20 yıl sonra gerçekleşen dolar-euro eşitliği Türkiye’nin aleyhine… Prof. Yeldan: Faiz politikası iktisadi olmaktan çıktı, inatlaşmaya dönüştü

Küresel piyasalarda diğer para birimlerine karşı değer kazanan dolar, 20 yılın ardından euroyla eşitlendi. Euro/dolar paritesi 2002 yılından beri ilk kez bu kadar düşük seviyelere indi. Ekonomistler bu durumu değerlendirdi.

TVPLUS

Hem koronavirüs (Kovid-19) hem de Rusya-Ukrayna savaşı, ekonomik olarak dünyada büyük bir çalkantıya neden oldu.

Bu durum enerji ve gıda fiyatlarını artırdı. Fiyat artışları sebebiyle dünyanın dört bir yanında enflasyon rekor kırdı.

Neredeyse tüm ülkelerin merkez bankası, yüksek enflasyon nedeniyle faiz artırımına gitti.

Çünkü merkez bankalarının asıl görevi fiyat istikrarını sağlamak. Bu fiyatlar yükseldiğinde enflasyonu, düştüğünde ise deflasyonu kontrol etmeleri gerektiği anlamına gelir.

Independent Türkçe’den Abdulhakim Günaydın’ın haberine göre Uzun yıllar sonra faiz artırımına giden merkez bankalarından biri de FED oldu.

ABD Merkez Bankası FED, marttaki toplantısında 25, mayısta ise 50 baz puan faiz arttırdı. 2000 yılından bu yana en yüksek faiz artışını, haziranda 75 baz puanlık artışla gerçekleştirdi.

Bu FED tarihindeki kayıtlara “1994’ten bu yana tek seferde gerçekleştirilen en hızlı faiz artışı” olarak geçti.

Hatta ABD Merkez Bankası Başkanı Jerome Powell, temmuzda da 50 veya 75 baz puanlık faiz artışının olası göründüğünü bile aktardı.

FED’in faiz artışlarından sonra dolar, Japon yeni, İngiliz sterlini, Kanada doları, İsveç kronu ve İsviçre frangı gibi birçok para birimine karşı güçlendi.

Bir başka deyişle dolar, yatırımcılar tarafından “güvenli liman” görülmesiyle önemli para birimleri karşısında güçlenmesi sürüyor.

Öyle ki euro-dolar paritesi 1,0000 seviyesine gerileyerek 1 dolar 1 euro ile eşitlendi. Bu durum daha önce Aralık 2002’de yaşanmıştı.

“EURO-DOLARIN EŞİTLENMESİ TÜRKİYE’NİN ALEYHİNE”
İktisatçı Mahfi Eğilmez, doların bütün paralara karşı değer kazanmasını FED’in faiz artırmasına bağladı.

Euro ve doların eşitlenmesinin Türkiye’nin aleyhine olduğunu kaydeden Eğilmez, “Çünkü ihracatımızın ve turizm gelirlerimizin ağırlığı euro, ithalatımızın ve dış borç ödemelerimizin ağırlığı dolarla” paylaşımında bulundu.

“TÜRKİYE’Yİ MAL VE HİZMET SATIŞINDA DAMPİNGE ZORLAYACAK”
Ekonomist Mustafa Sönmez ise doların yükselmesinin Türkiye’yi mal ve hizmet satışında daha çok dampinge zorlayacağını belirterek şu paylaşımda bulundu:

“Doların euroyu yakalaması ihracat, turizm gibi döviz kazandıran işleri Euro ağırlıklı olan Türkiye’yi mal ve hizmet satışında daha çok dampinge zorlayacaktır. Belli bir döviz girişinin altına düşmemek için malı ve hizmeti ucuzlatırsın. Bu da yeni bir yoksullaşma demektir.”

Peki 20 yıl sonra euro-doların eşitlenmesi ne anlama geliyor? Türkiye faiz artırmamakla yanlış mı yaptı?

Ekonomistler, konuyu Independent Türkçe’ye değerlendirdi.

“EURO DAHA DA DÜŞEBİLİR”
Piri Reis Üniversitesi öğretim üyesi ekonomist Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu, bir paranın değerinin getirisiyle doğru orantılı olduğunu söyledi.

Son dönemlerde ABD’de faizin hızla artırıldığını kaydeden ekonomist Aslanoğlu, FED’in yıl sonuna kadar faizi 3,5-4’lere çıkarabileceğini belirtti.

2022’nin başında ABD’de faizin sıfır, Avrupa’da ise eksi 40 olduğunu hatırlatan Aslanoğlu, “Doların, euro karşısında getiri anlamında 4’lık bir artısı vardı. Şimdi doların getirisi 3,5-4’lere doğru giderken, euronun getirisi 1 civarında kalacak. Aradaki getiri farkı çok arttığı için dolar son aylarda sürekli güçlendi ve sonunda parite 1’lere geldi. Daha da aşağı gidebilir. Dolar bir miktar daha güçlenebilir, çünkü getirisi çok daha hızlı arttı” diye konuştu.

