Bu hükümet çalışan her şeyi nasıl bozdu?
Dört yıldır aynı soruyu soruyorum: Bu hükümetin düzelttiği bir şey olabilir mi ?
Geriye baktığımda çözülen sorunları değil, büyüyen sorunları görüyorum.
Eğitimde yapılanlar bunun en somut örneklerinden biri. Atatürk Öğretmen Akademisi gibi köklü bir kurumu, bilimsel ve pedagojik temeller üzerinden güçlendirmek yerine, siyasi müdahalelerle tartışmanın merkezine çektiler. Akademinin yapısını değiştirmeye yönelik girişimler, öğretmen yetiştirme sistemini zayıflatma riski taşıdı. Bu kurum yıllardır bu ülkenin öğretmen ihtiyacını karşılayan, kendi geleneği ve disiplini olan bir yapıydı. Onu geliştirmek yerine işlevsizleştirme yönünde adımlar atıldı.
Okulların açılış tarihleri bile kurultay hesaplarının gölgesinde tartışma konusu oldu. Öğrenciler konteynır sınıflarda eğitim görmek zorunda kaldı. Öğretmen açığı ortadayken, çözüm üretmek yerine öğretmenlerle ve sendikalarla çatışmak tercih edildi.
Gençler açısından tablo daha da ağır. Barınma krizi büyüdü, kiralar kontrol altına alınamadı. Üniversite öğrencileri ve yeni mezunlar için yaşam koşulları zorlaştı. İşsizlik çözülmediği gibi güvencesiz çalışma yaygınlaştı. Gençler artık gelecek planı yapmıyor, gitme planı yapıyor. Bu ülkede kalma umudu zayıfladı, göç hızlandı.
Kamuda liyakat ciddi şekilde aşındı. Geçici işçilik uygulamaları ve partizan istihdamlar, kamu düzenini zedeledi. İnsanlar artık işe alınırken kriterin ne olduğunu sorgular hale geldi.
Şeffaflık konusunda ise tablo daha da net. İTÜ Yasası’yla birlikte kamu arazilerinin kullanımına ilişkin ciddi tartışmalar ortaya çıktı. Bu yasa üzerinden yapılan düzenlemelerle bazı arazilerin planlama ilkeleri dışında değerlendirilmesi, kamu yararının yeterince gözetilmediği ve belirli çevrelerin çıkarlarının ön plana çıkarıldığı yönündeki algıyı güçlendirdi.
Enerji alanında KIB-TEK sürekli krizlerle anılır hale geldi. Kalıcı bir enerji politikası oluşturulmadı. Elektrik kesintileri kronikleşti. Planlama yerine günübirlik kararlarla sistem daha kırılgan hale getirildi.
Sağlıkta personel eksikliği giderilemedi. İlaç erişimi zorlaştı. Vatandaşın sağlık hizmetine ulaşımı daha problemli hale geldi. Reçete krizi ile kamuoyunda işini düzgün yapan birçok eczacı zan altında bırakıldı.
Ekonomide hayat pahalılığı kontrol altına alınamadı. Alım gücü ciddi şekilde düştü. Konut krizi derinleşti, ev sahibi olmak artık birçok kişi için hayal haline geldi.
Trafikte ise plansızlık devam etti. Altyapı yatırımları yetersiz kaldı, kazalar azaltılamadı.Çalışan kameralar söküldü, yerine yenileri takıldı. Şimdi o yeni takılan kameralar da sökülüyor. İnsan ister istemez soruyor: Ortada bir plan mı var, yoksa kamu kaynakları deneme-yanılma yöntemiyle mi kullanılıyor? Ülkenin gerçek sorunları dururken, çalışan sistemleri bozup yeniden yapmak ve sonra tekrar sökmek nasıl bir yönetim anlayışının ürünüdür?
Bütün bunlara baktığımda şunu görüyorum:
Bu hükümetten zaten sorunları çözmesini beklemiyordum.
Dört yılın sonunda ortaya çıkan tablo açık:
İşleyen yapılar zayıflatıldı, sorunlar derinleşti, güven duygusu aşındı.
Ortada bir başarı hikâyesi yok.
Ortada bir reform yok.
Ortada sadece büyüyen sorunlar var.
Bu hükümetten tek bir beklentim var:
Bu ülkeye daha fazla zarar vermemesi.















