Emekli Büyükelçi Daryal Batıbay: Kurumsal çerçeveyi dışlayarak, bir veya birkaç kişinin karar alması risktir

Türkiye Cumhuriyeti’ne neredeyse yarım asır hizmet veren ve Kıbrıs konusunda çok uzun yıllar çalışmış olan emekli büyükelçi Daryal Batıbay, Türkiye'nin Dışişleri ile ilgili tarihi bir yazı kaleme aldı...

TVPLUS

HABER MERKEZİ

41 yıl Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil eden, Washington, Pekin gibi önemli büyükelçiliklerde bulunan Daryal Batıbay, Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs ekseninde 40 yıl önce yaşanan gelişmeleri ve Türkiye Dışişlerinin birkaç kişi tarafından yönetilerek yapılan yanlışları aktardığı yazısında önemli uyarılarda bulundu.

Batıbay’ın tarihe not düştüğü yazısı şöyle:

İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine adaylıklarına karşı Türkiye’nin takındığı tutum, Ekim 1980’de Yunanistan’ın NATO’nun askeri kanadına dönüşünün zamanın askeri yönetimince koşulsuz kabul edilmesini gündeme getirdi ve “aynı hatayı tekrarlamayacağız ”söylemi sıkça duyulur oldu. Ben de Yunanistan’ın NATO’nun askeri kanadına dönüşüne ilişkin tanık olduklarımı yıllar sonra yeniden andım.

1974 Temmuz’undaki Kıbrıs’a askeri harekatının siyasal sonuçlarından biri de NATO’nun güney doğu kanadını oluşturan Türkiye ile Yunanistan arasındaki gerginlik nedeniyle İttifakın bu bölgede sorunlarla karşılaşması idi. ABD Kongresi, Yunan lobisinin girişimi ile Müttefiki Türkiye’ye silah ambargosu getirmişti. Yunanistan ise, Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahalesini engellemediği için NATO’nun askeri kanadından çekilmişti. Türkiye ile Yunanistan Ege denizinde de ciddi sürtüşmelere yol açmakta olan uyuşmazlıklar içindeydiler.

ABD’de 1977 yılında işbaşına gelen Carter yönetimi İttifak’ın güney doğu kanadındaki durumu düzeltmeyi kararlaştırdı. Yoğun çabalarla, ABD Kongresinde Türkiye’ye silah ambargosunu kaldırtmayı başardı. “Ambargonun kaldırılmasının gerçek kazananları NATO ve Amerika’nın güvenliği olacaktır” temasını işleyerek Yönetimin yaptığı yoğun girişimler sonucu, Senato’da rahat bir çoğunlukla, Temsilciler Meclisi’nde ise üç oy fark ile ambargo kaldırıldı. Bu karardan sonra, ABD yönetimi Yunanistan’ın NATO’nun askeri kanadına dönmesi için çalışmaya başladı.

Yunanistan’da, Karamanlis Hükümeti, NATO’nun askeri kanadından çekilmenin amaçladığı sonuçları getirmediğini görerek, geri dönmeye hazır olduğunu ortaya koymaktaydı. 1977-80 döneminde işbaşında olan Ecevit ve Demirel Hükümetleri, Dışişlerinin görüş ve telkinlerine uyarak, İttifak içinde oydaşma gerektiren Yunanistan’ın dönüşüne onay vermek için, Ege’de 1952-74 arasında geçerli olan komuta kontrol düzenlemesinin ortay hat boyunca iki ülke arasında bölüşülmesini şart koşuyorlardı.

1952 yılında ilişkileri iyi olan iki ülke, birlikte NATO üyesi olurken, Ege’deki komutan kontrol sorumluluğunu Yunanistan’a bırakan Türkiye, ‘70li yıllara gelindiğinde, Kıbrıs ve Ege sorunları ışığında, bu düzenlemenin sakıncalarını görmekteydi. Yunanistan ise mevcut düzenlemelerde değişikliğe yanaşmıyordu.

1979 yılında Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgali, daha da önemlisi İran’ın, İslam devrimi ile ABD’nin müttefiki iken karşıtlığına geçmesi, NATO’nun güney doğu kanadının işlevsel duruma gelmesinin ve bu bağlamda, Yunanistan’ın İttifak’ın askeri kanadına dönmesinin ABD yönetimi açısından önem ve önceliğini arttırmıştı.

12 Eylül 1980 darbesi ile oluşan askeri yönetimin önüne gelen öncelikli dış politika dosyalarının arasında bu konu da bulunmaktaydı. 12 Eylül öncesinde Dışişleri Müsteşarı Büyükelçi İlter Türkmen idi. New York BM Daimi Temsilciliğinde yanında çalıştığım İlter Bey, Müsteşar olunca, bir yıldır çalışmakta olduğum Kıbrıs-Yunanistan Dairesinden alıp, beni özel danışmanı yapmıştı. Askeri darbe sonucu oluşan Bülent Ulusu Hükümetinde Dışişleri Bakanı olunca, bu kez bakan özel danışmanı olmuştum.

