçüde ışık tuttuğunu belirten Kızılyürek, Ankara’nın ortak zemin bulunmadığını savunurken Guterres’in ortak zemini açıkça BM kararları olarak tarif ettiğine dikkat çekti:

“Türkiye Dışişleri Bakanlığı’ndan gelen açıklama olaya epey ışık tuttu. Türkiye, ortak zeminin olmadığını söyledi ve hâlâ iki devletli çözüm modelinde ısrar ettiğini belirtti. Oysa Sayın Guterres burada birkaç defa ortak zeminin BM kararları olduğunu tekrarladı ve bunun altını çizdi.”

“Böyle baktığımız zaman Sayın Guterres’in yaklaşımı ile Ankara’nın yaklaşımı arasında bir mesafe olduğunu ya da o mesafenin henüz kapanmadığını görüyoruz. Önce bunu tespit edelim.”

Türkiye’nin tutumunun henüz değişmemesinin başlıca nedeninin Avrupa Birliği ile yürütülen pazarlık olduğunu savunan Kızılyürek, Ankara’nın beklentilerinin karşılanması yönünde henüz somut sonuçlar alınmadığını söyledi:

“Bu mesafenin henüz kapanmamasının başlıca nedeni, Türkiye’nin Avrupa Birliği ile yaptığı pazarlığın hâlâ devam ediyor olmasıdır. Türkiye’nin beklentilerinin karşılanması yönünde henüz birtakım somut sonuçlar elde edilmedi. Belki bu süreç içinde değişebilir.”

“GUTERRES’İN 5+1 DAVETİ YAPMAMASININ NEDENİ TÜRKİYE’NİN TUTUMUDUR”
Guterres’in ziyareti sırasında 5+1 konferansı için resmî davet yapmamasını Türkiye’nin politikasıyla ilişkilendiren Kızılyürek, Ankara’nın mevcut pozisyonunun BM kararları ve parametreleri dışında kaldığını söyledi:

“Eğer Sayın Guterres bugün 5+1 için resmî bir davet yapmamışsa bunun başlıca nedeni, Türkiye’nin pozisyonuyla BM kararlarının örtüşmemesidir. Daha doğrusu Türkiye politikasının BM kararlarının ve parametrelerinin dışında olduğunu söyleyebiliriz.”

Kızılyürek, iki liderin geçmiş yakınlaşmaların ve müzakere müktesebatının korunmasını istemesinin federal zeminin kabul edildiği anlamına geldiğini belirtti:

“Ortada bariz bir paradoks var. Bir yandan Sayın Tufan Erhürman ile Nikos Hristodulidis, ‘Kaldığımız yerden devam edelim ve müktesebatı koruyalım; bugüne kadar varılan görüş birliklerini muhafaza edelim’ diyor.”

“Bu görüş birliklerinin tamamı federal zeminden kaynaklanıyordu. Bunların hiçbiri federal zeminin ya da BM kararlarının dışında değildir. Demek ki Ankara’nın bakışıyla buradaki iki liderin bakışı arasında bir mesafe vardır. Son sözü de Ankara söylemiş oldu.”

“5+1’İN ÖNÜ AÇIK AMA NE ZAMAN TOPLANACAĞI BELLİ DEĞİL”
Guterres’in diplomatik bir denge kurarak iki tarafın taleplerini açıklamasına yansıttığını belirten Kızılyürek, Kıbrıs Rum tarafının özlü müzakere, Kıbrıs Türk tarafının ise metodoloji konusundaki hassasiyetlerinin dikkate alındığını söyledi:

“5+1’in önü açık fakat ne zaman yapılacağı belli değil. Sayın Guterres çok iyi bir diplomasi örneği sergileyerek iki tarafı 5+1’e dönük ciddi bir ön hazırlık yapmaya davet etti.”

“Bu ön hazırlıkları anlatırken herkesi tatmin etmenin bir yolunu buldu. Kıbrıs Rum liderinin ısrarla talep ettiği özlü görüşmelerin başlamasına dikkat çekti. Tufan Erhürman’ın vurguladığı metodoloji hassasiyetini dikkate aldı ve güven artırıcı önlemlerden söz etti.”

