Ürün Solyalı: “Uyuşturucu trafiğinde transit değil hedef ülkeyiz”
CTP Milletvekili Ürün Solyalı, uluslararası işbirliğinin sınırlı olduğu koşullarda organize suç, uyuşturucu ve kara para ağlarının Kıbrıs’ın kuzeyini hedef ülke olarak seçtiğini, bu sıkışmışlığın ise daha güçlü koordinasyon, teknik işbirliği ve kararlı güvenlik politikalarıyla aşılması gerektiğini vurguladı.
Ürün Solyalı: “Uyuşturucu trafiğinde transit değil hedef ülkeyiz”
CTP Milletvekili Ürün Solyalı, uluslararası işbirliğinin sınırlı olduğu koşullarda organize suç, uyuşturucu ve kara para ağlarının Kıbrıs’ın kuzeyini hedef ülke olarak seçtiğini, bu sıkışmışlığın ise daha güçlü koordinasyon, teknik işbirliği ve kararlı güvenlik politikalarıyla aşılması gerektiğini vurguladı.
Bugün Kıbrıs
Cumhuriyet Meclisi’nde bütçe görüşmelerinde Polis Genel Müdürlüğü bütçe görüşmeleri başladı. İlk sözü alan CTP Milletvekili Ürün Solyalı, suçla mücadelede yeni risklere dikkat çekerek, “Buranın bir uyuşturucu transit merkezi olduğu iddiasını koymuştum… Polis genel müdürü beni bütçede uyardı ve dedi ki, hayır burası hedef ülkedir. Şimdi daha tehlikeli bir şey söyledi… Daha tehlikelisi, bizim hedef ülke olarak seçilmiş olmamızdır” dedi. Solyalı, bu değerlendirmeyi yalnızca bir “tespit” olarak değil, devletin güvenlik mimarisini baştan sona etkileyen bir uyarı olarak ele aldıklarını belirterek; uyuşturucu trafiğinin hedef ülke boyutuna gelmesinin, toplumsal güvenlikten ekonomiye, gençlerden kamu düzenine kadar çok geniş bir alanda risk ürettiğini vurguladı.
Solyalı, bu tespitin ülkenin tanınmama nedeniyle uluslararası işbirliği imkanlarının sınırlı olduğu bir ortamda daha da kritik hale geldiğini belirterek, kurumlar arası koordinasyon, teknolojik altyapı ve ortak mücadele merkezleri kurulması ihtiyacına işaret etti. Ona göre organize suç, kara para ve uyuşturucu ağları sınır aşan bir karakter taşıdığı için “biz tanınmıyoruz” gerekçesiyle pasif kalınması, tam tersine bu ağların burada daha rahat filizlenmesine yol açıyor; bu nedenle mevcut sıkışmışlığı aşacak teknik işbirliği kanallarını zorlamak, güvenlik politikalarının merkezine konulması gereken bir başlık olarak duruyor.
“HÜKÜMET POLİS NOKTASINDA GÜVENSİZLİĞE SAHİP”
Konuşmasının başında polis örgütünün denetim ve güvenlik açısından hayati önem taşıdığını vurgulayan Solyalı, polis bütçesinin altyapı, teknoloji ve itibar açısından güçlenmesinin topluma güven vereceğini söyledi. Solyalı, eleştiri ve önerilerinin hedefinin polis teşkilatını yıpratmak değil, tam tersine “sırtını toplumun dayadığı” bu kurumu güçlendirmek olduğunu belirterek, bütçe tartışmalarında yapılacak her katkının ve dile getirilecek her eleştirinin bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti. Bu nedenle polis örgütünün hem maddi imkanlarla hem de kurumsal saygınlıkla desteklenmesinin, toplumsal huzur açısından vazgeçilmez olduğunu ifade etti.
Solyalı, hükümetin polis noktasında güvensizlik taşıdığını savunarak, 30 Haziran’da Meclis’te yaşanan üst kademe atama tartışmalarını örnek gösterdi ve bu süreçte polis örgütünün “hükümet eliyle” itibarsızlaştırıldığını ifade etti. Ona göre, polisin en üst kademe yöneticilerinin atanma usullerine ilişkin yapılan değişiklik girişimleri; teamül, sıra ve kurumsal beklentileri hiçe sayan bir şekilde ele alındı ve sonuçta polisin en üst müdüriyet kadrosunun aylar sonra göreve başlayabilmesiyle kurumun yönetim kapasitesi tartışmalı hale getirildi. Solyalı, bu tablonun “polisin itibarına zarar veren, kamuoyunda şüphe yaratan” bir örnek olarak kayda geçtiğini söyledi.
“TEMEL HAKLARDA POLİS ARACI OLMAYACAK”
Solyalı, barışçıl gösteri ve ifade özgürlüğüne yönelik müdahaleleri eleştirerek, anayasal hakların kullanılmasının izne tabi olmadığını hatırlattı. Mayıs ayında “İrade Bizdedir” pankartı açan 6 kişinin gözaltına alınmasını anımsatan Solyalı, bunun demokratik hukuk devleti iddiasıyla bağdaşmadığını vurguladı. Ona göre polis, toplumun temel hak ve özgürlüklerini kullanabilmesinin önünü açması gereken bir güvence kurumu iken, bu tür müdahaleler hem hak ihlali tartışmalarını büyütüyor hem de polis teşkilatının saygınlığına zarar veriyor.