“AMB HIZLI FAİZ ARTIŞINA GİDEMİYOR”
Prof. Aslanoğlu, doların hızlı artışının nedenini ise şu sözlerle izah etti:

“Euro Bölgesi’nde enflasyon yüksek ama Avrupa faizi fazla artıramıyor. Avrupa Merkez Bankası (AMB) 19 ülkenin merkez bankası. Avrupa’nın güneyindeki İspanya ve Portekiz gibi ülkelerde işsizlik 13-14 seviyelerinde. Almanya ve Fransa gibi ülkelerde ise 3-4 civarında. AMB her ikisini de dengelemek durumunda. Almanya için olsa faizi hızlı artırır ama işin içinde İspanya olunca yavaş yavaş artırması gerekiyor. Bu yüzden AMB hızlı faiz artışına gidemiyor. Az artırım olduğu için de getiri anlamında cazibesi dolara göre düşük kalıyor.”

“AVRUPA’DA JEOPOLİTİK VE ASİMETRİK BİR DENGESİZLİK VAR”
Kadir Has Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erinç Yeldan ise euro-dolar para birimlerinin arkasında muazzam jeopolitik şoklar kümesi olduğunu belirtti.

Yeldan’a göre pandeminin sürmesi, kısmi çıkışın ardından tekrar kapanma endişesi, Rusya-Ukrayna savaşının getirdiği jeopolitik belirsizlikler, enerji ve gıda fiyatlarındaki çalkantılar bütün dünyada bir risk, belirsizlik ve gelecek endişesine yol açıyor.

Enflasyonun olumsuz şoklar, ileriye yönelik endişe ve ekonomideki tahribata karşı alınan tedbir, güvenirlik ve inandırıcılığın bir sonucu olduğunu kaydeden Yeldan, “Kuşkusuz bunların para piyasasına yansıması da asimetrik oluyor” dedi.

II. Dünya Savaşı sonrası bütün eksiklik, para politikasındaki gecikme, yanlış adımlara rağmen ABD dolarının hala dünyanın parası ve en güvenilir liman olarak göründüğü dile getiren Yeldan, şunları kaydetti:

“Euro dahil bütün gelişmiş ve gelişmekte olan ülke paralarının kriz, beklentilerin bozulduğu ve endişelerin artığı dönemlerde en az riskli para birimini tercih etmesi çok doğal. Avrupa’da savaş, jeopolitik ve asimetrik bir dengesizlik var. ABD ekonomisi de yüksek enflasyon tehdidi altında ama göreceli olarak Avrupa veya dünyanın geri kalan ülkelerine göre ekonomisi daha sağlam temeller üzerinde ve para politikası da itibarlı.”

Ekonomist Yeldan, “Türkiye’nin faiz politikası yanlış mı?” sorusuna “Türkiye’de faiz politikası meselesi artık bir iktisadi politik olmaktan çıktı, siyasi ve dinin sembollerinin içine karıştığı bir inatlaşmaya dönüştü” yanıtını verdi.

Meselenin faiz politikasının yanlışlığı değil, para politikasının olmaması olduğunu ifade eden Prof. Dr. Yeldan, “İnatlaşma nedeniyle birbirinden kopuk, herhangi bir bütünsellik içermeyen, kur korumalı mevduatla başlayan, gelire endeksli senet ile devam eden, şirketlerin kredi talepleri üzerine kısıtlama ve vergi muafiyetlerine kadar gidiyor. Rastgele ve birbirini hiçbir şekilde tamamlamayan politikalar izleniyor” değerlendirmesinde bulundu.

“DÖVIZ VE ENFLASYON ARTIŞININ ÖNÜNE GEÇİLMESİ OLANAKLI GÖRÜNMÜYOR”
“Büyük bir belirsizlik ve güven erozyonu yaşanıyor” diyen Prof. Dr. Erinç Yeldan, sözlerini şöyle tamamladı:

“Bu şartlar altında Türkiye’nin var olan dış şoklara ilave olarak içeride enflasyona karşı bir mücadele, iktisat programı olmaması, günü kurtarmak ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi altında en yüksek otoriteye yaranmak için rastgele, çoğunlukla hesapsız ve tartışılmadan politikalar izleniyor. Bu belirsizlik, güvensizlik ve politikasızlık sürerse ileriki günlerde Türkiye’de dengelerin daha da bozulacağını, şu anda hasbelkader mevsimsel olarak genişleyen tarımsal hasıla ve turizm gelirleri gibi etkenler devreden çıktıktan sonra sonbaharla beraber hem enflasyon hem de döviz artışının önüne geçilmesi pek olanaklı görünüyor. Bunu hem vatandaşlar hem de yurtdışındaki tasarruf sahipleri görüyor.”

Girne Belediyesi