FALYALI YAŞIYOR – 5. BÖLÜM: ERSİN TATAR DOSYASI: NAKİT, MÜZE, ÇANTACI
Tanık Cemil Önal’ın infaz edilmeden önceki anlatımı; Çatalköy’deki evde teslim edildiği iddia edilen nakit paralar, “otomobil müzesi” statüsü üzerinden sağlandığı öne sürülen vergi avantajı ve izin ağını yöneten isimlere uzanıyor.
FALYALI YAŞIYOR – 5. BÖLÜM: ERSİN TATAR DOSYASI: NAKİT, MÜZE, ÇANTACI
Tanık Cemil Önal’ın infaz edilmeden önceki anlatımı; Çatalköy’deki evde teslim edildiği iddia edilen nakit paralar, “otomobil müzesi” statüsü üzerinden sağlandığı öne sürülen vergi avantajı ve izin ağını yöneten isimlere uzanıyor.
“Falyalı Yaşıyor” başlıklı bir dosyada, görevde olsun ya da olmasın, Ersin Tatar’ın yer almaması mümkün değildi.
2020 Cumhurbaşkanlığı seçimi, Kıbrıs’ın kuzeyinde yalnızca bir siyasi yarış değildi. O seçim, Ankara’nın müdahale kapasitesinin sınandığı ve sahaya indiği bir eşikti. Mustafa Akıncı’nın hedefe konduğu, toplumun ikiye bölündüğü, “Tatar’a oy = Türkiye’ye sadakat” denkleminin kurulduğu bir dönemdi.
Beş yılın bedelini toplum ödedi.
Uluslararası izolasyon derinleşti.
Siyasi alan daraldı. Arka bahçe daha da karardı.
Bugün Tatar görevde değil ancak tanık susturulmuş olsa da, anlatılan ilişkiler zinciri kapanmış değil.
“HAFTADA BİR GELİRDİ… NAKİTİ EVDE ALIRDI”
Halil Falyalı’nın uzun yıllar finans müdürlüğünü yapan ve gazetemize verdiği son röportajdan sonra infaz edilen tanık Cemil Önal’ın iddiası net:
“Ersin Tatar haftada bir kere, bazen iki haftada bir, bazen iki kere Halil Falyalı’nın Çatalköy’deki evine gelirdi. Resmi arabasıyla gelmezdi. Sadece koruması Asım’la gelirdi. Nakiti de evde alırdı.”
İddialara göre; para teslimatı Çatalköy’deki evde gerçekleşiyor, seçim kampanyası dönemlerinde ofis kiraları ve organizasyon giderleri için nakit sağlanıyor, para, ziyaret öncesinde eve bırakılıyor.
Önal’ın anlatımı, seçim finansmanı tartışmasını doğrudan nakit akışına bağlıyor.
Önal’ın bir başka iddiası ise daha teknik: “Kanal T hesabına çok para gönderdim. 2016’da 30 bin, 30 bin… İstanbul’dan yatırttım.”
Kanal T hesabına yapılan transferler, Önal’ın ifadesine göre İstanbul üzerinden “cepbank” yöntemiyle gerçekleştiriliyor. Hatta bu süreçte para yatıran bir kişinin Türkiye’deki bir dosyadan tutuklandığını da iddia ediyor.
Önal bu iddialarını şu sözlerle aktarıyor:
“Ersin Tatar haftada bir kere, bazen iki haftada bazen iki kere bir Halil Falyalı’nın Çatalköy’deki evine gelirdi. Kendi resmi arabasıyla gelmezdi oraya geldiğinde de sadece şeyi getirirdi onun bir tane koruması var Asım, hatta Londra’ya giderdi. Asım’la birlikte gelirdi. Nakiti de Çatalköy’deki evde alırdı.
Ne kadar ihtiyacı varsa… Seçim kampanyasıysa, ofislerin tutulması için işte Erhan’a verirdik götürür, ben götürürdüm. Ersin’e evde verilirdi. Eve ben önceden götürürdüm gününde, mesela bugün akşam der Ersin gelecek. Oraya götürürdüm, parayı bırakırdım. Çatalköy’deki eve. Ersin akşam oraya gelirdi hızlı hızlı, zaten değişik yürüyor, arkada otururlar yemek yerlerdi, içerlerdi.
Tatar’ın televizyonu vardı. Kanal T’nin banka hesabına çok para gönderdim. (Nasıl gönderdin? Açıklamaya ne yazdın?) Valla ‘rüşvet’ yazmadım. 30 bin TL, 30 bin TL yolladım, 2016 yılında. (O dönem dolar 3,5 liraydı; yani her biri yaklaşık 10 bin dolara denk geliyordu.) Bu paraları da hep İstanbul’dan yatırttım. ATM’lerden cepbankçı, hani bizim işleri yapanlara yatırttım.
