Toros: Mesele külliye değil; iradenin Kıbrıs Türk halkında olmasıdır

CTP milletvekili Fikri Toros bugün Meclis'te yaptığı konuşmada, Kıbrıs Türk halkının yoksullaşma ile boğuştuğu bu günlerde iki buçuk milyar Türk lirası maliyetle yaptırılacak külliyeye ihtiyaç olmadığını söyledi.

TVPLUS

HABER MERKEZİ

CTP milletvekili Fikri Toros Meclis kürsüsünde yaptığı konuşmada, Kıbrıslı Türklerin dünyadan koparılarak daha da yalnızlaştırıldığını vurguladı. “Dışa bağımlılık, icazet ve koşulsuz biat, son yıllarda Kıbrıs Türk Halkının karşı karşıya kaldığı en yıpratıcı etkenler olmuş, kendi yurdumuzda bütünlüğümüzü ve varoluş mücadelemizi ciddi anlamda sekteye uğratmıştır” diyen Toros, erken seçime gidilerek halkın iradesinin yenilenmesi gerektiğinin altını çizdi.

Kıbrıs’ın kuzeyinin gerçek anlamda kalkındıracak olanın Kıbrıs sorununun BM kararları ve parametrelerine bağlı kalarak kapsamlı çözüme ulaşması ve bu hedef doğrultusunda öncelikle doğrudan ulaşım, AB Doğrudan Ticaret Tüzüğü, doğal gaz ve Eurasia Interconnector projesinin Kıbrıs üzerinden Türkiye’ye bağlanacak şekilde yeniden şekillendirilmesini mümkün kılabilecek Güven Yaratıcı Önlemlerin müzakere edilerek bir an önce hayata geçmesi olduğunu söyleyen CTP milletvekili Fikri Toros, Türkiye’den beklenilenin de buna destek çıkması olduğunu kaydetti.

CTP Girne milletvekili Fikri Toros’un Meclis konuşması ise şöyle:

“Yeni yasama döneminde halk iradesini, muhalefeti ve hukuku dikkate almayan bir yaklaşım yerine, toplumsal kutuplaşma konusunda hassasiyet gösteren, gerçek anlamda demokratik bir Meclis görmek istediğimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Özgür halk iradesi, onurlu bir varoluş için gerekli olan haklar, çıkarlar ve ihtiyaçlar doğrultusunda halkın kendi seçimini hiçbir etki altında kalmadan yapması demektir.

Dışa bağımlılık, icazet ve koşulsuz biat, son yıllarda Kıbrıs Türk Halkının karşı karşıya kaldığı en yıpratıcı etkenler olmuş, kendi yurdumuzda bütünlüğümüzü ve varoluş mücadelemizi ciddi anlamda sekteye uğratmıştır.

Özgür iradenin ilk istemi, toplumsal varoluşun temelinde yatan zorunlu olanı aşarak, özgürlük alanına geçmek ve özgürlüğü geliştirmektir. Çünkü özgür iradenin özü, zorunlu olarak sunulan, ama aslında dayatılan bir şeyden kurtulmaya çalışmak demektir.

Özgürlüğe ulaşan halk, belirli koşullarda, belirli bir çevrede ve ortamda kendi iradesiyle faaliyet gösterebilen halktır.
Bir şeyi gerçekleştirmek veya değiştirmek istemek, determinist olmayı gerektirir. Eğer özgürlük, determinizmi aşındırıyorsa, gerçek özgürlük sayılmaz.
Özgür irade, öncelikle halkı sınırlayan ve biata zorlayan dış etkenlerin bilincine varmayı, hemen sonrasında da emri vaki eylemlerden kurtulmayı gerektirir.

BAĞIMSIZ YARGI, ONURLU BİR HALK OLABİLMENİN TEMELİDİR
Hukukun üstünlüğü, gerçek demokrasi ve adaletin sarsılmaz teminatı olan bağımsız yargı, onurlu bir halk olabilmenin temelidir. Kıbrıs Türk Halkı bu önemli değerleri gururla özümsemiş ve benimsemiştir.
Bu değerlerimizin tümünü azami güçte muhafaza etmek ve korumak için, özgür irade önündeki engellerin aşılması bir zorunluluktur.

Son iki buçuk yılda işsizlik oranındaki devasa artış ve 10 binin üzerinde kepenk indiren işletme sayısı malumunuzdur. Mahkemeler, ağırlıkla tahsil edilemeyen borç davalarıyla meşguldür. Açlık sınırının altına düşen asgari ücretle çalışanlar, ev kirası, akaryakıt ve mutfak masraflarını karşılayamaz durumdadırlar. Toplumda gittikçe artan mutsuzluk ve gelecek kaygısı, adeta savaş yıllarını aratır duruma getirmiştir. İnsanlarımız göç ediyor, ülkesini terk ediyor ve her bir dünya insanı gibi layık oldukları imkanları aramak için yollara düşüyorlar.

