Dizdarlı’nın katkı sunduğu MEK raporu: Gazetecilik cezai baskı altına alınıyor
Medya Etik Kurulu (MEK), eski Ombudsman Emine Dizdarlı’nın danışmanlığıyla hazırladığı değerlendirmede, yasa tasarılarının masumiyet karinesi, dezenformasyon ve bilişim suçları üzerinden basını susturabilecek bir hukuki çerçeve yarattığını belirtti.
Dizdarlı’nın katkı sunduğu MEK raporu: Gazetecilik cezai baskı altına alınıyor
Medya Etik Kurulu (MEK), eski Ombudsman Emine Dizdarlı’nın danışmanlığıyla hazırladığı değerlendirmede, yasa tasarılarının masumiyet karinesi, dezenformasyon ve bilişim suçları üzerinden basını susturabilecek bir hukuki çerçeve yarattığını belirtti.
Bugün Kıbrıs
Medya Etik Kurulu (MEK), Ceza Yasası, Bilişim Suçları Yasası ve Ceza Muhakemeleri Değişiklik Yasa Tasarılarını medya etiği, gazetecilik pratiği ve ifade özgürlüğü ilkeleri çerçevesinde değerlendirdi. Açıklamanın, Yüksek Yönetim eski Denetçisi ve eski Yüksek Mahkeme Yargıcı Emine Dizdarlı’nın katkı, destek ve danışmanlığıyla hazırlandığı belirtilerek Dizdarlı’ya teşekkür edildi.
Kurul, ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğünün demokratik toplum düzeninin tamamlayıcı unsurları olduğunu vurgulayarak, bu özgürlüklerin yalnızca bireysel düşünce açıklamalarını değil, gazeteciliğin kamusal denetim işlevini ve toplumun bilgiye erişim hakkını da kapsadığını kaydetti. Ceza hukuku alanında yapılacak her düzenlemenin bu hassas dengeyi gözetmesi gerektiği belirtilirken, son dönemde gündeme getirilen yasa tasarılarının ifade alanını güvence altına almak yerine daraltan bir yönelim içerdiği savunuldu.
MASUMİYET KARİNESİ VE MAHKEME HABERCİLİĞİ
Medya Etik Kurulu, Ceza Muhakemeleri Değişiklik Yasa Tasarısı’nda masumiyet karinesine ilişkin yapılan düzenlemenin yalnızca bireylerin yargı sürecindeki haklarını korumakla sınırlı kalmadığını, kamu yararı taşıyan bilgilerin toplumla paylaşılmasını fiilen engelleyebilecek bir etki yarattığını belirtti. Açıklamada, rüşvet, yolsuzluk, görevi kötüye kullanma ve kamu kaynaklarının usulsüz tahsisi gibi konuların doğası gereği yargı süreçleriyle iç içe olduğu vurgulandı.
Kurul, bu tür dosyalarda isim ve bağlamdan arındırılmış bir haberciliğin kamusal denetim işlevini ortadan kaldıracağını ifade ederek, basının rolünün yargılamayı etkilemek değil, toplumu bilgilendirmek olduğunun altını çizdi. Kamuoyunu ilgilendiren davalarda üstün kamu yararı bulunması halinde yargı süreçlerine ilişkin haberlerin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği belirtildi.
Açıklamada, siyasetçiler ve kamu gücü kullanan kişilerin sıradan bireylere kıyasla daha geniş bir eleştiri alanına katlanmak zorunda olduğu vurgulandı; makam sorumluluğunun her zaman kişinin önünde geldiği ifade edildi.
ORGANİZE DEZENFORMASYON VE GAZETECİLİK FAALİYETİ
Kurul, organize dezenformasyon maddesinde yer alan “yanlış olduğunu bilerek ya da bilmesi gerektiği halde” ifadesinin, cezai sorumluluğu somut ve ispatlanabilir olgular yerine failin zihinsel dünyasına ilişkin varsayımlara dayandırdığını belirtti. “Bilmesi gerektiği” gibi muğlak ölçütlerin sübjektif unsurları cezai sorumluluğun merkezine yerleştirdiği ifade edildi.
Ayrıca korku, endişe, panik ve karamsarlık gibi tamamen öznel sonuçların suçun unsuru haline getirilmesinin cezai sorumluluğu fiilden koparıp algıya bağladığı vurgulandı. Kurul, gazeteciliğin kamusal denetim görevini yerine getirirken rahatsız edici, sarsıcı ve huzur bozucu ifadeler içerebileceğini, bir ifadenin kamuoyunda endişe yaratmasının tek başına cezalandırma gerekçesi olamayacağını kaydetti.
