Değişim Kimin İçin?
Siyasette son dönemin en çok duyduğumuz cümlelerinden biri şu: “Herkesi kucaklamalıyız.” İlk bakışta kulağa son derece makul geliyor. Uzun süredir kutuplaşmadan yorulmuş bir toplum için uzlaşma fikri doğal olarak çekici. Ancak bu söylemin pratiğine baktığımızda ortaya başka bir tablo çıkıyor. Çünkü kucaklama çağrısı yapılırken bazı kesimlerin sürekli geri çekilmesi, susması ve anlayış göstermesi bekleniyor.
Özellikle aydın, seküler ve ilerici kesimler için bu durum artık oldukça tanıdık. Onlardan beklenen şey çoğu zaman aynı: Tepki vermemek, sabretmek, “toplumsal huzur” adına geri adım atmak. Oysa aynı hassasiyetin diğer alanlarda gösterildiğini söylemek zor.
Eğitim alanında yaşananlar bunun en açık örneklerinden biri. Türkiye’de imam hatip olarak bilinen model, Kıbrıs’ta bu kez “ilahiyat koleji” adıyla yaygınlaştırılıyor. Farklı bir isim kullanılsa da modelin özü aynı. Üstelik tüm bunların “yasalara uygun olduğu” söylenerek tartışmanın kapatılmak istendiğini görüyoruz. Oysa mesele yalnızca hukuki değil, toplumsal bir mesele. Çünkü bu değişimlerin toplumda yarattığı kaygılar var ve bu kaygıları dile getirenlerin sesi çoğu zaman “gereksiz tartışma” olarak görülüyor.
Benzer bir tablo dini eğitim tartışmalarında da ortaya çıkıyor. Çocukların yönlendirildiği Kur’an kursları yıllardır kamuoyunda konuşulan bir konu. Buna rağmen bu mesele gündeme geldiğinde seküler kesimlerin yüksek sesle konuşması çoğu zaman hoş karşılanmıyor. Sanki bu alanda söz söylemek toplumsal barışı bozuyormuş gibi bir hava yaratılıyor.
Siyasetin üst düzeyinde de benzer bir denge arayışı var. Toplumun büyük bir oy farkıyla değişim umuduyla seçtiği yeni cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, önceki cumhurbaşkanı Ersin Tatar döneminde kurulan ve geniş kesimlerin tepki gösterdiği teknik komiteleri değiştirmekten bile çekiniyor. Gerekçe genelde aynı: “Herkese ihtiyacımız var.”
Ancak siyasetin gündemi bununla da sınırlı değil. Meclis haftalardır başka bir konuyla meşgul: av takvimi. Ülkede avcı sayısının 10 bini aşması nedeniyle av sezonunun uzatılıp uzatılmaması üzerine tartışmalar yapılıyor. Çevreciler bunun hayvanların üreme dönemi olduğunu hatırlatıyor ve doğanın zaten kırılgan olan dengesinin daha fazla zarar göreceği konusunda uyarıyor.
Bizler gelecek için ilerleme, bilim, eğitim ve sürdürülebilir bir toplum konuşurken; meclisin haftalarını doğanın üreme döneminde av yapılmalı mı yapılmamalı mı tartışmasına ayırması ister istemez insanı düşündürüyor.
Bir yanda modernleşme ve ilerleme söylemleri var. Diğer yanda ise sürekli olarak “dengeler”, “kimseyi kırmama” ve “herkese ihtiyaç var” gerekçeleriyle ertelenen kararlar.
Ama burada cevabı bekleyen basit bir soru duruyor.
Uzlaşma adına sürekli geri çekilenler ne olacak?
Değişim umuduyla sandığa gidenler, yıllardır daha ilerici bir ülke hayal edenler ne zaman gerçekten kucaklanacak?
Çünkü bir noktadan sonra insan şunu sormadan edemiyor:
Değişim gerçekten herkes için mi, yoksa bazıları için hâlâ biraz daha beklenmesi gereken bir söz mü?













