49 bin göçmen kara ve deniz yoluyla Ceuta’ya geçti: Emperyalizmin geri dönen tarihi
Prof. Dr. Cem Terzi, Ceuta’da yaşanan kitlesel göç hareketini yalnızca bir “sınır ihlali” olarak değerlendirmenin yetersiz olduğunu belirterek, yaşananların sömürgecilik mirası, küresel eşitsizlikler ve Avrupa’nın dışsallaştırılmış sınır politikasının sonucu olduğunu vurguladı.
49 bin göçmen kara ve deniz yoluyla Ceuta’ya geçti: Emperyalizmin geri dönen tarihi
Prof. Dr. Cem Terzi, Ceuta’da yaşanan kitlesel göç hareketini yalnızca bir “sınır ihlali” olarak değerlendirmenin yetersiz olduğunu belirterek, yaşananların sömürgecilik mirası, küresel eşitsizlikler ve Avrupa’nın dışsallaştırılmış sınır politikasının sonucu olduğunu vurguladı.
Prof. Dr. Cem Terzi, T24’te yayımlanan yazısında, Fas’tan İspanya’nın Afrika kıtasındaki özerk kenti Ceuta’ya yönelen kitlesel göç hareketini tarihsel ve sınıfsal boyutlarıyla değerlendirdi.
Terzi’nin aktardığına göre 30 Temmuz 2026’da yaklaşık 49 bin göçmen, kara ve deniz yoluyla Ceuta’ya geçti. İnsanların bir bölümü yüzerek ve şişme botlarla, bir bölümü ise sınır kapılarını aşarak kente ulaştı.
İspanya yerel güvenlik güçlerine destek amacıyla 200 polis ve 60 asker görevlendirirken, Fas güçleri de geçişleri engellemeye çalıştı. Olaylarda çok sayıda kişi yaşamını yitirdi ve Ceuta Belediye Başkanı olağanüstü durum çağrısı yaptı.
AVRUPA’NIN AFRİKA’DAKİ SINIRI
Afrika kıtasında bulunmasına rağmen İspanya’ya bağlı özerk bir kent olan Ceuta, 1415’te Portekiz tarafından ele geçirildi ve 17’nci yüzyıldan itibaren İspanya’nın yönetiminde kaldı. Fas ise İspanya’nın kent üzerindeki egemenliğini tarihsel olarak kabul etmiyor.
Ceuta ve Melilla bugün Avrupa Birliği’nin Afrika kıtasındaki tek kara sınırlarını oluşturuyor.
Terzi, Ceuta’da yaşananları yalnızca göç meselesi olarak değil, Avrupa sömürgeciliğinin kapanmamış hesabı ve sınırların Afrika’ya taşınmasının sonucu olarak değerlendirdi.
“AVRUPA SINIRLARINI İHRAÇ EDİYOR”
Avrupa Birliği’nin sınırlarını genişletmek yerine sınır denetimini Fas, Libya ve Türkiye gibi ülkelere devrettiğini belirten Terzi, bu politikayı “sınırların ihraç edilmesi” olarak tanımladı.
AB–Türkiye Geri Kabul Anlaşması ve 2016 Mutabakatı’nı bu politikanın en belirgin örnekleri arasında gösteren Terzi, Avrupa sınırının fiilen Ege kıyılarına kadar taşındığını kaydetti.
Fas’ın da Avrupa Birliği ile yaptığı anlaşmalar kapsamında göç hareketlerini kendi sınırlarında kontrol etmekle görevlendirildiğini belirten Terzi, bu nedenle göçün dış politika ve diplomatik pazarlık aracı haline geldiğini ifade etti.
“CEUTA, AVRUPA’NIN GÖÇ REJİMİNİN LABORATUVARI”
Terzi’ye göre Ceuta; küresel eşitsizliklerin, sömürgecilik mirasının, uluslararası pazarlıkların ve hukuki belirsizliğin kesiştiği bir alan.
Ceuta’ya ulaşan göçmenin Fas tarafından korunmadığını, Avrupa tarafından da kabul edilmediğini belirten Terzi, en güçlü sınırın tel örgüler değil, insanların içine itildiği hukuki belirsizlik olduğunu vurguladı.
Terzi, göçmenlerin bir bölümünün geri gönderilirken bir bölümünün düşük ücretli ve güvencesiz işlerde çalıştırılmasının, sınır rejiminin aynı zamanda bir emek politikası olduğunu gösterdiğini belirtti.
“AFRİKA AVRUPA’YA GELMİYOR; AVRUPA AFRİKA’YA ÇOK ÖNCE GELDİ”
Ceuta’daki görüntülerin “yasa dışı göç”, “sınır ihlali” veya “Avrupa’ya akın” ifadeleriyle açıklanamayacağını savunan Terzi, yaşananları beş yüz yıllık sömürgecilik tarihinin bugüne yansıması olarak değerlendirdi.
Avrupa’nın Afrika’ya silahları, donanması, şirketleri ve misyonerleriyle çok daha önce geldiğini hatırlatan Terzi, kıtanın kaynaklarının alındığını, sınırlarının yeniden çizildiğini ve ekonomilerinin Avrupa’nın ihtiyaçlarına göre biçimlendirildiğini ifade etti.
Ceuta sınırındaki insanların Avrupa’nın hiç bulunmadığı bir yere yönelmediğini belirten Terzi, “Avrupa’nın yüzyıllar boyunca kurduğu dünyanın merkezine doğru yürüyorlar” değerlendirmesinde bulundu.
“SORUN GÖÇ DEĞİL, İNSANLARI GÖÇE ZORLAYAN DÜZEN”
Göçün savaşlar, sömürgecilik, iklim krizi, yoksulluk, otoriter rejimler ve emek sömürüsünün sonucu olduğunu belirten Terzi, asıl sorunun insanları yerinden eden küresel düzen olduğunu kaydetti.
Akdeniz’in dünyanın en büyük görünmez mezarlıklarından birine dönüştüğünü ifade eden Terzi, Ceuta’da yaşananların sömürgecilik tarihi, ekonomik eşitsizlikler, iklim krizi ve ulus devlet sınırlarının kesiştiği tarihsel bir fay hattını görünür hale getirdiğini vurguladı.
Terzi yazısını şu değerlendirmeyle tamamladı:
“Tel örgülere doğru koşanlar tarihten intikam almıyor. Tarihin hesabını, bizzat tarihin kendisi Avrupa’nın kapısına getiriyor.”












