Türkiye’deki ulusal cephe “toplumlararası görüşme” mekanizmasından ‘KKTC’nin çekildiğinin duyurulmasını istiyor

Türkiyeli emekli büyükelçi Tugay Uluçevik yazdı...

Türkiye’nin uzun yıllar Kıbrıs-Yunanistan ilişkilerinde görevli diplomat Tugay Uluçevik, Aydınlık gazeteside kaleme aldığı köşe yazısında Türkiye’nin Kıbrıs politikasındaki tutarsızlığını ortaya koymuş oldu. SÖylemle eylemin uyuşmadığın ifade eden büyükelçi gelişmelerle ilgili izlenimlerini paylaşırken, “bellidir ki Kıbrıs konusundaki BM tezgâhında yeniden işbaşı yapılması plânlanmış bulunmaktadır” diye yazdı.

Emekli Büyükelçinin “BMGS ile görüşerek KKTC’nin eşitliği sağlanamaz” bugünkü yazısı şöyle:

KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın 5 Nisan günü New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri (BMGS) Guterres ile görüşeceği açıklandı.

Sayın Tatar daha önce bu konuda verdiği bir demeçte “Guterres’in iki hafta önce Brüksel’de AB Devlet Başkanlarıyla görüşmeleri kapsamında Rum Yönetimi Başkanı Nikos Hristodulis ile de bir araya gelmesi üzerine kendilerinin de görüşme talebinde bulunduğunu ve bunun eşitlik prensibi uyarınca gerekli olduğunu BM’ye ilettiklerini” belirtmiş ve “bu talep üzerine ertesi sabah bana Brüksel’de bir görüşme randevusu verildi ancak oraya ulaşmam mümkün değildi, dolayısıyla ısrarımız üzerine bize 5 Nisan Cuma günü öğleden sonra BM Genel Merkezi’nde randevu verildi” demiştir.

BMGS Rum lider ile görüştü diye KKTC Cumhurbaşkanı’nın BMGS ile görüşmesi yoluyla Kıbrıs’taki iki taraf arasında gerçek anlamında bir “eşitlik” sağlanması mümkün değildir. Böyle düşünmek yanılgıdır.

BMGS, RUM LİDERİ ‘KIBRIS CUMHURBAŞKANI’ KABUL EDİYOR
Çünkü BMGS Brüksel’deki görüşmede Rum Lideri onun “Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı” sıfatıyla muhatap almıştır. Gerçekleşen buluşma hakkında BM tarafından yapılan açıklamanın Türkçe tercümesi aşağıdadır:

“21 Mart 2024

Genel Sekreter’in Belçika’nın Brüksel kentindeki Avrupa Konseyi’ne katılımı sırasında Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Ekselansları Nikos Christodoulides ile yaptığı görüşmenin deşifresi:

Genel Sekreter Belçika’nın Brüksel kentindeki Avrupa Konseyi’ne katılımı sırasında Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Ekselânsları Nikos Christodoulides ile görüştü.

Kıbrıs meselesinin yanı sıra diğer bölgesel gelişmelere ilişkin görüş alışverişinde bulundular. Genel Sekreter, Gazze’ye çok ihtiyaç duyulan insani yardımın ulaştırılması için bir deniz koridorunun kurulmasını kolaylaştırmadaki kilit rolünden dolayı Kıbrıs’a teşekkür etti.”

BM’NE GÖRE KKTC CB ‘KIBRIS TÜRK TOPLUMU LİDERİ’
Oysa 5 Nisan’da New York’ta gerçekleşecek buluşmada BMGS Sayın Tatar’ı “her zaman yaptığı gibi “Kıbrıs Türk toplumunun Lideri” olarak muhatap alması ve Sekretarya tarafından yapılacak açıklamada da bu sıfatın kullanılması beklenir.

RUM – YUNAN TARİHÎ EMELİ ‘OSMOSİS’ VE ‘ENOSİS’
Rum Lider BMGS’nin görüşür. Çünkü Rum tarafı BMGS’nin “iyi niyet” görevinin temel amacı ve hedefi olan 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin temeli ve çatısı altındaki sözde bir federasyon çerçevesinde Ada’da “yeniden birleşmenin” (reunification) sağlanmasını; ondan sonraki aşamada da “osmosis” emelinin gerçekleşmesini istemektedir.

KKTC bu oyuna gelmemek için “egemen eşitlik temelinde iki devletli” çözüm hedefine yönelmiştir. Türkiye de bu yönelişi desteklemiştir.

KKTC VE TÜRKİYE’Yİ HAMLESİNDEN VAZGEÇİRME PEŞİNDE
Rum Lider BMGS ile görüşür. Çünkü BM Güvenlik Konseyi’nden (BMGK) talimat alan BMGS KKTC’nin “federal çözüme” kapıyı kesin olarak kapatarak, iki bağımsız ve egemen devletin Ada’da yan yana varlığı gerçeğini esas alan çözüm hamlesinin önünü kesmek, hamlenin geri alınmasını sağlamak için çalışmaktadır.