Ancak Holguín’in Guterres’in ziyaretinden önce bu başlıklarda yoğun temaslar yürüttüğünü ve ilerleme sağlanamadığının BM tarafından bilindiğini hatırlatan Kızılyürek, “büyük resimde” AB-Türkiye ilişkilerinin bulunduğunu savundu:

“Sayın Guterres buraya gelmeden önce Sayın Holguín bu konularda çok sayıda temas yapmıştı. Bu alanlarda ilerleme olmadığını Guterres zaten biliyordu. Bundan sonra olacağının da bir garantisi yok.”

“Demek ki resmin büyüğünde başka bir şey var. 5+1 konusunda Türk-AB ilişkilerindeki ilerlemelere, daha doğrusu Türkiye’nin beklentilerinin karşılanıp karşılanmadığına bakarak ilerleyeceğiz. Ben bundan bunu anlıyorum.”

“ASIL BAKMAMIZ GEREKEN YER BRÜKSEL-ANKARA HATTIDIR”
Sürecin zamana yayılacağını ifade eden Kızılyürek, Ada içindeki gelişmelerin yanı sıra asıl belirleyici alanın Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkiler olacağını söyledi:

“Süreç uzayacak. BM Genel Kurulu çalışmaları tamamlanacak. Bu arada ülkede içeride bir ilerleme olup olmadığına da bakacağız. Fakat asıl bakmamız gereken yer, Brüksel-Ankara hattında neler olduğudur.”

“Sanırım Kıbrıs’ın kaderini, özellikle de Kıbrıslı Türklerin kaderini Brüksel-Ankara hattındaki gelişmeler belirliyor gibi duruyor.”

TÜRKİYE’NİN AB’DEN BEKLENTİSİ TAM ÜYELİK Mİ?
Ayşemden Akın’ın, Türkiye’nin SAFE programına katılım, Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ve vize serbestisinin ötesinde tam AB üyeliğini talep ettiği yönündeki değerlendirmeleri sorması üzerine Kızılyürek, Türkiye’nin Kıbrıs sorununu AB üyeliğiyle ilişkilendirmesinin yeni olmadığını anlattı:

“Bu tez eskiden beri, 2004’ten bu yana vardı. Biliyorsunuz, Türkiye’nin ilk defa BM parametrelerine ‘evet’ dediği tarih 2003’tür. Türkiye o dönemde bunu, Avrupa Birliği’ne üyelik sürecini başlatmak üzere söylemişti.”

Türkiye’nin zaman zaman tam üyelik hedefini Kıbrıs sorununun çözümüyle ilişkilendirdiğini belirten Kızılyürek, bugün gerçekten böyle bir pazarlık yürütülüp yürütülmediğinin ciddi bir soru olduğunu söyledi:

“İlerleyen dönemlerde, özellikle 2004’ten sonra içine girdiğimiz açmazlarda, Türkiye’nin zaman zaman tam üyeliği Kıbrıs sorununun çözümüne bağladığını şahsen gördüm. Fakat bunda çok ısrarcı olmadılar ve aradan epey zaman geçti.”

“Şu anda gerçekten tam üyeliğe dönük bir pazarlık mı yapılıyor? Bu ciddi bir sorudur.”

“TÜRKİYE SAFE KONUSUNDA JEOPOLİTİK AĞIRLIĞIYLA SONUÇ ALABİLİR”
Türkiye’nin Avrupa’nın savunma ve ticaret politikalarına katılma talebinin önemine işaret eden Kızılyürek, Ankara’nın özellikle SAFE programı bakımından Kıbrıs sorunundan bağımsız olarak sonuç alabilecek bir jeopolitik ağırlığa sahip olduğunu söyledi:

“Türkiye’nin Avrupa Birliği’nden özellikle SAFE konusunda, yani Avrupa savunma politikalarının ve savunma ticaretinin parçası olma talebi var. Türkiye bunu kendi jeopolitik ağırlığıyla da halledebilir.”

“Başta Almanya olmak üzere Rusya tehdidine ya da Rusya fobisine kapılmış bir Avrupa Birliği, Türkiye’yi ısrarla Avrupa savunma politikalarının parçası olarak görmek istiyor. Bu nedenle Kıbrıs yüzünden Türkiye’nin bunun dışında bırakılacağını düşünmüyorum.”

Kızılyürek, Kıbrıs Rum tarafının Türkiye’nin Avrupa savunma mekanizmalarına katılmasını sürekli engellemekte ısrar etmesi hâlinde zor durumda kalabileceğini de dile getirdi.

