Yüksek Mahkeme eski Başkanı Şefik: “Referandum genel seçimden sonra yapılmalı; hiçbir şekilde siyasetin tartışma noktası haline getirilmemeli”
Yüksek Mahkeme eski Başkanı Narin Ferdi Şefik, 2020’deki yargı referandumunun siyasete bulaştırıldığı için kaybedildiğini belirterek, reformun parti çekişmelerine malzeme yapılmasının yargıya zarar verdiğini söyledi; sürecin siyasi ajandalar dışında ve toplumsal uzlaşıyla yürütülmesi gerektiğini vurguladı.
Yüksek Mahkeme eski Başkanı Şefik: “Referandum genel seçimden sonra yapılmalı; hiçbir şekilde siyasetin tartışma noktası haline getirilmemeli”
Yüksek Mahkeme eski Başkanı Narin Ferdi Şefik, 2020’deki yargı referandumunun siyasete bulaştırıldığı için kaybedildiğini belirterek, reformun parti çekişmelerine malzeme yapılmasının yargıya zarar verdiğini söyledi; sürecin siyasi ajandalar dışında ve toplumsal uzlaşıyla yürütülmesi gerektiğini vurguladı.
Bugün Kıbrıs
Yüksek Mahkeme eski Başkanı Narin Ferdi Şefik, bu sabah Kanal T’de yayımlanan “Nazar Erişkin ile Güne Dair” programında gündemdeki yolsuzluk iddiaları, dokunulmazlık tartışmaları, kuralsızlık ve yargı reformu sürecine ilişkin sert uyarılarda bulundu. Şefik, özellikle kamu makamlarını hedef alan ciddi iddialar karşısında, hem toplumsal güvenin hem de adaletin görünürlüğünün korunması için istifa mekanizmasının işletilmesi gerektiğini söyledi.
“REFERANDUM SİYASETE BULAŞTIRILDI, ‘CEZALANDIRILMASI GEREKİR’ DENDİ”
Şefik, geçmişte yapılan yargı referandumunun kaybedilmesini “siyasete bulaştırma” ile ilişkilendirerek, bir yemekte Türkiye’den gelen bir bakanın sorusu üzerine “bizden bir bakanın” verdiği yanıtı aktardı ve bu sürecin bir “siyasi hesaplaşmaya” dönüştürüldüğünü söyledi. Şefik’in bu bölümdeki anlatımı şöyle oldu:
“2020’de yapılan referandumda çok siyasi bir noktada kaybettik. Siyasetin olumsuz yönlerine rağmen 200 küsur oyla kaybedilmiş bir referandumdu. Aynı duruma girilmemesi için kesinlikle siyasete bulaştırılmaması gerekir. Ama şu anda maalesef yargı reformu tam siyasetin göbeğine düşmüş durumda. Yapmak istemeyenler ‘devletin en önemli kurumlarından birinin önünü açmak istemiyor’ konumuna getiriliyor, diğer tarafta ‘siz bunu kalkan olarak kullanmaya çalışırsınız, erken seçimden kaçmak için kullanırsınız’ deniyor; Yüksek Mahkeme’nin en son isteyeceği budur. Seçimin ne zaman yapılacağı Yüksek Mahkeme’nin yahut da bizim karar vereceğimiz bir nokta değildir, siyasilerin kendi ajandalarını hazırlamaları gerekir. Referandum genel seçimden sonra yapılmalı, hiçbir şekilde siyasi bir kavganın parçası haline gelmemeli, partilerin birbirlerine laf atmalarına, hedef yapmalarına neden olunmamalıdır. Çünkü bu ülkenin menfaati için gerekir. Bizim zamanımızda tek bir soruydu: ‘Siyaset buna nasıl girdi?’ Gerçekten anlamakta çok zorlandım. Benim yer aldığım bir resmi yemekte, Türkiye’den gelen bir bakan ‘Nasıl halk sadece sayı değişikliğine hayır diyebildi?’ diye sordu. Ben cevap veremeden, bizden bir bakan ‘YSK’nın kararları yenilir yutulur gibi değildi’ cevabını verdi ve ben sadece baktım. Bu ne demektir? En yalın haliyle bile demek ki siyaset bulaştırıldı. Daha da önemlisi, seçim yasasına aykırı yapılan işlemlere ‘hayır’ denilince de ‘cezalandırılması gerektiğine’ karar verildiği açık açık benim önümde söylendi ve ben sadece baktım.”
