YENİDEN FEDERASYON

Avrupa Parlamentosu Kıbrıslı üyesi Niyazi Kızılyürek, Kıbrıs-Türkiye bağlamında çok önemli şeyler olduğunu söyleyerek, Güven Yaratıcı Önlemlerin (GYÖ) hayata geçirilmesinin tam vakti olduğunu vurguladı.

TVPLUS

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ile başlayan yeni dönem, AB ve NATO’nun yakınlaşmasını sağlarken enerjide Rusya bağımlılığını azaltmaya yönelik girişimleri de beraberinde gündeme getirdi. Batı Rusya’ya karşı güçlü yaptırım kararları alıp uyguluyor, ‘Yeşil Mutabakat’a geçişi hızlandırıyor, yeni kaynak arayışlarına yöneliyor. Gözler tam da bu noktada Doğu Akdeniz’deki Kıbrıs’a dönüyor, Avrupa Parlamentosu’nun Kıbrıslı üyesi Prof. Dr. Niyazi Kızılyürek ile genel kurulun sürdüğü Strazburg’da gelişmeleri konuştuk…

Kasulidis’in açıklamalarıyla başlayalım… Türkiye’den GYÖ’lerle ilgili olumlu sinyal aldığını söyledi. ABD ve BM’den yetkililer adaya gelip iki tarafla da görüşecek. GYÖ’lerin daha önce 7 kere reddedildiği söylenirken bu sefer fark ne, umutlu musunuz?

“Eğer bu söyleşiyi bir buçuk ay önce yapsaydık GYÖ’lerden söz etseydik çok anlamlı bulmayacağımı söylerdim. Ama artık yepyeni bambaşka bir dünyada yaşıyoruz. Yeni bir jeopolitik durumla karşı karşıyayız. Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasıyla ortaya çıkan tabloya baktığınız zaman durumun gerçekten bambaşka olduğunu görüyorsunuz. Bu bambaşkalık nedir? Aslında yeni bir Soğuk Savaştır bu ve Batı dünyası ile Rusya’nın karşı karşıya geldiği bir soğuk savaştır. Dolayısı ile batı dünyası şimdi birlik ve dayanışma çok daha önem verir hale gelmiştir. Bazı pürüzleri ortadan kaldırmak ya da yumuşatmak daha önemli hale gelmiştir.

Tam da böyle bir konjonktürde Kıbrıs ve Türkiye bağlamında çok önemli şeyler oluyor. Bir kere enerji meselesi, Batı dünyasının AB’nin başta olmak üzere Rusya’dan bağımsızlaşmaya yönelmesi, doğalgaz konusunda ister istemez Doğu Akdeniz’i gazıyla birlikte gündeme getirmiştir. O mesela bence GYÖ’lerden biri olabilir. Diğer açıdan baktığımız zaman Türkiye NATO üyesi, Kıbrıs Cumhuriyeti AB üyesi. AB ile NATO’nun daha sıkı bir güvenlik işbirliğine geçmeleri kaçınılmazdır. Evet zaten bütün Avrupa, Almanya başta olmak üzere artık Kıbrıs Cumhuriyeti’yle Türkiye’nin karşı karşıya gelmesi ve bunun da NATO’yla AB arasındaki işbirliğini sabote etmesini kolay kabul edecek değillerdir. Orada da bir çare aranıyor. Dolayısıyla ister istemez Kıbrıs yeniden bir bu jeopolitik ortamda gündem oluyor.

Türkiye zaten artan diplomatik ve jeopolitik önemiyle kendini ortaya koyuyor. Böyle bir konjonktürde GYÖ’lerin herkesin kazanabileceği önemli bir fırsat olarak görmek lazım. Hatta şunu da söyleyeyim; Sn. Kasulidis’in bu önerileri ortaya koyması biraz da AB’nin talebiydi doğrusunu isterseniz. Çünkü Kıbrıs Rum tarafı ısrarla AB’den Türkiye’ye yaptırım uygulamasını istiyordu. Oysa AB de ısrarla Kıbrıs Cumhuriyeti’ne “Siz bize GYÖ’lerle gelin, yaptırım talebiyle gelmeyin. Böyle bir şey Türkiye’ye karşı olamaz” diyordu daha savaştan önce. Şimdi hayda hayda olmaz der. Dolayısı ile ister istemez GYÖ konusu öne çıktı.

Kapsamlı çözümün şu anda olgunlaşmış koşulları yoktur. Öncelikle şunu görmek lazım. 2023’te seçimler var. Kıbrıs Cumhuriyeti’nde yapılacak yeni Cumhurbaşkanlığı seçimi çok önemli olduğu için hiç kimse bu yönde kalıcı çözüme dönük diplomatik bir hareketlilik beklemesin. Benzer bir şekilde Türkiye seçime hazırlanıyor. Bu konjonktürde konuşulabilecek en ciddi paket GYÖ paketidir. Bence bu fırsatı çok iyi kullanmak lazım.”