Bununla birlikte Ankara’nın Kıbrıs sorununun çözümünü tam AB üyeliğine endekslemesinin gerçekçi olmadığını savundu:

“Türkiye nihai hedef olarak AB üyeliğini Kıbrıs sorununun çözümüne endeksleme yoluna girerse bunun bir çıkmaz yol olduğunu söylememiz gerekir.”

“Avrupa Birliği’nin genişlemesi konusunda Batı Balkan ülkelerinin ve özellikle Ukrayna’nın isimleri gündeme geliyor. Belki Türkiye bunları kendisi için bir fırsat sayıyordur ama genişleme tartışmalarında hâlâ Türkiye’nin adı telaffuz edilmiyor. Kıbrıs sorunu böyle bir yükü kaldırabilir mi? Bundan şüpheliyim.”

“KIBRIS SORUNU TÜRKİYE’NİN ÇIKARLARI İÇİN REHİN TUTULAMAZ”
Kızılyürek, Kıbrıs sorununun çözümünün ve Kıbrıslı Türklerin geleceğinin yalnızca Türkiye’nin çıkarlarına bağlanamayacağını vurguladı:

“Kıbrıs sorununun çözümü ve Kıbrıslı Türklerin çıkarları yalnızca Türkiye’nin çıkarlarına endekslenmiş olamaz. Bu bambaşka bir politikadır.”

“Kıbrıs sorununu bir anlamda rehin tutarak Türkiye’nin genel çıkarlarına hizmet eden bir araca dönüştürürseniz şu soruyu sormak gerekir: Bu bulmacanın neresindedir Kıbrıslı Türkler?”

Türkiye’nin geçmişte Kıbrıs politikasını Kıbrıslı Türklerin Ada’daki konumunu güçlendirmek amacıyla yürüttüğünü anlatan Kızılyürek, bugünkü politikada bu yaklaşımın değiştiğini savundu:

“Türkiye, 1950’li yıllardan itibaren yürüttüğü Kıbrıs politikasını her zaman Kıbrıslı Türklerin konumunu güçlendirmek üzere uyguluyordu. Kıbrıslı Türkler azınlık olmasın, eşit temsil hakkına sahip olsun diye hareket ediyordu.”

“1960’ta Zürih-Londra Antlaşmaları bu temelde yapıldı. 1974’ten sonra iki bölgeli federasyon tezi de bu nedenle ortaya atıldı. Türkiye, Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs ülkesi içinde ağırlıklı söz sahibi olacağı federal bir yapının kurulması için ağırlığını ortaya koydu.”

“TÜRKİYE ARTIK KIBRISLI TÜRKLERDEN YANA AĞIRLIK KOYMUYOR”
Ankara’nın bugünkü Kıbrıs politikasının Kıbrıslı Türklerin çıkarlarından uzaklaştığını savunan Kızılyürek, şu ifadeleri kullandı:

“Şimdi bakıyoruz, Türkiye Kıbrıslı Türklerden yana ortaya bir ağırlık koymuyor. Bütünüyle ve yalnızca kendi çıkarlarına dönük bir Kıbrıs politikası güdüyor. Bu, üzerinde düşünmemiz gereken bir politikadır.”

Türkiye’nin kendi jeopolitik ağırlığıyla Avrupa savunma sistemine katılabileceğini ve Gümrük Birliği’nin güncellenmesini sağlayabileceğini belirten Kızılyürek, federal çözümün hem Ankara’ya hem de Kıbrıslı Türklere çok daha güçlü bir konum kazandıracağını söyledi:

“Ankara jeopolitik ağırlığıyla SAFE’e girebilir. Belki Gümrük Birliği’ni de modernize edebilir. Fakat diğer tarafta federal bir Kıbrıs Cumhuriyeti kurulursa Kıbrıslı Türkler Avrupa Birliği içinde ağırlıklı söz sahibi olur.”

“Federal Kıbrıs Cumhuriyeti, Türkiye’nin çıkarlarını korumak durumunda olur; çünkü o devletin içinde Kıbrıslı Türkler de vardır. Türkiye ayrıca enerji politikalarına federal Kıbrıs üzerinden çok daha kolay taraf olabilir.”

“Türkiye’nin yapması gereken tek şey, Kıbrıslı Türklerin federal bir yapı içindeki konumlarının yükselmesini sağlamaktır. Bunun adı da zaten BM parametreleri ve BM kararlarıdır.”