“MAKAMA SAYGI VARSA, İDDİALAR KARŞISINDA İSTİFA EDİLMELİ”
Şefik, ülkede “bozulma, yozlaşma ve yolsuzlukların” art arda gelmesinden derin üzüntü duyduğunu belirterek, başka ülkelerde en küçük isnatta bile istifa mekanizmasının devreye girdiğini hatırlattı. Şefik, makam saygısının korunması ve adaletin yalnızca yapılması değil, yapıldığının görülmesi için görevden çekilmenin şart olduğunu vurguladı:
“Gerçekten çok üzülüyorum. Bu kadar kötü olayların ardı ardına olabilmesini anlamakta zorlanıyorum. Biz küçük bir toplumuz; daima sorunlar vardı ama bu ölçüde bir bozulma, bir yozlaşma, yolsuzlukların bu kadar yoğun olduğu bir dönem hatırlamıyorum. Üstelik bunlar olurken, hiçbirinin bunlardan rahatsız olduğunu da görmezsiniz. Yabancı ülkelerde en küçük bir isnat olduğunda istifa mekanizması çalışır. Ben Japonlar gibi ‘harakiri’ tavsiye etmiyorum ama en azından o makama saygı varsa, bilhassa yüksek makam sahipleri, toplumdaki saygının yitirilmemesi için, ciddi iddialar karşısında cevap vermeleri gerekir. İkincisi de soruşturmanın bir an önce yapılmasına yardımcı olmaları gerekir. Ve de istifa edip en azından o koltuktan uzaklaşmaları gerekir ki görünürde bir adaletsizlik olmasın. Hukukta adaletin yapılması değil sadece, adaletin yapılmış olması da görülmesi gerekir. Tarafsız olabileceğinizi düşünseniz dahi başkalarının sizin tarafsız olmayacağınızı düşünebileceği aklınıza gelirse orada olmamanız gerekir. Şu anda bunların hiçbiri yok: Ne cevap var, ne izahat var, ne ayrılma var. Bu hem o makama saygısızlıktır hem de halka karşı büyük saygısızlıktır.”
HALKIN TEPKİSİ VE “KİŞİSEL BAĞLANTI” DÜZENİ
Programda kamuoyunun tepkisizliğine de değinen Şefik, toplumda “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” anlayışının yaygınlaştığını ve bunun insanların hak etmedikleri yerlere “kişisel-siyasi bağlantılarla” gelebilmesiyle birleştiğini söyledi:
“Bu bizim toplumda ezelden beri bir sorundur. Herkes menfaatine zarar gelir diye çok kolay yılıp geri çekilir; ‘bana dokunmadıktan sonra olan olsun’ anlayışı artar. Toplum öyle bir duruma girdi ki özel ilişkileriniz, kişisel bağlantılarınız, siyasi bağlantılarınızla hak etmediğiniz yerlere gelebilirsiniz. Eğer çok sivri ortaya çıkarsanız o potansiyelinizi yitirirsiniz. O nedenle ‘bana zararı dokunmadı’ deyip oturmayı tercih ederler diye düşünüyorum.”