YABANCI DEVLET VE YETKİLİLERİNE HAKARET DÜZENLEMESİ
Medya Etik Kurulu, yabancı devlet ve yetkililerine hakaret düzenlemesinin siyasal eleştiri, diplomatik analiz ve haber dili ile hakaret arasındaki sınırları belirsizleştirdiğini ifade etti. “Huzur ve dostluğu bozmak”, “gerilim yaratmak” ve “itibar zedelemek” gibi niyete dayalı kavramların ölçüt haline getirilmesinin gazetecilik faaliyetini içerik ve bağlamından kopardığı belirtildi.
Kurul, kamu gücünü kullanan kişilerin ve siyasal aktörlerin, ulusal ya da uluslararası düzeyde, demokratik toplumlarda daha geniş bir eleştiri alanına katlanmak zorunda olduğunu vurguladı. Bu düzenlemenin, hakareti değil, eleştirinin yol açabileceği siyasal rahatsızlığı cezalandırmaya yöneldiği savunuldu.
ZEM VE KADİH SUÇ OLMAKTAN ÇIKARILMALIDIR
Açıklamada, zem ve kadih düzenlemelerinin çağdaş demokratik hukuk düzeniyle bağdaşmadığı belirtildi. Bu suç tiplerinin eleştiri, yorum ve kanaat açıklamasını cezai yaptırım tehdidi altına soktuğu, basın özgürlüğü üzerinde kalıcı bir oto sansür baskısı yarattığı ifade edildi.
Kurul, Kıbrıs Cumhuriyeti hukuk sisteminde bu suçların ceza yasasından çıkarıldığını hatırlatarak, kişilik haklarının ceza hukuku yoluyla değil, medeni hukuk ve tazminat mekanizmalarıyla korunması gerektiğini vurguladı.
BİLİŞİM SUÇLARI VE DİJİTAL İFADE ALANI
Medya Etik Kurulu, Bilişim Suçları düzenlemelerinin dijital ifade alanında ciddi sakıncalar barındırdığına dikkat çekti. Trafik verilerinin mahkeme kararı olmaksızın polis tarafından elde edilebilmesine imkan tanıyan düzenlemelerin, kişisel verilerin korunması ve özel hayatın gizliliği ilkeleriyle bağdaşmadığı ifade edildi.
“İçerik sağlayıcı” tanımının olağanüstü ölçüde genişletilmesinin, gazetecilerle birlikte sıradan yurttaşları da doğrudan sorumluluk alanına soktuğu belirtildi. İçeriklere sürekli gözetim ve kaldırma yükümlülüğü getirilmesinin ifade özgürlüğü üzerinde ağır bir baskı yarattığı kaydedildi.
Kurul ayrıca, Bilgi Teknolojileri ve Haberleşme Kurumu’na tanınan yüksek idari para cezası yetkisinin orantılılık ilkesini zedelediğini ve etkili başvuru hakkını zayıflattığını vurguladı.
SONUÇ: “CAYDIRICI BİR HUKUKİ İKLİM YARATILIYOR”
Medya Etik Kurulu, yasa tasarılarının bir bütün olarak değerlendirildiğinde ifade özgürlüğünü doğrudan yasaklamasa da belirsizlik, cezai risk ve niyet okuması üzerinden caydırıcı bir hukuki iklim yarattığını ifade etti. Gazeteciliğin kamusal denetim faaliyeti olmaktan uzaklaştırıldığı ve sürekli hukuki savunma yapmak zorunda bırakıldığı belirtildi.
Açıklamada, masumiyet karinesinin basını susturan bir yorumla ele alınmasının, dezenformasyonla mücadele adına niyet ve algıya dayalı suç tanımlarının genişletilmesinin ve zem–kadih gibi suç tiplerinin korunmasının demokratik toplum düzeniyle bağdaşmadığı vurgulandı.
Medya Etik Kurulu, söz konusu yasa tasarılarının gereksiz sınırlamalar getirilmeden, ifade özgürlüğünü ve basın özgürlüğünü esas alan bir yaklaşımla yeniden ele alınması gerektiğini belirtti.