Bir gün de bomba oldu o bankadan para yatıran çocuk, İstanbul’daki cepbankçı tutuklandı. Tabii canım onun (Tatar’ın) hesabına yollayan. O bizim Adana dosyasında var o çocuk. Ben sana o dosyayı göndereyim, o dosyadaki şahıs isimlerine bak. Zaten o dosyada herhalde bir 400 kişi yargılandık ama tutuklanan 62 kişi var. Örgüt lideri benim. Hesap numarası atıyordum. Kanal T… Telefonumu aldığımda bulurum.”
Bu iddialar yargı kayıtlarıyla karşılaştırılmadan kesin hüküm kurulamaz ancak tanığın anlatımı, sistematik bir nakit akışı şemasına işaret ediyor.
EVİN ALTINDA “OTOMOBİL MÜZESİ”
Bu bölümün ikinci katmanı daha teknik ve mali.
Önal’ın anlatımına göre Halil Falyalı, yüksek segment araçları legal galeriler üzerinden ülkeye getiriyor. Buraya kadar sorun yok. Asıl mekanizma ithalat sonrası başlıyor.
İddia şu: Araçlar antrepo üzerinden devrediliyor, Çatalköy’deki evin altında “otomobil müzesi” statüsü alınıyor, bu statü sayesinde yıllık seyrüsefer ve vergiler ciddi şekilde düşürülüyor.
“35-40 araç var. Rolls Royce, Bentley, McLaren, Ferrari, Lamborghini… Müze gösterilince yıllık vergi çok daha düşük oluyor.”
Tanığa göre söz konusu izin, dönemin yetkili makamının onayıyla alındı ve bu süreçte Tatar’ın imzası bulunduğu iddia ediliyor.
Bu iddia doğruysa mesele yalnızca lüks koleksiyon değil; vergi rejiminin özel bir kişi lehine esnetilmesi anlamına gelir.
Yıllık 20 bin pound seyrüsefer üzerinden 30 araç hesaplandığında ortaya çıkan rakam 600 bin pound civarında. Müze statüsü ile bu yük dramatik biçimde azalıyor.
Bu bir iddia. Ama kamu maliyesi açısından araştırılması gereken bir iddia.
Önal bu iddialarını şöyle somutlaştırıyor:
“Falyalı bu arabaları getirdi ya hepsini. Şimdi bu arabaların bazıları İngiliz plakayla kullanıyor.
Bir film yaptı burada. Arabaları getirdi. İşte Rolls Royce, Bentley, McLaren. Bu arabaları getirdi. Bu arabaları getirdiğinde getirmesinde sorun yok. Ama bu arabaların gümrüğünü düşük göstermek için bir izin aldı. Evinin altında işte ‘otomobil müzesi açtı’ gibisinden.
Onların kaydını oraya yaptı, otomobil müzesine. Otomobil müzesi olunca yıllık vergisi olmuyor, vergisi, seyrüseferi düşük oluyor. Çatalköy’deki evinin altında oto müzesi diye bir izin aldılar. Bunu da Erhan aldı onlara, çünkü dedi ki ‘ne gerek var, niye bu kadar vergi’ veriyoruz? Vermeyelim. O izni de Ersin Tatar onayladı.
Düşünsene garajında 35-40 tane top arada var. Rolls Royce var, Bentley var, bir tane daha Bentley var, McLaren var, Ferrari var, Lamborghini var, Lamborghini Urus var, Lamborghini Normal var, Maybach var. Escalade var. Lincoln var, Navigator var, Ford Raptor var, ondan sonra Spider motorlar var, ondan sonra, Rezvani var. Yani bunlar büyük servet yapıyor.
Arabayı legal alıp getiriyorlardı çünkü bu arabalar Collection olduğu için öyle ne hırsızlık araba getirebilirsin ne film fırıldak. Normal bir galeri üzerinden getiriyorlardı. Burayı paylaşayım seninle ama paylaşma arkadaşıma dokunmasın. İşte Halil Kahraman’a derlerdi ki biz burada arabayı bulduk, al, biz senden alacağız. Halil arabayı getirdiğinde… dikkat olay burada başlıyor.
Halil’in (Falyalı) araba, Halil’in (Kahraman) antreposunda doğru mu? Halil bu antreposundaki arabayı legal olarak Falyalı’nın antreposuna aktarır. Artık araba kimde? Falyalı’nın antreposunda bunda bir sıkıntı yok. Burada Falyalı gücünü kullanaraktan kendi arabalarını ‘müzeme çekiyorum’ diye gösterir yıllık vergisi çok daha küçük olur. Her arabanın yıllık seyrüseferi 20 bin pound olsa lüks araba çünkü bunlar. 30 taneye vursan 600 bin pound yapar. 600 bin pound vergi nerede, müze gösterip klasik plaka takıp filmli fırıldaklı… Evinin altında müze var.”