BMGS KIBRIS ‘ŞAHSÎ TEMSİLCİSİ’
BMGS’nin Kıbrıs konusuyla görevli Özel Temsilcisi mevcutken, içinde bulunduğumuz aşamada bir de siyasî hüviyetli “Şahsî Temsilci” (Personal Envoy) atamış olması aynı amaca matuftur. Bu atamayı Beşlerin hepsi desteklemiş bulunmaktadır.

KKTC ve Türkiye daha önce uzunca bir süre rıza vermedikleri “Şahsi Temsilci” atanmasını bu defa kabul etme durumunda kalmıştır.

KKTC ve Türkiye, “Şahsî Temsilci” atanmasını, görevinin kapsam bakımından “iki taraf arasında yeni resmi çözüm müzakerelerinin başlatılmasına ilişkin olarak ortak zemin bulunup bulunmadığını araştırmakla” sınırlı kalması, süre olarak da “6 ayı aşmaması” şartıyla kabul ettiklerini açıklamışlardır.

Oysa yaptığım araştırmada, atama hakkında BMGS’nin, BMGK’nin 5 Daimî üyesinin, GKRY’nin ve Yunanistan’ın, AB’nin açıklamalarında KKTC’nin ve Türkiye’nin görevin kapsamına ve süresine dair getirdikleri sınırlamaların geçerli olduğunu gösteren bir ifadeye rastlamadım.

BMGK’nin Kıbrıs uyuşmazlığına ilişkin kabul ettiği 30 Ocak 2024 tarihli ve 2723 sayılı son kararının 3. ve 5. giriş, 3. işlem paragraflarında da “Şahsî Temsilci” atanması konusuna destekleyici, teşvik edici olumlu ifadelerle yer verilmiştir.

Kararın 3. işlem paragrafında BMGS’nin kendi adına iyi niyet rolü üstlenmek üzere “Şahsî Temsilci” atamasının BMGK tarafından memnuniyetle karşılandığı belirtilmiş; tarafların, Kıbrıs’ta kalıcı çözüme yönelik resmî görüşmeler için ortak zemin araştırılması yolunda BMGS’nin Şahsî Temsilcisi ile yapıcı şekilde çalışmaya teşvik edildiği ifade edilmiştir.

Türkiye’nin ve KKTC’nin anlayışları BMGK’nin kararına da yansımış değildir.

DIŞ POLİTİKADA SÖYLEMİN EYLEMLE DESTEKLENMESİ GEREKİR
Daha öce de çeşitli vesilelerle yazdım ve söyledim: KKTC’nin ve Türkiye’nin Kıbrıs politikamızda 2020’nin son çeyreğinde yöneldiği “egemen eşitlik temelinde iki devletli çözüm” hedefinin ve buna dair söylemlerimizin milletlerarası camiadaki muhataplarımız nezdinde inandırıcılık kazanması, onları lehimizde etkileyebilmesi için açıklanan politikanın söylemde kalmaması; eyleme dönüşmesi elbette gereklidir.

BU POLİTİKANIN EYLEME DÖNÜŞMESİ NASIL OLUR?
Öncelikle, KKTC’nin 1964’ten itibaren BM’de ve daha sonraki yıllarda Kıbrıs uyuşmazlığı ve bu uyuşmazlığın çözüm yöntemi ve şekli hakkında yapılmış olan Kıbrıs uyuşmazlığının gerçekleriyle bağdaşmayan tek yanlı değerlendirmelere, oluşturulmuş bulunan siyasî ve diplomatik anlayışlara, tariflere, ilkelere ve parametrelere göre ve yapılandırılmış bulunan çözüm arayış mekanizmaları vasıtasıyla BM ve AB ile sürdüregeldiği ilişki, temas ve görüşmelerini ve uyuşmazlığa çözüm arayışını, bunlara ilişkin çeşitli uygulamaları daha fazla gecikmeden durdurması gerekir.

ATILMASI GEREKEN SOMUT ADIMLAR NELER OLMALIDIR?
● BMGK’nin 12 Mart 1975 tarihli ve 367 saylı kararı ile BMGS’ne verilen “iyi niyet” (good-offices) görevi çerçevesinde BKGK’nin muhtelif karalarıyla belirlenmiş olan “iki toplumlu, iki kesimli, federal” çözüme yönelik “toplumlararası görüşme” mekanizmasından KKTC’nin çekildiğinin gerekçeli olarak diplomasi vasıtalarıyla milletlerarası camiaya duyurulması;

● BMGS ile ve/veya temsilcileriyle 367 sayılı Güvenlik Konseyi kararından kaynaklanan iyi niyet görevi çerçevesinde halen devam ettirilmekte olan ve müzakere sürecine ilişkin yazılı ve/veya sözlü temasların, fikir alışverişinin durdurulması.

● Kıbrıs’taki BM Barış Gücü’nün (UNFICYP) görevinin KKTC’nin ülke sınırları içinde sona erdirilmesi.