“TÜRKİYE KIBRISLI TÜRKLERİN ÇIKARLARINI MI KORUYOR, KENDİSİ İÇİN ZAMAN MI KAZANIYOR?”
Türkiye’nin izlediği politikanın Kıbrıslı Türklerin gerçek çıkarlarına hizmet edip etmediğinin tartışılması gerektiğini belirten Kızılyürek, kritik soruyu şöyle ortaya koydu:

“Türkiye’nin izlediği Kıbrıs politikası Kıbrıslı Türklerin çıkarlarına uygun mudur? Yoksa Türkiye kendi çıkarları için zaman mı kazanıyor ve Kıbrıslı Türkler mevcut statüko içinde dünyadan kopuk kalmaya devam mı ediyor? Bu soruyu tartışmakta yarar vardır.”

“İKİ DEVLETLİ ÇÖZÜM BİR İLLÜZYONDUR”
Ayşemden Akın’ın Kıbrıs Türk tarafının Türkiye’yi nasıl ikna edebileceği yönündeki sorusuna Kızılyürek, geçmiş liderlerin Ankara’yla farklı amaçlarla ve farklı yöntemlerle temas kurduğunu hatırlatarak yanıt verdi:

“Geçmişte bütün liderler Ankara’yla bu tür temaslar kurdu. Kimisi Ankara’nın daha retçi olması için, kimisi de daha esnek davranması için temas yürüttü ve herkes kendince birtakım sonuçlar aldı.”

“Rahmetli Rauf Denktaş da istediğini elde edebildi ve Türkiye’yi zamanında konfederal, iki devletli çözüme zorladı. Sayın Talat ve Sayın Akıncı başka yöntemler izledi; Türkiye de o alanlarda esneklik gösterdi.”

Ancak asıl sorunun, Türkiye’nin Kıbrıs sorununu Kıbrıslı Türklerle ve onların çıkarlarıyla birlikte düşünüp düşünmediği olduğunu belirten Kızılyürek, iki devletli çözüm politikasını “illüzyon” olarak tanımladı:

“Sorun, Türkiye’nin Kıbrıs meselesini Kıbrıslı Türklerle ve Kıbrıslı Türklerin çıkarlarıyla birlikte düşünüp düşünmediğidir.”

“Yoksa Kıbrıslı Türklerin önüne iki devlet illüzyonunu mu atıyor? İllüzyon diyorum; çünkü Türkiye’ye en yakın devletler bile KKTC’yi tanımadı.”

“Sayın Erdoğan kaç yıldan beri bütün BM konuşmalarında ‘KKTC’yi tanıyın’ çağrısı yapıyor. Henüz tek bir devlet bunu yapmadı; Türkiye’ye en yakın devletler bile yapmadı.”

Kızılyürek, tanınma politikasının Kıbrıslı Türkler için sonuç üretmediğini, Türkiye’ye başka pazarlıklarını yürütebilmesi için alan ve zaman kazandırdığını savundu:

“Demek ki bu KKTC’yi tanıtma illüzyonu, Türkiye’ye başka pazarlıklar yapması için alan ve zaman açıyor. Kıbrıs’ta yaşayan Kıbrıslı Türklerin bunu ciddiye alması ve üzerinde düşünmesi gerekir.”

“BİR TARAF ‘5+1’E HAZIRIM’ DERKEN ANKARA ‘ORTAK ZEMİN YOK’ DİYOR”
Kızılyürek, Hristodulidis’in gerçek niyetinden bağımsız olarak BM kararları çerçevesinde ve geçmiş mutabakatlara bağlı kalarak 5+1’e hazır olduğunu söylediğine dikkat çekti:

“Kıbrıs Rum liderinin gerçekte ne yapmak istediğinden bağımsız olarak, şu anda söylediği şey şudur: ‘BM kararları çerçevesinde, yani federasyon zemininde ve bütün mutabakatlara sadık kalarak yarın 5+1’e gitmeye hazırım.’”

Hristodulidis’in masada ne kadar ileri gideceğinin henüz bilinmediğini belirten Kızılyürek, mevcut aşamadaki temel sorunun bu olmadığını söyledi:

“Hristodulidis’in ne kadar yol kat edeceğini önceden kestiremeyiz. Bu konuda benim de bir fikrim var ama şu andaki sorun bu değildir.”