İRADEMİZ DIŞINDA 2 BUÇUK MİLYAR LİRALIK BİR MECLİS BİNASI YAPMASINA TEPKİ VERMEMEK HALKIN VEKİLLERİ OLAN BİZLER İÇİN KABUL EDİLEBİLİR DEĞİLDİR

Ülkede ilaç yokken, hükümetin zaafiyetleri nedeniyle kamusal eğitim ve sağlık hizmetleri sorunlarına yenik düşmüşken, suç oranlarında trajik yükselmeler baş gösterirken, kadınlar şiddete maruz kalırken, çocuk istismarında ciddi artışlar olurken, tasarruflarımızla oluşturduğumuz birikimlerimiz pul olmuşken, çocuklu aileler göç yollarına düşmüşken, devlet ihalelerinde bin bir yolsuzluk göğe ermişken, hükümetin her adımı hukuka aykırı olup mahkeme tarafından iptal edilirken, yoksulluk kaderleştirilmişken, Türkiye Cumhuriyeti Devlet yetkililerinin burada ve bizim irademiz dışında 2 buçuk milyar liralık bir Meclis binası yapmasına tepki vermemek halkın vekilleri olan bizler için kabul edilebilir değildir.

Bu yüzdendir ki, bu Külliye meselesi halkımızı gerdi ve kutuplaştırdı. Sokakta konuştuğum hiç kimse Külliye yapımını içine sindiremiyor. CTP’nin ve halkın gerekçeli itirazlarını ne Tatar, ne Hükümet, ne de Türkiye’deki yetkililer maalesef anlamıyorlar. Uzlaşı aramak yerine ‘ben yaptım olur’ diyerek inşaat başlatıldı, ağaçlar kesildi, arazi düzeltildi, bu hafta da beton dökülecek.

Toplumların haysiyetini kıran bu tür davranışların kabullenilmesi beklenemez. Bu ülkeyi yönetsinler diye halkın vekillerini seçip gönderdiği yer olan Cumhuriyet Meclisi Binasını, bu halk kendi vergileriyle ve insan kaynaklarıyla yapmaya muktedirdir. Örneğin, halen Dışişleri Bakanlığı olarak kullanılan bina yıllar önce Cumhurbaşkanlığı binası olarak; Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı olarak kullanılan bina da Dışişleri Bakanlığı olarak tasarlanmış ve yapımı gerçekleştirilmişti. Ayrıca, Cumhurbaşkanlığı idari bölümüne ilişkin olarak Sayın Talat ve Sayın Akıncı dönemlerinde ihtiyaç gündeme getirilmiş ve mimari proje yarışması düzenlenmişti. Sonrasında da bu projelerde ciddi ilerlemeler sağlanmıştı.

OKUL, HASTANE VE ENERJİ VERİMLİLİĞİNİ ARTIRMAK GİBİ İHTİYAÇLARIN DAHA ACİL OLDUĞU KESİNDİR
Enerjisini kendi üreten akıllı kamu binalarına ihtiyacımız olduğu yadsınamaz bir gerçektir; Ancak içinde bulunduğumuz bu tarihi kriz ve toplumsal çöküşte, Kıbrıslı Türkler için okul, hastane ve enerji verimliliğini artırmak gibi ihtiyaçların daha acil olduğu kesindir ve dolayısıyla önceliklidir.

Bu yüzden, mesele “külliye” meselesinin ötesindedir! Mesele, bu ülkeyi, ihtiyaçları doğrultusunda özgür irade kullanarak ve planlı bir biçimde yönetmek, öz güven sahibi ve özne yapmak meselesidir!

Bu ülkeye, cumhurbaşkanlığı, meclis, hastane veya okul gibi bir kamu binası yapılacaksa, ülkenin yetkili makamları oturur, ihtiyaçları belirler, planlama yapar, öncelikleri saptar ve ülkeye neyin, ne zaman ve nereye yapılacağına kendileri karar verir.

KIBRISLI TÜRKLERİN BÖYLESİ BİR PROJEYİ YARATACAK VE GERÇEKLEŞTİRECEK İNSAN KAYNAĞI VARDIR
Bu bağlamda, hastane, okul, çağdaş güvenlik standartlarında yollar gibi yaşamsal öneme sahip ihtiyaçlar varsa, herhalde herkes için bunlar, yeni bir Cumhurbaşkanlığı veya Meclis binasına göre daha önceliklidir.
Dahası Kıbrıslı Türklerin böylesi bir projeyi yaratacak ve gerçekleştirecek insan kaynağı vardır. Kıbrıs’ımıza özgün kültür ve mimari değerlerimiz göz ardı edilerek, Türkiye halkının ödediği vergilerin oluşturduğu Türkiye Cumhuriyeti kaynakları için adeta dilenir duruma düşmek acizliktir, onur kırıcıdır. Kıbrıslı Türkler, kendilerini bu duruma düşürecek böylesi bir davranışa layık değildir!

