İncirli: “Guterres’in ziyareti çözüm sürecinin başlangıcı olmalı”
CTP Genel Başkanı Sıla Usar İncirli, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in Kıbrıs ziyaretinin son bir deneme ya da veda olarak görülmemesi gerektiğini belirtti. İncirli, siyasi eşitliğe dayalı federal çözüm temelinde, sonuç odaklı ve takvimli yeni bir sürecin başlamasını beklediklerini açıkladı.
İncirli: “Guterres’in ziyareti çözüm sürecinin başlangıcı olmalı”
CTP Genel Başkanı Sıla Usar İncirli, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in Kıbrıs ziyaretinin son bir deneme ya da veda olarak görülmemesi gerektiğini belirtti. İncirli, siyasi eşitliğe dayalı federal çözüm temelinde, sonuç odaklı ve takvimli yeni bir sürecin başlamasını beklediklerini açıkladı.
Bugün Kıbrıs
CTP Genel Başkanı Sıla Usar İncirli, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’in 27-29 Temmuz 2026 tarihleri arasında gerçekleştireceği Kıbrıs ziyareti öncesinde açıklama yaptı.
Kıbrıs sorununun yarım asrı aşkın süredir BM gündeminde bulunduğunu belirten İncirli, BM genel sekreterlerinin Kıbrıslı Türklerin siyasi ve toplumsal belleğinde önemli bir yere sahip olduğunu kaydetti. Özellikle 2002-2004 yılları arasında Kofi Annan’ın yürüttüğü yoğun diplomatik çabaların unutulamayacağını ifade eden İncirli, Annan’ın ardından Kıbrıs’ı ziyaret eden son BM Genel Sekreteri’nin Ban Ki-moon olduğunu hatırlattı.
İncirli, “16 yıl sonra BM Genel Sekreteri yeniden adamıza geliyor” dedi.
“SİYASİ VE TEKNİK ALTYAPI HAZIRLANDI”
Guterres’in Kıbrıs sorununa yönelik çözüm çabalarını canlandırmak amacıyla adaya geleceğini belirten İncirli, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Kişisel Temsilcisi María Ángela Holguín Cuéllar’ın bir süredir taraflar ve garantör ülkeler arasında mekik diplomasisi yürüttüğünü ve sürecin siyasi ve teknik altyapısını hazırladığını kaydetti.
Kamuoyunda Guterres’in ziyaretinin zamanlamasına ilişkin “Neden şimdi?” sorusunun yaygın biçimde sorulduğunu aktaran İncirli, Guterres’in 2026 sonunda tamamlanacak görev süresi öncesinde bir “barış mirası” bırakma arzusunun anlaşılır olduğunu belirtti.
Ancak süreci harekete geçiren temel unsurun Kıbrıslı Türklerin çözüm iradesi olduğunu vurgulayan İncirli, “Süreci tetikleyen ve BM’ye harekete geçmek için cesaret ve siyasi motivasyon veren asıl unsur, Ekim 2025’te Sn. Tufan Erhürman’ın Cumhurbaşkanı seçilmesiyle Kıbrıslı Türklerin güçlü çözüm iradesinin yeniden tescillenmiş olmasıdır” dedi.
“ÇÖZÜM, YENİ BİR JEOPOLİTİK MİMARİ AÇISINDAN BÜYÜK ÖNEM TAŞIYOR”
Doğu Akdeniz’deki jeopolitik durumun da sürecin bir parçası olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirten İncirli, Kıbrıs sorununun çözümünün yalnızca ada açısından değil, bölgenin geleceği bakımından da belirleyici olacağını ifade etti.
İncirli, “Kıbrıs sorununun çözümü, bölgesel barış, istikrar, güvenlik ve ortak refahın temelini oluşturacak yeni bir jeopolitik mimarinin inşası açısından da büyük önem taşıyor” dedi.
“ÖNCEKİLERDEN FARKLI VE TAKVİMLİ BİR SÜREÇ HAYAT BULMALIDIR”
Guterres’in ziyaretiyle birlikte Kıbrıs’ı adım adım çözüme taşıyacak bir sürecin başlamasını beklediklerini açıklayan İncirli, geçmiş müzakere süreçlerinden önemli tecrübeler edinildiğine işaret etti.
Yeni sürecin geçmişteki girişimlerden farklı olması gerektiğini belirten İncirli, “Bu tecrübeler ışığında, öncekilerden farklı, yenilikçi, sonuç odaklı, takvimli, güven artırıcı önlemler ve somut ilerlemeler üreten, adım adım çözüme ulaşacağımız bir süreç hayat bulmalıdır” dedi.
“FEDERAL ÇÖZÜM KALICI BARIŞIN TEMELİNİ OLUŞTURACAK”
İncirli, Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliği ve güvenliğinden ödün vermeden iki toplumlu, iki bölgeli ve siyasi eşitliğe dayalı federal çözüm hedefinin korunması gerektiğini belirtti.
Federal çözümün Kıbrıs’ta kalıcı barış, istikrar ve ortak refahın temelini oluşturacağını kaydeden İncirli, böyle bir çözümün toplumlar arasında köprüler kurarak bölgesel iş birliklerine de imkan sağlayacağını ifade etti.
Guterres’in kararlılığına ve liderliğine duydukları güveni yineleyen İncirli, açıklamasını şu sözlerle tamamladı:
“Bu ziyaretin son bir deneme ya da bir veda değil, bizi adım adım çözüme götürecek sürecin başlangıcı olarak okunması gerektiği yönündeki güçlü inancımızı paylaşırız.”













