Araştırma: 1974’ün travması kuşaktan kuşağa aktarılıyor

Kıbrıs’ta 1974 olaylarının toplumsal etkileri yalnızca o dönemi yaşayanlarla sınırlı kalmıyor. Uzmanlara göre savaşın bıraktığı travmalar, aile anlatıları, eğitim sistemi ve toplumsal hafıza aracılığıyla yeni kuşaklara aktarılmaya devam ediyor.

Bugün Kıbrıs

Güneydeki Kıbrıs Haber Ajansı’nın dört uzmanla gerçekleştirdiği çalışma, 1974’ün Kıbrıs Rum toplumundaki kolektif hafızasını; eğitim, siyaset, psikoloji ve sosyoloji başlıkları üzerinden ele aldı.

Çalışmada, bugün okul sıralarında bulunan çocukların 1974’ten yaklaşık yarım yüzyıl sonra doğduğu, bu nedenle göç, kayıplar ve savaşın onlar açısından giderek bir tarih konusu haline geldiği belirtildi. Buna karşılık binlerce aile için yaşananların hâlâ kişisel hafızanın ve gündelik hayatın bir parçası olduğu vurgulandı.

OKULLARDA “BİLİYORUM–UNUTMUYORUM–TALEP EDİYORUM” YAKLAŞIMI
Güney Kıbrıs İlköğretim Genel Müfettişi Sofia Ioannou, okul öncesi ve ilkokullarda 1974’ün “Biliyorum–Unutmuyorum–Talep Ediyorum” ekseni üzerinden işlendiğini söyledi.

Ioannou’ya göre konu yalnızca tarih dersleriyle sınırlı tutulmuyor; coğrafya, din, müzik, dans, okul etkinlikleri ve anma programları üzerinden disiplinlerarası biçimde aktarılıyor.

Amaçlarının çocukların kuzeyde kalan yerleri tanıması, sevmesi ve geri dönüş ile yeniden birleşme talebini canlı tutması olduğunu söyleyen Ioannou, bu çalışmalar yapılmazsa toplumsal hafızanın zamanla zayıflayabileceğini savundu. Son yıllarda okulların 1974’ü yaşayan kişileri “canlı tanık” olarak eğitim süreçlerine daha fazla dahil ettiğini de belirtti.

“TECAVÜZLERİ VE KAYIP AİLELERİNİN YAŞADIKLARINI KONUŞMADIK”
Eski Adalet Bakanı ve POLITEIA Başkanı Anna Koukkides Prokopiou ise toplumun bazı ağır travmaları açık biçimde konuşmadığını söyledi.

Prokopiou, özellikle 1974 sırasında yaşanan tecavüzlerin kamusal alanda uzun yıllar sessizlikle karşılandığını; bu sessizliğin travmayı ortadan kaldırmadığını, aksine aile içinde çocuklara ve torunlara taşıdığını belirtti.

Tecavüze uğrayan kadınların aileleri, kayıp yakınları, babası ya da eşi dönmeyen kadınlar ve kırılgan bir anneyle büyüyen çocukların yaşadığı etkilerin toplumda hala hissedildiğini ifade etti.

KÖYLER DAĞILDI, DAYANIŞMA AĞLARI KOPTU
Prokopiou’nun dikkat çektiği bir başka unsur, zorunlu göçün yalnızca ev ve toprak kaybı yaratmadığı; köylerin sosyal dokusunu da parçaladığı oldu.

Yerinden edilen köylülerin farklı yerleşim bölgelerine dağıtılmasıyla özellikle kadınların komşuluk, arkadaşlık ve aile dayanışmasına dayalı destek ağlarının ortadan kalktığını söyledi.

Sabah kahvesini birlikte içen, sorunlarını paylaşan ve birbirine yardım eden toplulukların bir anda dağıldığını belirten Prokopiou, bunun toplumun yapısını kökten değiştirdiğini, ancak bu kaybın yeterince tartışılmadığını savundu.

“Üzeri kapatılan travmanın kaybolmadığını, bir noktada yeniden ortaya çıktığını” belirten Prokopiou, toplumun geçmişle yüzleşmesi gerektiğini söyledi.

KADIN YÜRÜYÜŞLERİ DE KOLEKTİF HAFIZADAN SİLİNDİ
Prokopiou, 1974 sonrası kadınların gerçekleştirdiği protesto ve yürüyüşlerin de yeterince hatırlanmadığını belirtti.
Özellikle Ayios Kassianos bölgesindeki kadın eylemlerinin genç kuşaklar tarafından bilinmediğini söyleyen Prokopiou, kadınların siyasi ve toplumsal mücadelesinin resmi hafızada geri plana itildiğini kaydetti.

HAFIZA KİMLİK KURAR, ANCAK SİYASİ ARAÇ HALİNE GELİRSE AYRIŞTIRIR
Sosyolog Nikos Peristianis ise kolektif hafızanın yalnızca geçmişi hatırlamak olmadığını; toplumun kimliğini, ortak değerlerini ve geleceğe ilişkin tercihini belirlediğini söyledi.

Peristianis’e göre 1974, Kıbrıs Rum toplumu açısından modern tarihin en büyük kırılma noktası ve tarih “1974 öncesi” ile “1974 sonrası” olarak ikiye ayrılıyor.

Kolektif hafızanın mağdurları tanımak, tarihsel bilgiyi korumak, toplumsal kimliği güçlendirmek ve benzer trajedilerin yeniden yaşanmasını önlemek açısından önemli olduğunu belirten Peristianis, tek taraflı anlatımın ise tehlike yaratabileceği uyarısında bulundu.

Hafızanın yalnızca bir toplumun bakış açısından aktarılması veya siyasi çatışmanın aracı haline getirilmesi durumunda güvensizliği artırabileceğini ve uzlaşmayı zorlaştırabileceğini söyledi. Buna karşılık tarihsel belgelere, eleştirel düşünceye ve yaşananlardan etkilenen tüm insanların deneyimlerinin tanınmasına dayalı bir anlatının barışçı diyaloğa katkı sağlayabileceğini ifade etti.

“HATIRLAMAK, GEÇMİŞE HAPSOLMAK ANLAMINA GELMEMELİ”
Uzmanların ortaklaştığı temel nokta, kolektif hafızanın korunmasıyla geçmişin siyasi ve toplumsal bir hapishaneye dönüşmesi arasındaki dengenin kurulması gerektiği oldu.

Çalışmada, bir toplumun yaşananları unutmadan ve mağdurların deneyimlerini görünür kılarak geçmişten ders çıkarabileceği; ancak bunun tarihsel özeleştiri, farklı acıların tanınması ve barışçı birlikte yaşam hedefiyle desteklenmesi gerektiği vurgulandı.

DAUSEN

DAUSEN

Girne Belediyesi

Girne Belediyesi

Gönyeli Alayköy Belediyesi

Gönyeli Alayköy Belediyesi