Ateşi Yutan Toprak, Rojava

Rojava’ya düşen her bomba yalnızca toprağı değil, zamanı da yaralamaya çalışıyor. Her patlama, geleceğin ihtimalini susturmak, henüz doğmamış bir yaşamı karanlıkta boğmak istiyor. Ama Rojava’da toprak, ateşi yutan bir hafızaya sahip. Ne kadar yakılmak istenirse istensin, küllerin altından yeniden filizlenen bir kök gibi direniyor. Çünkü burada saldırıya uğrayan şey bir mevzi değil, başka bir dünyanın mümkün olduğuna dair ısrarlı bir hayaldir.

Devam eden saldırılar, bu hayalin ne kadar tehlikeli bulunduğunu ele verir. Ulus-devletin betonlaşmış sınırlarına, patriyarkanın taşlaşmış hiyerarşisine ve yaşamı metaya indirgeyen akla karşı Rojava, kırılgan ama inatçı bir karşı yaşam kurmuştur. Bu yüzden hedef alınan yalnızca binalar değil, birlikte yaşama ihtimalinin kendisidir. Fakat Rojava’da direniş, yıkıma verilen ani bir tepki değil, uzun bir yürüyüş gibidir. Her adımı bilinçle atılan, her düşüşten sonra yeniden doğrulan bir yürüyüş.

Kürtlerin direnişi burada, çıplak hayatta kalma içgüdüsünün ötesine geçer. Bu direniş, rüzgara karşı yakılan bir ateş gibidir… Sönmemek için başkasını yakmaz, kendi içinden güç alır. Bombalar düşerken bile komünlerin nefes alması, meclislerin toplanması, gündelik hayatın yeniden örülmesi, direnişin yalnızca cephede değil, hayatın en küçük anlarında sürdüğünü gösterir. Rojava’da direnmek, yaşamı sürekli yeniden kurma cesaretidir…

Bu cesaretin kalbinde kadınlar vardır. Rojava’daki kadın direnişi, tarihin arka odalarına kapatılmış bir sesin yükselmesi değil, sessizliğin kendisini parçalayarak konuşmasıdır. Kadın savaşçılar, ellerindeki silahla yalnızca düşmana değil, binlerce yıllık bir yazgıya da nişan alır. Onlar, kadının savaşın ganimeti, mağduru ya da suskun tanığı olduğu eski hikayeyi reddeder. Rojava’da kadın, hikayenin kenarında değil, tam merkezindedir. Savunan, kuran ve dönüştürendir.

“Jin Jiyan Azadî” bu yüzden Rojava’da duvara yazılı bir söz değil, toprağa kök salmış bir yaşam biçimidir. Bu söz, gecenin ortasında nöbet tutan bir kadının nefesinde, bombalanmış bir mahallede yeniden kurulan sofrada, erkek egemenliğini yeniden üretmemekteki inatçı kararlılıkta hayat bulur. Kadın, yaşam ve özgürlük burada birbirinden kopuk kavramlar değil, aynı nehrin farklı akışlarıdır. Nehir kurutulmak istendikçe, yeni yataklar açar.

Kadın savaşçıların direnişinde ölüm bir yücelik değildir. Ölüm, yaşamı savunmanın gölgesi olarak kabul edilir ama asla kutsanmaz. Çünkü Rojava’daki mücadele, ölümü çoğaltmak için değil, yaşamı çoğaltmak için verilir. Kadınlar ölümü göze aldıkları için değil, yaşamdan vazgeçmedikleri için savaşırlar. Bu yüzden bu direniş, karanlığa alışmış dünyaya yakılmış bir ışık gibidir.. Göz alır, rahatsız eder ve yol gösterir.

Saldırılar hala sürerken devam eden bu direniş, sessiz ama derin bir selamı hak eder. Bu yazı, bombaların gürültüsü arasında ayakta kalmayı başaranlara, gecenin içinden sabahı çekip çıkaranlara gönderilmiş bir selamdır. Rojava’da direniş, bir gün kazanılacak uzak bir zafer vaadi değil, her gün yeniden kurulan bir gelecektir. Ve tarih şunu fısıldar; “Kök salmış bir irade, ne kadar ezilirse ezilsin yok edilemez.”

Bu iradeyi yenemezsiniz. Direniş zaferi getirecek.

DAUSEN

Girne Belediyesi

Girne Belediyesi

Gönyeli Alayköy Belediyesi