Bir Hakkın Anahtarı Bir Erkeğin Cebinde Olabilir mi?

Modern devlet, insanı aileye ait bir varlık olmaktan çıkarıp hukukun öznesi haline getirdiğini iddia eder.

Artık birey, babasının ya da eşinin gölgesinde değil; kendi başına hak sahibidir. Devletin en büyük iddiası da budur…Bireyi, başka bir bireyin vesayetinden kurtarmak.

Vatandaşlık tam da bu yüzden sıradan bir idari statü değildir. Devlet ile birey arasındaki en temel hukuki bağdır. Bu bağın tarafları yalnızca ikidir: Devlet ve birey.

Peki o halde bir soruyu sormak gerekir. Bir devlet, vatandaşlık gibi en temel hakkın anahtarını neden bir erkeğin cebine koyar?

Evlilik yoluyla Kıbrıs’a gelen birçok kadın yıllarca bu ülkede yaşar. Çocuklarını burada büyütür. Hayatını burada kurar. Kanunun aradığı süreyi doldurur. Kağıt üzerinde hak doğar. Ama hakka giden kapının önünde hukuk durmaz.

Bir erkek durur.

Bir hakkın kullanılabilmesi, başka bir insanın iradesine bağlıysa orada hukuk işlemiyor demektir. Çünkü hak, tanımı gereği kimsenin lütfuna ihtiyaç duymaz. Başkasının onayından geçen şey hak değil, izindir. İzin ise hukukun değil, tahakkümün dilidir. Bu yüzden mesele vatandaşlık değildir. Mesele, devletin kendi yetkisini özel hayata devretmesidir.

Vatandaşlık, devlet ile birey arasında kurulması gereken bir hukuki bağken, araya eşi yerleştirdiğiniz anda o bağ bozulur. Devlet, kendi muhatabı olması gereken kadını değil, onun evlendiği erkeği muhatap alır. Böylece vatandaşlık bir hak olmaktan çıkar, evlilik içinde kullanılabilen bir iktidar aracına dönüşür. İktidarın en etkili hali kaba kuvvet değildir. Alternatifsizliktir. Çünkü insanı en çok zincir değil, seçeneksizlik teslim alır.

“İstemiyorsa ayrılsın” demek bu yüzden gerçeği ıskalamaktır. Vatandaş değil. Ekonomik bağımsızlığı yok. Yıllarca çalışmasına izin verilmemiş. Ayrıldığı gün hangi statüyle bu ülkede yaşar? Hangi gelirle ayakta durur? Çocuklarını alıp gidebilir mi? Yoksa çocuklarıyla kalabilmek için susmayı mı seçer? İşte tahakküm tam burada görünür. Kadın, eşini sevdiği için değil, sistem ona başka bir çıkış bırakmadığı için aynı evin içinde kalır.

Şiddete katlanır. Psikolojik baskıya katlanır. Aşağılanmaya katlanır. Ekonomik bağımlılığa katlanır. Çünkü ayrılık yalnızca bir ilişkiyi bitirmez. Oturma hakkını, çalışma ihtimalini, çocuklarıyla kurduğu hayatı ve geleceğini de belirsizliğe iter. Böyle bir düzende sessizlik, rıza değildir. Hayatta kalma biçimidir. Boyun eğmek, karakter meselesi değildir. Sistemin ürettiği mecburiyettir.

Hukukun görevi, iyi niyetli erkeklere güvenmek değildir. Çünkü hukuk iyi insanların varlığı üzerine kurulmaz. Kötü niyetli bir insanın eline, başka bir insanın kaderini teslim etmeyecek bir düzen kurar.

Bir devlet, vatandaşlığın kapısına bir erkeği bekçi olarak diktiği anda yalnızca bir hakkı geciktirmez. Özgürlüğü erteler. Ekonomik bağımsızlığı erteler. Ayrılabilme cesaretini erteler. Anneliği bir pazarlık konusu haline getirir.

Ve en sonunda, bireyle kurması gereken hukuki ilişkiyi, evlilik içindeki güç dengesine teslim eder. Oysa hukuk, tam da bunun olmaması için vardır.

Çünkü bir hak, bir erkeğin insafından geçiyorsa, adı artık hak değildir…

DAUSEN

DAUSEN

Girne Belediyesi

Girne Belediyesi

Gönyeli Alayköy Belediyesi

Gönyeli Alayköy Belediyesi