DOKUNULMAZLIK: “BAŞSAVCILIK TALEP EDİYOR, MECLİS PARTİ ÇİZGİSİYLE REDDEDİYOR”
Şefik, milletvekillerine ilişkin iddialarda soruşturmanın zamanında yapılmamasının delil kaybı riskini büyüttüğünü söyleyerek, dokunulmazlık kaldırma başvurularının siyasi saiklerle reddedildiğini dile getirdi. Başsavcılığın talebinin önemine işaret eden Şefik, meclisin “cesaret” göstermesi gerektiğini belirtti:
“Mecliste çok tartışırlar, çok söylerler ama kemik bıçağa dayandığında, oy vermeye gelince, savcılığın pek çok defa dokunulmazlık kaldırılsın diye müracaat ettiği dosyalar reddedildi. Mecliste oynamaya gelince parti çizgileri doğrultusunda oy kullanılır. Milletvekilliği dönemi bittikten sonra soruşturma yapılabilir deniyor ama esasen soruşturma şikâyet yapıldığı dönemde yapılmalıdır. İki sene, üç sene, beş sene sonra soruşturmanın anlamı kalmaz; delil bulunmama, kişilerin hayatta olmama gibi olasılıklar vardır. Devletin hukukçusu başsavcılıktır; başsavcılık talep ederken bunu kaldırmamak çok ciddi bir olumsuzluktur. ‘Soruşturma yapılsın, gizli hiçbir şeyim yoktur’ diyorsanız mekanizmanın çalışmasını talep etmeniz gerekir. Ama mecliste oynamaya gelince hükümet sayısının azalmaması gibi dürtülerle kaldırılması reddedilir.”
“KURAL YOK… HERKES ‘BANA UYGULANMAZ’ DİYE DÜŞÜNÜR”
Şefik, kuralsızlığın yalnızca siyasette değil, günlük hayatta da “normalleştiğini” söyleyerek, toplumda yaygınlaşan “istisna benim” anlayışının hukukun ve kurumların işleyişini çökerttiğini ifade etti:
“Kuralsızlık var. Hepimiz kurallar olmalı deriz, istisnasız deriz ama tek bir istisna vardır: ‘Bana uygulanmayacak.’ Herkes böyle düşünür. Bunu trafikte de görürsünüz; yolun ortasında durur, ‘iki dakika ne olacak’ der. Dünyada bunun örnekleri vardır ama bizde kural varsa da bize uygulanmayacağını kabul ederiz. Kurallara uyma dürtüsünü kaybeden toplumun iyiye gitmesi mümkün değildir. Bunu eğitimle, aileyle kurmak gerekir. Bunlardan vazgeçmediğimiz sürece iyileşme olanağı yoktur. Bunu yapanları açık şekilde deşifre etmek, utandırmak ve o yapanların da o koltuktan kalkmasını sağlamak gerekir.”
KURUMLAR, DENETİM VE “CEZASIZLIK” ELEŞTİRİSİ
Şefik, güçlü duran kurumların erozyona uğraması halinde “daha kötü günlerin” gelebileceğini belirterek, yargı ve polisin bağımsızlığının korunmasına vurgu yaptı. Denetim eksikliğinin “cezasızlık” kültürünü beslediğini, yönetim kurullarının verdikleri zararların rücu edilmemesinin sistemin temel açmazı olduğunu söyledi:
“Bütün değerlerimizi yavaş yavaş yitiriyoruz. Güçlü duran birkaç kurum vardır; onlar erozyona uğramadığı müddetçe ayakta kalacağımızı ümit ederim. En önemlisi yargı ve polis. Orada sorun yaşanırsa daha da kötü günler bizi bekler. Yargının bağımsızlığının zedelenmemesi için var gücümüzle uğraşmamız gerekir. Bizde denetim eksikliği çok büyüktür: Yönetim kurulları karar verir, kuruluşlar zarar eder; o zarara sebep olanlara rücu edilmesi gerekir. Ucu kendisine dokunacağını bilirse, emekliliği giderse, mal varlığı giderse daha düşünerek hareket eder. Bizde bu yoktur. Sistem cezasızlık üzerine kurulur: ‘Biri beni korur, bir şey olmaz’ anlayışı, sessizlik üretir.”
