Politis yazdı I Kıbrıs AB Dönem Başkanlığı’na Kıbrıslı Türk bakışı: Görünmezlik, uzlaşma eksikliği ve statüko eleştirisi

Strasbourg’daki AB Dönem Başkanlığı ilk Genel Kurulu, Kıbrıslı Türkler açısından bir kez daha görünmezliğin sahnelendiği bir vitrine dönüştü. Hristodulidis’in Avrupa Parlamentosu’ndaki konuşmasında uzlaşmaya, ortak geleceğe ve Kıbrıslı Türklere dair tek bir kapsayıcı mesaj yer almazken; Hasan Kahvecioğlu ve Ayşemden Akın, bu Dönem Başkanlığı’nın “kendilerinin olmadığı”, bilinçli bir dışlama ve statükoyla barışık bir siyasi tercih sunduğu değerlendirmesini yaptı.

Bugün Kıbrıs

Kıbrıs’ın Avrupa Birliği Dönem Başkanlığı’nın ilk Genel Kurulu vesilesiyle bu hafta Strasbourg’a düzenlenen medya ziyaretinin ardından, iki Kıbrıslı Türk gazeteci Politis to the Point’e konuştu. Katerina Nicolaou’nun haberine göre görüşmelerde, AB Dönem Başkanlığı’nın verdiği mesajlar, Kıbrıslı Türklerin görünmezliği ve uzlaşmanın bilinçli biçimde dışarıda bırakılması ele alındı.

Strasbourg ziyareti, Avrupa Parlamentosu Kıbrıs Ofisi tarafından organize edilen ve dört gün süren bir program kapsamında gerçekleşti. Gazeteci grubunda Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türkler birlikte seyahat etti; aynı uçaklara bindi, aynı otobüsleri kullandı, aynı sofraları paylaştı ve Avrupa Parlamentosu’nda uzun günler geçirdi.

Aynı mekan paylaşıldı, ancak aynı an paylaşılmadı.

Kıbrıslı Türkler oradaydı; fakat tam anlamıyla orada değildi. Grubun bir parçasıydılar ama aynı zamanda biraz dışındaydılar. Sanki zaman, teori ile gündelik hayat arasında bir yerde donup kalmıştı.

Şakalaşıldı. Güvenli ortak zemin olan İngilizce konuşuldu. Ne kadar benzer olunduğuna dair gülüşmeler oldu. Su, kahve soruldu; kahvenin Türk mü Yunan mı olduğu üzerine klasik bir şaka yapıldı. Yakınlık ve mesafe, anlık olarak ortaya çıkıp kayboldu. Benzerlik açıktı. Ayrılık da öyle.

Teoride Kıbrıs sorunu hala “ulusal dava”. Pratikte ise günlük hayat mücadelesi, ekonomik baskılar ve siyasi yorgunluk bu konuyu geri plana itti. Hatta her şeyini kaybetmiş olanlar için bile mesele sessizce “önemsiz” bir başlığa dönüştü; Avrupa Parlamentosu’nun bir “non-paper”ı gibi.

STRASBOURG’DA BAŞKANLIK SAHNESİ
Kıbrıs Cumhurbaşkanı Avrupa Parlamentosu’na girerken, AP Başkanı Roberta Metsola tarafından karşılandı. Yunanistan ulusal marşı çalındı. Genel Kurul salonuna girildi. Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis milletvekillerine hitap edecekti.

Siyasette görünürlük önemlidir. Ve görünürlük mesajdır.

Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin (CTP) yeni lideri Sıla Usar İncirli, kısa süre önce Kıbrıslı Türklerin giderek artan “görünmezliğine” dikkat çekmişti. Cumhurbaşkanı Hristodulidis ise Strasbourg’daki konuşmasında bunu açıkça söylemeden, fiilen teyit etti.