İlter Bey’in Bakan olarak önündeki öncelikli konulardan biri Yunanistan’ın NATO’ya dönüş dosyası oldu. Ankara’daki ABD büyükelçisi de, Bakanı ilk ziyaretinde bu konuyu açmayı ihmal etmedi. Gerek bölgesel gelişmelerin, gerek Türk-Yunan ilişkilerindeki gerginliklerin tırmanmasının önlenmesi açısından Yunanistan’ın ittifakın askeri yapısına dönmesinin tüm üyelerin çıkarına olacağını uzun uzun anlattı.

İlter Bey, konuyu öncelikle değerlendireceğimizi ve büyükelçiyi bilgilendireceğimizi belirtti. Bakan başkanlığında Bakanlık içinde yapılan değerlendirme toplantısında, Ecevit ve Demirel hükümetlerinin izlediği tutumun sürdürülmesi benimsendi. İlter Bey, görüşlerimizi ABD ile ikili düzeyde anlatmak yerine, Brüksel’e giderek, tüm NATO üyelerinden oluşan Konseye ve Genel Sekreter Joseph Luns’a izah etmenin daha doğru olacağını kararlaştırdı.

Başbakan Ulusu ve Devlet başkanı Evren ile görüşüp onaylarını aldıktan sonra, Genel Sekreter Luns ile yapılan temasta, NATO Konseyinin 20 Ekim 1980’de özel gündem ile toplantıya çağrılması kararlaştırıldı.

Brüksel’e giderken, İlter Bey BM Genel Sekreteri Kurt Waldheim ile Cenevre’de görüşmek üzere mutabık kaldı.(New York’ta BM Daimi Temsilcisi olarak Waldheim ile yakın çalışma ilişkisi kurmuş olan İlter Bey, Ankara’ya döndükten sonra, Waldheim tarafından Tayland’a BM özel temsilcisi olarak atanmış, bu görevinden Dışişleri Müsteşarlığına getirilmesi üzerine ayrılmıştı. Bakan olunca, İlter Beyi telefon ederek ilk kutlayanlardan biri Waldheim idi.)

BM Genel Sekreteri ile ağırlıklı olarak Kıbrıs sorunu üzerinde kapsamlı bir görüşmenin sonrasında, NATO Daimi Temsilcimiz rahmetli Büyükelçi Osman Olcay’ın telefonu ile Yunanistan’ın NATO’nun askeri kanadına dönüşüne ilişkin olarak Devlet Başkanı Evren ile NATO müttefik başkomutanı General Rogers arasında mutabakat sağlandığını öğrendik. İki eski arkadaş ve meslektaş olan İlter Bey ve Osman Bey, bir oldu-bitti ile karşılaşmanın hayret ve üzüntüsü içinde, uzun ve sıkıntılı bir telefon görüşmesi yaptılar.

İlter Bey, Brüksel’e gitmeye gerek kalmadığı için hemen Ankara’ya dönmeyi kararlaştırdı. Cenevre’de son olarak Başbakan Ulusu ile telefonda görüştü ve onun da Evren-Rogers mutabakatından haberi olmadığını öğrendi.

Ankara’ya ulaşıp, Esenboğa’dan araba ile kente giderken, İlter Bey, “doğru Ulusu’ya gidip istifa mektubumu vereceğim” dedi.

Eski Başbakanlık ve Dışişleri bitişik binalarda, Başbakan ile Dışişleri Bakanının ofisleri de aynı koridor üzerindeydi. Akşam olmuş, Özel kalemde İlter Beyin Ulusu ile görüşmeden dönmesini bekliyordum. Devlet Başkanlığı ve 12 Eylül darbesi ile oluşturulan Milli Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Orgeneral Haydar Saltık İlter Beyi telefonla aradı. Başbakan ile görüşmesinden dönen İlter Bey istifasının kabul edilmediğini, ertesi gün Başbakan ile birlikte Evren ile görüşeceklerini, Saltık ile bu aşamada konuşmayacağını söyledi.