BAŞBAKAN’IN “YARGIYA YETKİ VERDİM” SÖZÜ: “KABUL EDİLEMEZ”
Şefik, meclis kürsüsünden sarf edilen “yargıya tam yetki verdim” açıklamasını izlediğini söyleyerek, bunun “dil sürçmesi” olmayabileceğini, her koşulda kabul edilemez bir söylem olduğunu vurguladı. Yargıya talimat verilemeyeceğini düzenleyen Anayasa hükmüne işaret eden Şefik, kendi meslek yaşamından örnekle yargının müdahaleye kapalı durması gerektiğini anlattı:
“İzledim ve hayret ettim. ‘Dil sürçmesidir, bunu kastetmiş olamaz’ diye düşündüm ama öyle olsaydı ‘yanlış oldu, kastetmedim’ denebilirdi; bugüne kadar bunu da duymadım. Yüksek Mahkeme dahi açıklama yapma ihtiyacı duydu. Bu kabul edilecek bir söylem değildir. Hiçbir makam yargıya talimat veremez; bu olmaz, kabul edilmez. Denenmez mi, uğraşılmaz mı; tabii ki uğraşılır ama siz o telkini terslediğiniz an arkası gelmez. Ben 1987’de yargıç oldum, 2024’te emekli oldum; meslek hayatım boyunca bir defa bir davayla ilgili bana ‘şöyle olsun’ denmeye çalışıldı. Yeni yargıçlara ‘biri ararsa ilk işiniz beni aramak olacak’ dedim, yaşadık da; geri püskürttük. Yargı ve polisin bu şekilde devam etmesi gerekir.”
“BASINI SUSTURMAK DEMOKRATİK TOPLUMDA DOĞRU ADIM DEĞİLDİR”
Şefik, ceza yasası ve bilişim suçları düzenlemeleri kapsamında ifade özgürlüğünü sınırlayan adımların tartışıldığı bir dönemde, “susturma” yaklaşımının toplumda daha ağır sonuçlar doğuracağını söyledi. Hakaret iddialarının ceza tehdidi yerine hukuk davası ve tazminat yoluyla ele alınabileceğini belirtti:
“Bazı konuşmalar aşırı olabilir, rencide edici olabilir ama bu tür konuların ceza konusu yapılmaması gerektiğini yıllardır söylerim. Hakaret varsa hukuk davası açılır, tazminat talep edilir. Siyasilerin tenkide daha hazırlıklı olması gerekir. Basının susturulmaya çalışılması doğru bir adım değildir. Biri bir şey yazdığında ceza davası tehdidiyle konuşmayı engellemek demokratik bir toplumda doğru değildir. Sosyal medyada çok kötü paylaşımlar vardır ama susturma alternatifi daha kötüdür; bizi çok geriye götürür.”
YARGI REFORMU: “İÇERİK OLUMLU, TARİH SİYASİ KAVGAYA DÜŞMEMELİ”
Şefik, yargı reform paketinin içeriğini olumlu bulduğunu, ancak referandum tarihinin siyasi kavgaya malzeme yapılmaması gerektiğini ifade etti. İstinaf düzeni, ara mahkeme, kriterlerin netleşmesi ve halkın bilgilendirilmesi ihtiyacına dikkat çekti:
“Yargının talepleri mantıklıdır. Geçmişte sadece sayı üzerine durmuştuk ama şimdi daha kapsamlı bir çalışma vardır; güzel düşünülmüş bir tekliftir. Muhalefet de ister; zamanlamadır sorun. Yargı reformu siyasetin göbeğine düşmemelidir. Referandumdan önce, sistemin nasıl işleyeceğine dair yasaların hazırlığı yapılırsa, hukukçular açısından değerlendirme daha da olumlu olur. Çünkü sadece anayasa değişikliğiyle sistemin ne olduğu tam anlaşılmaz; istinafa nasıl gidileceği, istinaftan yargıtaya nasıl gidileceği, kriterlerin ne olacağı bilinmelidir. Geç gelen adalet, adalet değildir; davaların bir an önce görülüp bitmesi gerekir.”