Konuşmada uzlaşmaya dair tek bir vurgu yoktu. Kıbrıslı Türkleri Avrupa Birliği’ne yaklaştıracak somut hiçbir adım yer almadı. Ortak sahiplik dili kullanılmadı. Bu tablo karşısında, Kıbrıslı Türk gazetecilerin bu ziyarete katılımının – ve etrafında kurulan tüm bu sembolik çerçevenin – gerçekten anlamlı olup olmadığı sorusu kaçınılmazdı.

Özellikle de bu yılın, yeniden müzakereler için zemin hazırlanması gereken bir yıl olduğu düşünülürse.

Duyulan kelimeler yine aynıydı:
İşgal. Kurtuluş.
Başka hiçbir şey yoktu.

AÇILIŞTA DA YOKTULAR
Daha önce, Lefkoşa’da düzenlenen AB Dönem Başkanlığı’nın kutlama açılışında da Kıbrıslı Türkler yoktu. Ursula von der Leyen’in ziyareti sırasında Yeşil Hat, bir “seyir platformu”na dönüştü. Liderler, variller arasındaki boşluklardan kuzeye baktı. Sanki bir kuş gözlem kulesinden bakar gibi.

Bu tablo ışığında Politis to the Point, Strasbourg heyetine katılan iki Kıbrıslı Türk gazeteciyle konuştu.
Halkın Sesi’nden Hasan Kahvecioğlu ve Bugün Kıbrıs Genel Yayın Yönetmeni Ayşemden Akın, yeni başlayan Dönem Başkanlığı’nın kendileri açısından ne ifade ettiğini ve “kendilerinin” olup olmadığını anlattı.

HASAN KAHVECİOĞLU: “SÖYLENENLE KULLANILAN DİL ARASINDA CİDDİ BİR ÇELİŞKİ VAR”
Halkın Sesi gazetesi muhabiri Hassan Kahvecioğlu, iki toplumlu yakınlaşmanın en güçlü savunucularından biri. Kıbrıs’ta iki toplumlu tek gazeteci örgütlenmesi olan Avrupa Gazeteciler Derneği Kıbrıs Şubesi’nin üyesi. Yunanca konuşuyor, Kıbrıs sorununu yakından izliyor ve onca hayal kırıklığına rağmen hala kendini “Kıbrıslı” olarak tanımlıyor.

Cumhurbaşkanı Hristodulidis’in Strasbourg’daki konuşmasını dikkatle dinlediğini söyleyen Kahvecioğlu, konuşmada Kıbrıslı Türklere dair gerçek bir referans bulunmadığını vurguladı:

“Topluluğun kendisine, endişelerine ya da Avrupa ailesinin bir parçası olarak varlığına dair hiçbir şey yoktu.”

Oysa Avrupa Parlamentosu’ndaki altı sandalyeden ikisi Kıbrıslı Türklere ait.

Kahvecioğlu’na göre kelime seçimi tesadüf değil, bilinçli bir siyasi tercih:

“Cumhurbaşkanı kamuoyuna ‘müzakerelere hazırım’ diyor, ama kullandığı dil bunun tam tersini söylüyor. Kıbrıslı Türk liderin karşı karşıya olduğu baskıları biliyor. Buna rağmen büyük resmi konuşmak yerine küçük, teknik başlıklara sığınıyor.”

Konuşmada uzlaşmaya dair tek bir işaret bile olmadığını söyleyen Kahvecioğlu, “işgal” ve “kurtuluş” dilinin, Avrupa Parlamentosu kürsüsünden konuşan bir lider için son derece sorunlu olduğunu belirtti:

“Bu dil, diyalog başlamadan önce duygusal alanı kapatıyor.”

Ona göre bu tercih, iç siyasete dönük:

“Türkiye’nin adını bile anmadan bu dili kullanarak içeride milliyetçi eleştirilerden kaçınıyor. Ama bunun bedeli, Kıbrıslı Türklerle gerçek bir temas kurmamak oluyor.”

