Eğri Mezura, Taşan Anlam
Elimizdeki mezura eğriyse, dünyanın en mahir terzisi olsak da, en nadide kumaştan bile omuzları düşük, dikişleri kayık bir hayal çıkarırız. Çünkü mesele kumaşın asaleti değil, ölçünün sıhhatidir. Yanlış ölçtüğümüz her hakikati, en iyi niyetle bile çarpıtırız.
En büyük yanlışı biz yaparız. Karşımızdakini olduğu gibi tartmayız, içimizdeki boşluğu doldursun diye ona fazladan anlam yükleriz. Terazinin kefesine insanı değil, ihtiyacımızı koyarız. Sonra o yükün altında ezileni suçlarız. Oysa çoğu zaman ihanete uğrayan biz değil, gerçekliğin kendisidir. Onu kendi arzumuzla bükeriz.
Gramlık ruhlara tonluk manalar biçeriz. Bir damlayı okyanus sayar, bir serabı deniz diye savunuruz. Sığlığı derinlik zanneder, suyu suçlarız. Halbuki sığlık suyun ayıbı değildir, bizim aceleci hevesimizdir. Dibi görünmeyen bir berraklığa kapılıp balıklama atlar, alnımızı taşa vurunca derinliği yanlış hesapladığımızı anlarız. Bizde idrak çoğu zaman yara iziyle gelir.
Bir tebessümü merhamet, bir nezaketi karakter sanırız. İçimizdeki eksik parçayı tamamlayacak bir işaret ararız. Radyoda çalan aynı şarkıyı kader sayar, iki mısra şiiri “ince ruh”a yorarız. Oysa estetikle ahlak aynı kumaştan dikilmez. Zarif söz, zarif kalp demek değildir, bunu en son yine biz öğreniriz.
Birinin bize iyi davranmasını iyiliğine delil kabul ederiz. Oysa asıl ölçü, çıkarı olmadığı yerdeki tavrıdır. Garsona, kuryeye, sokaktaki hayvana ya da geçmişte canını yakmış birine nasıl davrandığıdır insanın kumaşı. Biz bu detayı atlar, sonra şaşırırız.
Kendi kalbimizin enginliğini herkesin göğsüne sığdırabileceğimizi sanırız. Sığmaz. Büyük gelen sevgi, bol gömlek gibi üzerinden kayar gider. Sonra “neden tutmadı?” diye hayıflanırız. Çünkü ölçüyü yine kendimize göre alırız.
Biz aynı yanlışı farklı yüzlerle tekrar ederiz. Yine bir su birikintisini okyanus diye kutsar, yine coşkuyla atlar, yine alnımızı görünmeyen taşa çarparız. Kalbimiz delilden önce karar verir, aklımız sonradan tutanak tutar. Gerçeği en son kabul eden yanımız, en çok kanayan yanımızdır. Yaramızı kader sanır, aynı sığlığa bir kez daha deniz muamelesi yaparız.