Ertesi gün İlter Bey beni evine çağırdı ve Çankaya’da Evren, Ulusu ve Saltık ile yaptığı dörtlü toplantıyı çalışma odasını sürekli adımlayarak nakletti. Evren, Rogers’ın Türkiye’nin Ege’deki İttifak komuta kontrol düzenlemesine ilişkin görüşlerinin haklı olduğunu belirtip, bunun için elinden gelen çabayı harcayacağını vaat ettiğini, bunun için asker sözü verdiğini, Yunanistan’ın askere kanada bir an dönmesinde İttifakın çıkarı olduğunu kendisine söylediğini dile getirmiş. “Ben de, uluslararası ilişkilerde böylesine önemli konularda, vaatlere dayanarak karar alınmaması gerekir dedim. Kaldı ki, SACEUR (Müttefik Başkomutan) olarak Rogers bu konuda son söz sahibi değildir. Artık Yunanistan’ın eski komuta kontrol düzenlemesi ile askeri kanada döndüğünü varsayabiliriz. Oysa bu konuda 1977’den beri izlediğimiz tutuma bağlı kalsaydık, Afganistan ve İran’daki gelişmelerin de etkisiyle, ABD Yunanistan üzerinde Ege’de daha esnek olması için baskıyı arttıracaktı. Ege’de yeni komuta kontrol düzenlemesi ile birlikte, Yunanistan’ın uluslararası hukuka aykırı olarak karasularının ötesinde ulusal hava sahası iddiasını da düzeltmeye zorlayabilecektik.”

İlter Bey, bu gelişme ışığında görevinden ayrılmaya karar verdiğini toplantıda söylemesi üzerine, Evren’in kendisiyle baş başa görüştüğünü ve bu görüşmede, Rogers ile varılan mutabakata Saltık’ın kendisini ikna ettiğini, “bu işi askerler diplomatlardan daha iyi çözer” dediğini nakletti. “Ben de yurt dışındaki diplomatik temsilciliklere talimatları yazılı olarak Dışişleri Bakanlığının göndermesi gerekir, bu konuda bu kurala da uyulmamıştır. Üstelik, Brüksel’de konuyu yetkili NATO organları ile alınmış randevularda görüşmeye giderken karşılaşılan durum Türkiye’nin saygınlığı ve ciddiyeti ile bağdaşmamaktadır. Orgeneral Saltık’ı Dışişleri Bakanı atamanızdan çok mutlu olacağına eminim dedim.”

Evren, bu kurallara bundan böyle titizlikle uyulacağına söz vermiş ve İlter Beyin görevine devam etmesini ısrarla rica etmiş. İlter Bey, Evren’in ofisinde bırakamadığı istifa mektubunu ertesi gün Ulusu’ya elden vereceğini bana söylerken sesi titriyordu. New York ve Ankara’da birlikte çalıştığımız yıllar boyunca, o günün öncesi veya sonrasında, İlter Beyi bu kadar üzgün ve öfkeli görmedim. Sabah kararını bir kez daha gözden geçirmesini ısrarla telkin ettim, “önemli bir yanlış yapıldı, ama görevde kalarak başka yanlışları önleyebilirsiniz. Devlet Başkanının size söyledikleri bu bakımdan cesaret verici” dedim durdum.

İlter Bey sonunda istifadan vazgeçti. Özellikle Çankaya’daki toplantıda dile getirdiği hususlar aynen gerçekleşip, Yunanistan elini kolunu sallayarak İttifakın askeri kanadına döndükten sonra, dış politikada askeri yönetim üzerindeki etkinliği çok arttı. O da bu etkinliğini, özellikle askerlerin yönetimi seçimle işbaşına gelecek sivil iktidara devretmesi için bir takvim belirlemesi amacıyla kullandı. Türkiye’nin Batı dünyasındaki yerinin temelini NATO ve Avrupa Konseyi üyeliklerinin oluşturduğunu, ‘60lı yıllarda darbe ile iktidara el koyan askeri rejim nedeniyle Yunanistan’ın Avrupa Konseyi’nden çıkarıldığını vurgulayarak, aynı sonucu yaşamamak için, belirli bir takvim içeren sivil yönetime dönüş programı benimsemeye ve açıklamaya Milli Güvenlik Konseyi’ni ikna etmede hayati rol oynadı.

Yıllarca İlter Beye anılarını yazmasını telkin edip durdum. Yazmadı, artık yazacağı da yok. Yunanistan’ın İttifakın askeri kanadına dönüşüne ilişkin o sıkıntılı günlerde bana anlattıklarını kimse ile paylaşmama talimatı vermişti. Sonraları kendisinin birileriyle konuşup konuşmadığını bilmiyorum. Aradan geçen yaklaşık kırk iki yıl sonra, tarihe not düşmek için bu satırları yazıyorum. Özetlemeye çalıştığım bu yaşananlar, dış politikada kurumsal çerçeveyi dışlayarak, bir veya birkaç kişinin karar almasının risk ve sakıncalarını yansıtan somut bir örnektir.

Girne Belediyesi