Bence bu sefer daha farklı düşünmek lazım. Bir kere yeni olan olgu ‘doğalgaz’. Doğalgazın da bir GYÖ paketi içinde olmasını Türk tarafı ve Türkiye büyük bir oranda şart olarak koşacaktır diye düşünüyorum. Bir diğer nokta da Türk-AB ilişkileri… Türkiye’nin son dönemde AB’yle yakınlaşma çabaları olduğunu görüyoruz. Gümrük Birliği’ni yenilemek istiyor. O da tabii ki Kıbrıs Cumhuriyeti’nin onayıyla geçiyor. O noktada efendim ne oluyor, Gümrük Birliği protokolünün Kıbrıs Cumhuriyeti’ni kapsayacak şekilde uygulanması gündeme geliyor. İşte bu da GYÖ’lerin bir diğer ucu vardır. Bu GYÖ’leri biraz genişleterek içine hem doğalgazı hem de Türkiye’nin Gümrük Birliği uygulamasını katarak başka bir noktaya geçebiliriz diye düşünüyorum.”

TÜRKİYE’NİN LİMANLARINI AÇMASI GEREKİR
“Bence Türkiye açısından bakarsak Türkiye’nin yaklaşımı biraz daha farklıydı her zaman. Örneğin, Kıbrıslı Türklerin Avrupa Birliği ile doğrudan ticarete geçebilmesi, doğrudan uçuşları sağlayabilmesi koşulu da vardı Türkiye’nin. Zaten Ercan Havaalanı’nın doğrudan uçuşlara açılması konuşuluyor. Bu bence önemli bir gelişme. Yani BM gözetiminde açılmasından söz ediliyor. O bakımdan artık Türkiye’nin de Gümrük Birliği bağlamında limanlarını açması gündeme gelebilir. Dediğim gibi bütün bu paketin içine Maraş, Ercan Havaalanı paketinin içine Gümrük Birliği ve doğalgazı da beraber düşünmemiz gerekecek.”

Bu önlemler hayata geçerse kapsamlı çözümün tehlikeye gireceğini düşünür müsünüz?

“Hayır, öyle bir korkum yok. Çünkü bunlar çözülürse bir kere toplumlararası yakınlaşma, ortak işbirlikleri ekonomik sahada olsun, gündelik hayatta olsun gelişecektir. Federal çözüm zaten böyle şeylere ihtiyaç duyar. Toplumların yakınlaşmasına, ortaklaşmasına ve belli alanlarda birlikte eşit olmasını gerektiriyor. Dolayısı ile bence federal çözüme giden bir yol olur. Bu tür uygulamaların bir diğer avantajı da geriye dönüşleri kolay olmuyor. Kalıcı oluyorlar. İster istemez son kertede de çözüm arayışlarına katkı sağlamış oluyorlar.”

Enerji konularında parlamento neler konuşuyor? Türkiye’nin yükselen rolü bu hattın oradan geçmesini sağlar mı?

“Şimdi şunu söyleyeyim, daha savaş başlamadan başta ABD olmak üzere birtakım çevrelerden EastMed denilen projenin artık hayata geçirilemeyeceği konuşuluyordu. Aslında bir anlamda Amerikalılar EastMed projesine son noktayı koymuşlardı. Buna paralel olarak zaten Türkiye’nin bir süreden beri İsrail’le yakınlaşmasını görüyorduk, Mısır’la yakınlaşma arayışlarını görüyorduk. Ben Türkiye’nin daha önce uyguladığı politikaların zaten devam edemeyeceğini söyleyip yazıyordum. ‘Türkiye bu ülkelerle yumuşak geçişler yaparak ilişkilerini düzeltmeyi deneyecek’ diye…

Nitekim savaştan önce bunlar başlamıştı. Şimdi bu yeni jeopolitik konjonktürde ise çok daha hızlandı her şey. Açıkçası Türkiye’nin hem önemi arttı, hem batı dünyası açısından bir kez daha jeopolitik önemi vurgulanmış oldu. Ama aynı zamanda Türkiye’nin batıya dönük yaklaşımlarında da hem kendisinin yaptığı açılımların, hem de batıdan gelen açılımların olduğunu görüyoruz. Yani o karşılıklı bağımlılık yeniden teyit edilmiş oldu. Ekonomik alanda olsun, başka alanda olsun… Bütün bunları beraber düşündüğünüz zaman doğalgazın Doğu Akdeniz’den Avrupa’ya Türkiye’nin üzerinden dolaşması fikri hem eskiden beri olan bir şeydi, yeniden gündeme getirilmiş oldu, hem en randımanlı olan yöntemdir, hem de bölge barışı açısından da en akıllı olacak yöntemdir. O bakımdan bu noktada da ilerlemeler görebileceğimizi düşünüyorum.”