Sorular şunlar: KKTC mevzuatında müze statüsü nasıl alınır? Kaç müze var? Özel konut altında müze olur mu? Vergi indirimi oranı nedir?
“ÇANTACI”: ERHAN ARIKAN
Tanığın üçüncü başlığı daha sert.
Erhan Arıkan.
Tanık Cemil Önal’ın iddiasına göre Arıkan: Resmi iş takipçisi, izin süreçlerini yöneten isim, rüşvet dağıtım zincirinin taşıyıcısı, arazi tahsislerinde aracı.
“Kapı kapı çantayla dolaşan, izinleri alan, arazileri kapatan oydu.”
İddialar arasında devlet arazilerinin tahsisi, çalışma izinleri, otel ve fabrika resmi işlemleri, spor kulübü ve medya bağlantıları…
Önal ayrıca, dağıtılmak üzere verilen rüşvetin bir kısmının sistem içinde eritildiğini de iddia ediyor.
Bu bölüm, Falyalı’nın yalnız çalışmadığını; kurumsallaşmış bir aracı ağ üzerinden hareket ettiğini gösteriyor.
Cemil Önal, şahısla ilgili iddialarını şöyle aktarıyor:
“Halil Abi’nin yanında Erhan vardı. Erhan Arıkan… diye birisi var. Bu bizim şirketlerin resmi işlerini yürüten. UBP’li.
Aynı zamanda bir ara spor kulübünün falan başkanı oldu Erhan. Gazetenin bir ara imtiyaz sahibi oldu. O bütün şu andaki rüşvetleri dağıtan UBP’lilere giden kapı kapı çantayla dolaşan, ondan sonra bu antin kuntin izinleri alan.
İşte o nasıl yapardı? O da yolundaydı zaten. Resmi iş takipçisi. Otelinin de resmi olarak çalışanı. Hatta bu bir ara Falyalı’nın yanında çalışırken 2014’te Mağusa’da Fly Oil yağ fabrikasında da resmi işleri yapıyordu. Bunu dövdü Falyalı ile Hüsnü, attılar, sonra 2016’da geri aldılar Larsen’e.
Bütün işleri, resmi işleri yapan bu. Mesela bu ne yapar, gelir der ki sizin evinizin orada bir tane arazi var. İşte devletindir. Ben bunu devletten alayım, size verelim. Alttan girer, üstten çıkar o araziyi alır. Ama arazi için mesela 1 milyon dolar rüşvet verildiyse Erhan’a, bu dağıtılması için. Erhan onun yarısını kendine alır. O huyu var.
Bu, Gündem Kıbrıs’ın da bir ara genel yayın yönetmenliği falan filan yaptı. İmtiyaz sahipliğini yaptı. Otelin direktör yardımcılığını yaptı.
Bütün resmi işlerini o yapar. Bu, benim gibi bakanlara, politikacılara, bahisten kazanılan paranın rüşvetini vermiyor. Bu, otelin resmi işi mesela diyelim ki Sosyal Sigortalar var, senin kotan dolu, yabancı çalıştıramazsın ama 50 tane ‘dealer’ geldi. Erhan orada devreye gider, Çalışma Bakanlığına gider, oradaki personelleri ayarlar, işte onların ön iznilerini alır.
Bu lunaparkın arazisini de Erhan aldı, Kumyalı’daki evin orada çok büyük arazi de aldı işte hayvanat bahçesi yapacağız diye.”
BÜYÜK RESİM
Bu bölümde üç ana iddia var:
1. Cumhurbaşkanlığı döneminde ve öncesindeki nakit para ilişkisi
2. “Antrepo/Otomobil müzesi” üzerinden vergi avantajı
3. İzin ve arazi ağını yöneten bir dağıtım mekanizması
Halil Falyalı öldürüldü.
Cemil Önal susturuldu.
Ama bu sistemin mimarisi hala incelenmedi.
Soru şu: Seçim finansmanı nasıl sağlandı? Vergi rejimi kimler için esnetildi?Devlet izinleri hangi ağ üzerinden dağıtıldı?
Bu dosya kişisel hesaplaşma değil. Bu dosya, kamu düzeninin nasıl aşındığını anlatıyor.
Bir sonraki bölümde:
Falyalı’nın en yakınındaki Bakan kimdi? Otel yatırımı sırasında para nasıl aklandı, hangi izinler kimlerin imzasıyla çıktı?
Devlet gücü ile özel servet arasındaki bağın izini süreceğiz.
Devam ediyor…


Ayşemden Akın