Solyalı, polisin bu tür durumlarda “Benim görevim değildir… Anayasa açıktır… Ben müdahale edemem” diyebilmesi gerektiğini belirtti; yasaya ve anayasaya aykırı emrin uygulanmaması gerektiğini vurguladı. Bu noktada “emir aldım” gerekçesinin geçerli olmadığını söyleyen Solyalı, polis teşkilatının anayasaya aykırı talimatları reddedecek birikime sahip olduğunu, aksi halde toplum nezdinde onarılması zor bir güven kaybının oluşacağını dile getirdi. Yüksek Mahkeme’nin geçmiş içtihatlarını hatırlatan Solyalı, polisin barışçıl eylemleri engellemek yerine bu eylemlerin güvenli biçimde yapılabilmesi için güvence yaratması gerektiğini söyledi.
MESAi VE PERSONEL: “%100 ÇALIŞIP %25 MESAİYE ZORUNLU KILINIYORLAR”
Polis mensuplarının çalışma koşullarına da değinen Solyalı, “%100 mesai çalışıp da %25 mesaiye zorunlu kılındıkları gerçeği” diyerek mevcut düzeni eleştirdi. Solyalı, polisliğin yüksek stres, yoğun iş yükü ve sürekli sahada olmayı gerektiren bir meslek olduğuna dikkat çekerek, bu emeğin karşılığının doğru biçimde verilmemesinin motivasyonu düşürdüğünü ve bunun doğrudan ülke güvenliğini etkilediğini söyledi. Ona göre mesele yalnızca “bütçeye konacak bir kalem” değil; vardiya sistemini, personel planlamasını ve mesai düzenini sürdürülebilir şekilde kurmayı gerektiren yapısal bir sorundur.
Personel eksikliğinin büyüdüğünü söyleyen Solyalı, polisin olması gereken sayının yaklaşık %78’ine düştüğünü, buna rağmen mevcut personelin daha yüksek bir yükle çalıştırıldığını ifade etti. Solyalı, bu koşulların “angarya”ya dönüştüğünü savunarak, “İlk 10 gününde bu mesai doluyor. 20 gün daha niçin çalışsın bu polis? Angarya… Suç mu? Suç” dedi. Bu tabloda polisin, dosya takibinden suçlunun peşine düşmeye kadar uzanan birçok işi, aynı yoğunluk ve motivasyonla sürdürmesinin beklenemeyeceğini söyleyen Solyalı, mesai hakkının iadesinin ertelenemez bir ihtiyaç olduğunu vurguladı.
“2018’DEN 2025’E ARTIŞ SADECE %7” VE “436 KİŞİ AYRILMA DİLEKÇESİ VERDİ”
Solyalı, polis sayısındaki artışın yetersiz kaldığını kaydederek, “2018’den 2025’e sadece %7’ye yakın bir polis mensubu artışı yaratabilmişiz” dedi. Nüfusun ne kadar arttığının bile net bilinmediği bir dönemde suç türlerinin çeşitlendiğini, iş yükünün büyüdüğünü ve polisin toplumla çok daha fazla yüz yüze geldiğini belirten Solyalı, bu tablo karşısında personel sayısının artırılmasının zorunlu olduğunu söyledi. Hedefin 2032’de 4 bin 500 aktif polis olduğunu, mevcut durumun bunun “yarısında bile” olmadığını dile getirdi.
Ayrıca Solyalı, bu yıl 436 polis mensubunun başka kamu görevlerine geçmek için dilekçe verdiğini aktararak, bunun motivasyon ve güvenlik açısından ciddi bir uyarı olduğunu söyledi. Ona göre bu sayı, yalnızca bireysel tercihlerin toplamı değil; çalışma koşullarının, mesai rejiminin, ekipman eksikliğinin ve kurumsal adalet tartışmalarının polis teşkilatında yarattığı yıpranmanın göstergesi olarak okunmalı. Solyalı, personel kaybı bu ölçekte sürerse “güvenlik sorunu”nun daha da görünür hale geleceğini belirtti.
YENİ POLİS YASASI VE TEŞKİLATLANMA ÇAĞRISI
Solyalı, polis teşkilatının güncel suç tipleri karşısında daha güçlü ve net görev tanımlarıyla yapılandırılması gerektiğini ifade ederek yeni bir polis yasasına ihtiyaç olduğunu vurguladı. Uyuşturucudan mali suçlara, kara paradan insan ticaretine kadar farklı alanların, görev ve yetki çerçevesi yasayla belirlenmiş bir kurumsallık içinde ele alınması gerektiğini söyleyen Solyalı, “Mali polis” yapılanmasının dahi polis yasasında yer almadığını hatırlattı. Ona göre görevlerin yasayla düzenlenmediği bir yapıda, polis hem kurumsal olarak zayıflıyor hem de yürüttüğü çalışmaların tartışmaya açılabileceği bir zemin oluşuyor.
Solyalı, ayrıca teşkilat şemasının günün ihtiyaçlarına göre yeniden kurgulanması gerektiğini, bunun ardından iç örgütlenme tüzüklerinin de güncellenmesinin zorunlu hale geleceğini söyledi. Reçete soruşturması örneği üzerinden, çok sayıda ifade alınmasına rağmen kamuoyunun bilgi ihtiyacının karşılanmadığını belirten Solyalı, polisin toplumla iletişiminde daha şeffaf ve güven verici bir çizgi izlemesi gerektiğini de kaydetti.
Konuşmasının sonunda Solyalı, polisin soruşturmaları yürütürken hiçbir telkine açık olmaması gerektiğini vurgulayarak, “Kime gidecekse… vekil, bakan, başbakan, bürokrat… kime gidecekse bu işlerin peşini asla bırakmaması gerektiğini hatırlatırım” dedi. Polis bütçesini yetersiz bulduğunu yineleyen Solyalı, özellikle mesai hakkının doğru biçimde iadesinin “derhal” yapılması gerektiğini söyledi.