“Bir taraf 5+1’e hazır olduğunu söylerken diğer taraf ‘Ortak zemin yoktur’ diyor. Ankara bugün bunu söyledi. Guterres ise ‘Gelin, iş birliği yapın’ diyor. Burada ciddi bir mesafe vardır.”

Akın’ın, “Ortak zemin yoksa bütün garantörlerin onayıyla 5+1’e gidileceği nasıl açıklanabilir?” sorusuna Kızılyürek şu yanıtı verdi:

“Zaten o yüzden gidilmedi ve gidilmiyor 5+1’e. Gördüğünüz gibi bu, zamana yayma politikasıdır. Türkiye kendi çıkarları için pazarlıklarını sürdürüyor.”

“ERHÜRMAN’IN METODOLOJİ HASSASİYETİ GUTERRES’İN AÇIKLAMASINA GİRDİ”
Tufan Erhürman’ın Guterres’in ziyaretinden önceye kıyasla daha umutlu olduğunu ve Guterres’in görev süresi sona ermeden 5+1 konferansının toplanmasını mümkün gördüğünü açıklaması üzerine Kızılyürek, tartışılması gerekenin yalnızca konferans ihtimali değil, konferansın toplanması için ne yapılacağı olduğunu söyledi:

“Sayın Guterres’in 5+1’i çağırıp çağırmayacağını yalnızca bir ihtimal olarak düşünmek yerine, bunun bir an önce olması için ne yapmamız gerektiğini daha fazla konuşmamız gerekiyor.”

Kızılyürek, Erhürman’ın metodoloji konusundaki hassasiyetinin Guterres tarafından dikkate alındığını belirtti:

“Sayın Guterres, Tufan Erhürman’ın metodoloji konusundaki hassasiyetini gündemine aldı. Aynı şekilde Hristodulidis’in talep ettiği özlü görüşmeleri de söylemine kattı. Güven artırıcı önlemler konusunda da taraflara ‘Ödevlerinizi yapın’ anlamına gelen bir mesaj verdi.”

“BİZİ 5+1’E GÖTÜRECEK OLAN TÜRKİYE’NİN İKNA OLMASIDIR”
Ada’da atılacak adımların tek başına 5+1’e gidilmesini sağlayamayacağını vurgulayan Kızılyürek, temel koşulun Türkiye’nin BM zeminini kabul etmesi olduğunu söyledi:

“Bunların burada ve bugün yapılması tek başına bizi 5+1’e götürmez. Bizi 5+1’e götürecek olan şey Türkiye’nin buna ikna olması ve BM parametreleri ile zemini temelinde 5+1’e gitmeyi kabul etmesidir.”

“O yönde hâlâ bir esneklik yoktur. Bunun altını çizmekte yarar vardır.”

“HRİSTODULİDİS BU ZİYARETTEN CİDDİ BİR KAYIPLA ÇIKMADI”
Hristodulidis’in Guterres’in ziyaretinden büyük bir hayal kırıklığıyla ayrılmadığını belirten Kızılyürek, BM parametrelerine ve müzakere müktesebatına yapılan vurguların Kıbrıs Rum liderinin elini güçlendirdiğini söyledi:

“Kıbrıs Rum tarafındaki yorumlara bakarsanız Sayın Hristodulidis çok büyük bir düş kırıklığı yaşamıyor. BM parametrelerine gönderme yapılmasından ve müzakere müktesebatının korunmasından hoşnut olduğunu söylüyor. Dolayısıyla ciddi bir kayba uğradığını düşünmüyor.”

Hristodulidis’in çözüm iradesinin henüz sınanmadığını vurgulayan Kızılyürek, şunları kaydetti:

“5+1’e gidilse Hristodulidis’in ne kadar esnek davranacağı ve çözüm konusunda ne kadar ileri hamleler yapacağı büyük bir soru işaretidir. Fakat şu anda bu iradesi sınanmadan kendi yolunda yürüyebiliyor.”

“Sanıyorum bu ziyaret Avrupa Birliği içinde de elini daha güçlü hâle getirdi. Bundan sonra, ‘Ben BM zemininde müzakere istiyorum, Türkiye buna yanaşmıyor’ diyecektir. Bu minval üzerinden politika yapacaktır.”