SIĞ TAKILMAYI BİR HAYAT FELSEFESİ OLARAK SEÇEN BİRTAKIM KİŞİLER “CTP HER ŞEYE KARŞI” DİYORLAR
Bizler böyle bir ihtiyacın acil olmasına dair bir karar vermemiz halinde, kendi mali olanaklarımızla yapabilirsek yaparız; Mali olanaklarımız yetersizse, o zaman hibe veya kredi şeklinde dış kaynak da, yatırımın türüne göre kamu-özel ortaklığı da değerlendirebileceğimiz seçenekler arasındadır. Bugün dünyanın pek çok büyük ülkesi dahi çeşitli bina yatırımları için bu seçenekleri değerlendirir, uygun olanı seçer ve uygular.

Bu anlamda bizim TC’den beklentimiz, Kıbrıs Türk Halkının sosyo-kültürel ve ekonomik olarak kendi ayakları üzerinde durmasına destek vermesidir. Bilinmelidir ki, Kuzey Kıbrıs’ı gerçek anlamda kalkındıracak olan, Kıbrıs sorununun BM kararları ve parametrelerine bağlı kalarak kapsamlı çözümüne, ve bu hedef doğrultusunda öncelikle doğrudan ulaşım, AB Doğrudan Ticaret Tüzüğü, doğal gaz ve Eurasia Interconnector projesinin Kıbrıs üzerinden Türkiye’ye bağlanacak şekilde yeniden şekillendirilmesini mümkün kılabilecek Güven Yaratıcı Önlemlerin müzakere edilerek bir an önce hayata geçirilmesine destek olunmasıdır.

Bu “külliye”nin yapılış biçimine gösterdiğimiz tepkiyi kullanarak toplumumuzu bölmek ve kutuplaştırmak, Kıbrıs Türk Halkına verilebilecek en büyük zarardır.

Sığ takılmayı bir hayat felsefesi olarak seçen birtakım kişiler “CTP her şeye karşı” diyorlar.

HALKIMIZDAN ALDIĞIMIZ GÜÇLE YILMAKSIZIN MÜCADELE ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ
Biz, Kıbrıs Türk halkının özgürlüğünü ve onurunu tehdit eden her şeye karşıyız. Onun için varız. Halkımızla örgütlüyüz. Halkımızın özgür iradesi ve Federal Kıbrıs çatısı altında Avrupa Birliği hukukuna entegre olmak için halkımızdan aldığımız güçle yılmaksızın mücadele etmeye devam edeceğiz.

Kalkmışlar ‘CTP üniversitelere de karşıydı’ diyorlar oysa biz yüksek öğretime ilişkin olarak her zaman nicelik değil, nitelik odaklı bir gelişim stratejisinin takip edilmesi gerektiğini savunduk !
‘Üniversite adası yarattık’ dedikleri durumu şimdilerde görüyoruz. Önce üniversitelerimizde kontrolsüz bir sayısal büyüme, sahte diploma cenneti ve insan ticareti merkezi hali yarattılar, sonucunda da Kuzey Kıbrıs’ı itibarsızlaştıran propaganda kampanyalarına neden oldular.

Bunlar, hukukun üstünlüğünü, anayasal düzenimizi ve kurumsal yapımızı erozyona uğratanların, neden oldukları tahribatı kamufle etmek için atılmış iftiralardır. Halkımız kime ve neye itibar edeceğini çok iyi bilir, halkımıza güvenimiz tamdır.

Ülkemizi kaostan çıkaracak adımları atmayan, tek bir çözüm dahi üretemeyenler, hep birlikte, tek merkezden çıkan ezberlenmiş cümlelerle KÜLLİYE istediklerini söylüyorlar. Aynen, aşırı enflasyonun yıkıcı etkilerini hafifleteceği kesin olan Euro endeksli muhasebe birimine dönüşüm tartışmalarında, ”TL kullanmak en büyük şansımızdır” dedikleri gibi.

ERKEN GENEL SEÇİME GİDEREK HALK İRADESİNİN YENİLENMELİ
Özetle, biz CTP olarak külliye veya yerleşke ismi altında başlatılan projenin yapılış biçimini doğru bulmuyoruz. Kuzey Kıbrıs’ta kendimize öz değerlerimiz, demokrasimiz ve özgür irademizin aşındırıldığı, sonuç itibarıyla da dünyadan gittikçe daha fazla tecrit edilen ve yalnızlaştırılan bir halk haline geldiğimizi derin bir endişe içerisinde müşahade etmekteyiz. Halkın güvenini tamamen kaybeden bir Cumhurbaşkanı ve hükümete kimsenin tahammülü kalmamıştır. Bu kaosu ve yozlaşmayı önleyecek tek şeyin erken genel seçime giderek halk iradesinin yenilenmesi olduğunu da bir kez daha hatırlatırım.”

Girne Belediyesi