Kahvecioğlu, Crans-Montana’dan sonra tamamen işlevsizleşen, Kıbrıslı Türkleri AB’ye yakınlaştırmayı amaçlayan ad hoc komitenin yeniden canlandırılmamasını da eleştirdi:

“Hellim meselesi, Yeşil Hat Tüzüğü… Bunlar gerçek fark yaratılabilecek alanlar.”

Açılış sembollerinin de yaralayıcı olduğunu söyledi:

“Variller 1958’den beri orada. Avrupa liderleri o boşluklardan bakınca kuzeydeki insanlar ‘Biz hayvanat bahçesi miyiz?’ diye sordu.”

Kahvecioğlu’nun beklentisi çok basitti:

“Bizi bir sorun olarak değil, bu adayı paylaşan insanlar olarak tanıyan tek bir cümle duymak isterdim. Bunun yerine, statükoyla gayet rahat yaşayan bir lider gördüm.”

AYŞEMDEN AKIN: “ÇÖZÜM İHTİMALİ VARKEN SAMİMİYETE DAİR GÜÇLÜ BİR İŞARET YOK”
Bugün Kıbrıs Genel Yayın Yönetmeni Ayşemden Akın, yolsuzluk dosyaları üzerine yaptığı araştırmacı gazetecilik nedeniyle tehditler almış ve uluslararası basın özgürlüğü örgütlerinin gündemine girmiş bir isim.

Akın’a göre mevcut tabloda samimiyet eksikliği açık:

“Çözüm için gerçek bir fırsat varken, Cumhurbaşkanı’nın samimiyetine dair güçlü bir kanıt yok. Kıbrıslı Türklerin onun zihninde ve kalbinde olduğunu düşünmüyorum. En fazla uzaktan bir sempati.”

Akın, Cumhurbaşkanı’nın güvenli bir siyasi alanda kaldığını söyledi:

“Zamana oynuyor. Mevcut statükodan memnun. Yarım bir cumhuriyetin lideri olarak Avrupa’da rahatça dolaşıyor. Kıbrıs sorununa Kıbrıslılık üzerinden değil, etnik kimlikler ve pazarlıklar üzerinden bakıyor.”

Buna rağmen Kıbrıs’ın uluslararası başarısını önemsediğini vurguladı:

“Ortak vatanımızın Avrupa’da güçlenmesini isterim. Ama Kıbrıslı Türklere çok daha yakın olabilirdi.”

Akın’a göre zamanlama da kritik:

“Yıllar sonra Kıbrıslı Türkler barış yanlısı bir lider seçti. Tufan Erhürman yüzde 63 oy aldı. Bu güçlü demokratik mesajı Cumhurbaşkanı değerlendirebilirdi.”

AB Dönem Başkanlığı’nın rolüne dair ise şunları söyledi:

“Kıbrıslı Türkler seküler, demokratik ve dünyaya açık bir toplum. Yerimiz Avrupa’da. Gençler için entegrasyon, ‘çözümden sonra’ya ertelenemez.”

Yeşil Hat ziyareti de Akın için kabul edilemezdi:

“Avrupa liderlerine kuzey, varillerin arasından gösterildi. Toplumun nasıl hissettiği umursanmadı.”

Akın sözlerini şöyle tamamladı:

“Karşılıklı suçlama oyunu sürdükçe iki lider de koltuğunu koruyor. Asıl trajedi bu. Benim özlemim, bu adadan dünyaya örnek olacak cesur bir barış hikayesi çıkması.”

Bir Avrupa görevi daha tamamlandı.
AB Dönem Başkanlığı’nda bir adım daha atıldı.

Ancak kapsayıcılık yine yoktu.

Uzlaşma bir kültürdür.
Ve bugün, o kültür AB Dönem Başkanlığı’nda yok.
Tıpkı Kıbrıslı Türklerin anlatının kendisinde olmadığı gibi.

DAUSEN

Girne Belediyesi

Girne Belediyesi

Gönyeli Alayköy Belediyesi