“GUTERRES, INDEPENDENT’TAKİ FORMÜLLERE GİRMEDİ”
Akın’ın The Independent gazetesinde yayımlanan ve hem Kıbrıs Rum hem Türk basınında geniş yankı bulan geçiş dönemi taslağına ilişkin sorusunu da yanıtlayan Kızılyürek, Guterres’in bu formülleri Ada’daki görüşmelerinde gündeme getirmediğini söyledi:

“Çok spekülasyon yapılıyor, farkındayım. Lakin şunu söyleyeyim: Guterres hiçbir şekilde bu alana girmedi.”

“Guterres’in asıl tezi, müzakere müktesebatına sadık kalarak Crans-Montana’ya kadar varılan görüş birliklerinin korunması ve oradan yola devam edilmesidir.”

Kızılyürek, bu yaklaşımın kalıcı çözüme giden doğrudan yolu tarif ettiğini belirtti:

“Bu, kalıcı çözüm için doğrudan bir yol çiziyor. Orada sonuçlanacak bir yol çiziyor aslında. Guterres bunu bugün çok açık biçimde hissettirdi.”

Bununla birlikte basına yansıyan taslağın tümüyle göz ardı edilmemesi gerektiğini söyleyen Kızılyürek, fikirlerin belirli çevrelerde yürütülen bir beyin fırtınasının sonucu olabileceğini ifade etti:

“Yapılan spekülasyonları da yabana atmıyorum. Bunların belli bir beyin fırtınasının sonunda ortaya çıkmış görüşler olduğunu düşünüyorum.”

“GEVŞEK FEDERASYON KONFEDERASYON DEĞİLDİR”
Hem kuzeyde hem de güneyde tartışılan gevşek federasyon modelini değerlendiren Kızılyürek, derin biçimde bölünmüş toplumlarda başlangıçta daha az yetkiye sahip bir federal merkezin yararlı olabileceğini söyledi:

“Bilimsel açıdan, bir teknokrat gözüyle bakarsam, toplumların bu kadar derin bir bölünmüşlük içinde olduğu bir ülkede federal devletin başlangıçta gevşek olmasında büyük yararlar vardır. Ben buna hiçbir zaman karşı değilim.”

Ancak federal merkezin zayıf olmasının konfederasyon ya da egemen eşitlik anlamına gelmeyeceğinin altını çizdi:

“Merkezî hükümeti zayıf bir federal yapı, asla ve kata orada bir konfederasyon oluştuğu anlamına gelmez. Asla ve kata eşit egemenlik gündeme gelmez. Orada siyasi eşitlik gündeme gelir.”

“Siyasi eşitlik temelinde gevşek bir federasyon kurulur. Dolayısıyla gerek güneyde yapılan ‘Gevşek federasyon konfederasyondur’ yorumlarına gerekse kuzeyde yapılan başka türlü yorumlara katılmıyorum.”

“GEÇİŞ SÜRECİ PRENSİP OLARAK İYİ BİR YÖNTEMDİR”
Akın’ın geçiş sürecinin uygulanabilirliğine ilişkin sorusuna Kızılyürek, “İyi niyetle yönetilmesi” koşuluyla olumlu yanıt verdi:

“Geçiş süreci prensip olarak çok iyi bir yöntemdir; eğer iyi yönetilirse ve iyi niyetle yönetilirse. Bunlar geçmişte de gündeme gelmiş konulardır.”

“Müzakere tarihini bilen biri, bu tür görüşlerin 1974’ten sonra, hatta öncesinde defalarca gündeme geldiğini görecektir.”

BM’nin farklı dönemlerde farklı isimler ve planlarla aynı temel çerçeveye döndüğünü ifade eden Kızılyürek, çözümün değişmeyen ilkelerini şöyle sıraladı:

“BM eviriyor, çeviriyor ve yine benzer bir noktaya geliyor. Kurt Waldheim’dan Pérez de Cuéllar’a, oradan Butros Gali’ye ve Annan’a geçtik. Çok şey değişiyor ama özü itibarıyla hiçbir şey değişmiyor.”

“Prensipler aynı. Federal devlet ve siyasi eşitlik aynı yerde duruyor. Ayrı devlete hayır, egemen eşitliğe hayır. Kıbrıslı Rumların çoğunluk olarak Kıbrıslı Türkleri yönetmesine imkân verecek üniter devlete de hayır. Bu çerçeveler hep kalacaktır.”