● Taşınmaz Mal Komisyonu (TMK) lağvedilmelidir. Çünkü bu organ AİHM’nin Türkiye’yi “Kıbrıs’ta” “işgalci”, “davalı-sanık” ve TMK’yi de Türkiye’nin yargı sisteminin bir “alt organı” kabul eden kararına göre kurulmuştur. TMK, AİHM’nin Türkiye’yi Kıbrıs’ta Rumlara tazminat ödemeye mahkûm eden zihniyetinin ürünüdür.

● KKTC’nin, AB’nin parasal ve siyasi, BM teşvikiyle ve desteğiyle adada kurulan ve faaliyet gösteren “iki toplumlu komitelerden” çekilmesi.

● “Yeşil Hat Tüzüğü”, “Dış Ticaret Tüzüğü”, “Mali Yardım Tüzüğü” gibi belgelerin reddedilmesi, yapılan uygulamaların sona erdirilmesi

BMGK FEDERAL ÇÖZÜMÜ DAYATIYOR
BM Güvenlik Konseyi (BMGK) BMGS’nin “iyi niyet” (good offices) bir (one) Kıbrıs Devleti’nin mevcudiyetine dayalı çözüm” şekli öngörmüştür.

BMGK, BMGS’nin “iyi niyet” görevinin nihai hedefini Ada’da 1960 Anayasası’na göre var olan Kıbrıs Devleti için, Kıbrıs’taki iki toplum arasındaki ilişkileri federal, iki toplumlu ve iki kesimli temel üzerinde düzenleyecek yeni bir anayasa hazırlanması olarak belirlemiştir.

BMGK’nin iki taraf arasında öngördüğü “eşitlik” Rumların yönettiği sözde “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin iki toplumunun yeni anayasa hazırlanması için yapılacak çalışmalara, müzakerelere toplum statüsünde katılmalarına” münhasır bir “eşitlik” olmuştur. İki toplumun Rumların yönettiği “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin” egemenliği altında olduğu varsayımı devam etmiştir.

İNANDIRICI OLMAK İÇİN SÖYLEMİN EYLEME DÖNÜŞTÜRÜLMESİ LÂZIM
KKTC yukarıda atılmasını gerekli gördüğüm adımlar atılmadığı takdirde, milletlerarası camianın KKTC’nin ve Türkiye’nin “egemen eşitlik temelinde iki devletli” çözüm söylemini inandırıcı bulmayacaklarını; en yakın dostlarımızın dahi, “KKTC’nin tanınması” çağrılarımıza itibar etmeyip, BMGS’nin iyi niyet görevi devam ettiğine göre “pişirilmekte olan aşa su katmayalım” zihniyetiyle hareket edeceklerini düşünüyorum.

İKİLİ GÖRÜŞMELERDE KIBRIS KONUSU HİÇ AÇILMIYOR MU?
Türkiye’nin son bir yılı biraz aşkın bir süre içinde Kıbrıs konusu ile de yakından ilgili aktörlerle çeşitli seviyelerde yaptığı temas ve görüşmelere ilişkin açıklamalarda, diğer hususlar meyanında, “bölgesel konuların” da ele alındığı kaydedilmiştir. Bu çerçevede “Kıbrıs konusunun” zikredildiğine tesadüf etmedim. Bu çok dikkat çekicidir. İkili görüşmelerde Kıbrıs konusunun Türkiye’ye hiç açılmıyor olması düşünülebilir mi? Meselâ, ABD veya İngiltere veya AB kendilerinden olan taleplerimiz çerçevesinde bizden Kıbrıs konusunda bir şeyler yapmamızı istemez olurlar mı? Aynı şekilde yetkili Devlet adamlarımız Kıbrıs konusundaki tezlerimizi, taleplerimizi yabancı muhataplarımıza anlatmıyorlar mı?

Bellidir ki Kıbrıs konusundaki BM tezgâhında yeniden işbaşı yapılması plânlanmış bulunmaktadır.

BU DURUM HAYRA ALÂMET DEĞİL
Bu olguyu, BMGK’nin Kıbrıs konusundaki kararlarında Türk tarafına dayatma mahiyetinde ısrarla “BMGK kararlarında tarif edildiği şekildeki siyasî eşitlik esasına dayalı iki toplumlu, iki kesimli federasyon” çözümüne destek verilmekte olması muvacehesinde Kıbrıs politikamız bakımından hayra alâmet bulmuyorum.

1983’te kurulmasına ve KKTC Anayasası’nın 5 Mayıs 1985’te referandumla kabul edilmesine kadar geçen dönemde attığımız somut ileri adımların geri alınması yönündeki sinsi plânlarla karşılaşma ihtimallerinin belirdiği bir dönem içinde bulunduğumuzu hissediyorum.

Aydınlık

MAGUSA FEST

DAUSEN

Girne Belediyesi

Gönyeli Alayköy Belediyesi