Gevşek federasyonda savunma, yurttaşlık, dış politika, ekonomi, bankacılık sistemi ve AB ilişkilerinin merkezî hükümetin yetkisinde olacağını kaydeden Kızılyürek, “Bunlar hiç de az şeyler değildir” dedi.

“TÜRKİYE 1997’DE DE İKİ DEVLETLİ KONFEDERASYON DİYORDU”
Türkiye’nin tutumunun geçmişte de değiştiğini hatırlatan Kızılyürek, Ankara’nın 1997’de iki devletli konfederasyon tezinde ısrar ederken iki yıl sonra AB üyelik perspektifi nedeniyle federal çözüm çizgisine yöneldiğini anlattı:

“Bu ilk defa yaşanmıyor. Türkiye, Gümrük Birliği’nden başlayarak 1997 yılında ‘Biz iki devletli konfederasyon istiyoruz, bunun altına inmeyiz’ diyordu. Süleyman Demirel bunu Rauf Denktaş’la birlikte söylüyordu.”

“Helsinki’ye gelene kadar, iki yıl içinde her şey değişti. Çünkü Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyeliği gündeme geldi.”

Kızılyürek, bu süreçte Kıbrıslı Türklerin de Türkiye’nin AB pazarlıklarının parçası hâline getirildiğini savundu:

“O dönemde Kıbrıslı Türkler yine rehin alınmıştı. İki devletli çözüm ve konfederasyon stratejisi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde oylanmış, büyük laflarla sunulmuştu.”

“Fakat Türkiye istediğini alınca iki yıl sonra bunu unuttu ve federal model temelinde bir çözüme yöneldi.”

Bugün de benzer bir pazarlığın yürütüldüğünü ifade eden Kızılyürek, Ankara’nın iki devletli çözüm söyleminin nihai pozisyon olmayabileceğine işaret etti:

“Şimdi yine Türkiye’nin Avrupa Birliği ile bir pazarlığı var. Yine iki devletli çözüm, konfederasyon ya da buna benzer şeyler söylüyor. Bunun nereye kadar süreceğini kestiremeyiz.”

“Fakat Türkiye’nin AB nezdindeki çıkarları ve enerji politikalarındaki arayışları üzerine bina edilmiş, Türkiye’nin çıkarlarını merkezine alan bir strateji ve taktik söz konusudur.”

“ORTA DOĞU’DA PAZARLIKLAR BÖYLE YAPILIYOR”
Akın’ın Türkiye’nin son ana kadar maksimalist davranarak pazarlıkta el yükselttiği yönündeki değerlendirmesine Kızılyürek, “Öyledir. Orta Doğu’da bu pazarlıklar böyle yapılıyor” karşılığını verdi.

Maksimalist pazarlığın taşıdığı tehlikeye Makarios üzerinden dikkat çeken Kızılyürek, şu örneği verdi:

“Makarios’un sert pazarlıkçı bir lider olduğu biliniyordu. Kendisini şöyle anlatıyordu: ‘Ben kendimi uçurumun kenarına kadar götürürüm. Düşecek miyim diye herkes endişe eder. İstediğimi alır ve geri dönerim.’”

“Fakat tarihin birinde, 1974’te uçurumdan düştü ve geri dönemedi. Bu tür maksimalist politikaları yürütürken nerede duracağınızı iyi ayarlamazsanız, günün sonunda bu politikalar sizin aleyhinize dönebilir.”

“TÜRKİYE’NİN EN KESTİRME YOLU FEDERAL DEVLETTİR”
Kızılyürek, değerlendirmesini Türkiye’nin Avrupa Birliği ve Doğu Akdeniz’deki çıkarlarına ulaşmasının en rasyonel yolunun federal çözüm olduğunu vurgulayarak tamamladı:

“Altını çizerek bitireyim: Türkiye’nin gerek Avrupa Birliği’ndeki çıkarları gerek Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarına erişimi ya da bu denklemin parçası olmasının en kestirme yolu, Kıbrıslı Türklerin yönetiminde etkin olacağı federal bir devletin kurulmasıdır.”

“En kestirme yol odur. Diğer bütün yollar dolambaçlıdır. Üstelik Kıbrıslı Türklere de çok büyük zarar veren yollardır.”

Yayını buradan izleyebilirsiniz…

DAUSEN

DAUSEN

Girne Belediyesi

Girne Belediyesi

Gönyeli Alayköy Belediyesi

Gönyeli Alayköy Belediyesi