Ersin Tatar, “Ukraynalıların halini görünce garantörlük karşıtı olanların da fikri değişti” yönünde bir açıklama yaptı. Ukrayna’nın Türkiye’nin de içinde olacağı garantörlük sistemi ile buradaki aynı mı?

“Bu sadece çok yüzeysel bir benzerlik olabilir. Yani Ukrayna’nın talep ettiği garanti, Türkiye’yle hiç sınırlı olmayan bir garantidir. ABD’ye kadar uzanan, AB’yi kapsayan bir garantidir. 10-12 devlete yayılmış bir garantidir ve bambaşka bir konjonktürde bambaşka bir şeydir. Dolayısıyla bu, Türkiye’nin Kıbrıs’ta garantisi ya da Kıbrıs’ta var olan garanti anlaşmasını bir biçimde yeniden önemsetmeye yönelmek hiç de yerinde bir davranış değil.

Bir kere ikisi çok ayrı şey. Armut ile elmaları karıştırır gibi oluyorsunuz. Dolayısı ile bunun bir anlamı olduğunu düşünmüyorum. Kıbrıs meselesinin bir boyutu da çözülecekse garantiler meselesidir. Tekrar söyleyeyim, Kıbrıs Türk milliyetçileri de duymuş olsun, Türkiye Crans Montana’da zaten mevcut garanti anlaşmasından vazgeçmeye hazırdı. Her şey onu gösteriyor. Hatta bu noktada bizzat Türk Dışişleri Bakanı’nın önerileri olmuştu. Tabi bunları göz ardı ediyorlar. Dolayısı ile burada bence kalıcı olan şu, tarafların “Bu garanti anlaşmalarını gözden geçirmeye niyetimiz vardır” demesi ve bunu bütün tarafların da söylemesi. Bunu hem İngiltere, hem Yunanistan hem de Türkiye söylüyor garantör ülkeler olarak. Nasıl bir garanti nasıl bir anlaşmayla yenileneceği başka bir şeydir ama mevcut garanti sisteminin devam edemeyeceği konusunda herkes hemfikir.

Şimdi bakınız, milliyetçi elitler güneyde ve kuzeyde Ukrayna savaşına kendi açılarından bakıyorlar. Kıbrıslı Rum milliyetçiler ısrarla “Rusya’nın Ukrayna’yı işgal ettiği gibi Türkiye de yıllar önce bizim ülkemizi işgal etti” diye propaganda yapıyorlar. Diğer taraftan da Ersin Tatar gibi Kıbrıs Türk milliyetçileri de işte ucundan tutup kendilerince birtakım şeyler söylüyorlar. Bunları çok anlamlı bulmuyorum. Bunlar milliyetçi söylemlerdir. Çıkmaza çıkmaz katan yaklaşımlardır. Kıbrıs Sorunu çözülecekse o başlıklar zaten bellidir. 6 başlıkta müzakere yapılıyor. Bunu herkes biliyor. Bu başlıklardan bir tanesi de ülkedeki güvenlik sistemidir ve ister istemez garanti sistemidir.”

Türkiye ani bir çarkla yeniden federasyon derse Ersin Tatar’ın durumu ne olacak?

“Ne kadar tarih bilgisi var, tarihi ne kadar takip ediyor bilmiyorum ama şöyle bir benzetme yapabiliriz. Rahmetli Denktaş iki devletli çözüm konusunda biliyorsunuz çok ısrar ediyordu. Türkiye de uzun zaman Sayın Denktaş’ın bu söylemini destekler görünüyordu. Ama Türk-AB ilişkilerinde bir kavşağa girildiği zaman ve Türkiye’nin çıkarları AB yolunda ilerleme olarak yorumlandığı anda Kıbrıs’ta iki devletli çözüm değil, federal bir çözüme geçmek gerektiğini bizzat Türkiye uygulamada göstermiştir. Bugün de Türkiye’nin batı dünyasıyla yakınlaşması ve bu ilişkilerin özellikle Avrupa Birliği’yle daha ileriye taşınması, bir noktaya geldiği anda, zaten tekrar federal bir çözüm konuşacağımızı göreceğiz.”

Geçtiğimiz hafta Kıbrıslı Türkler 2000’li yıllardan sonra ilk kez sokakları doldurdu. Binlerce insan sisteme ve ekonomiye baş kaldırdı. Bu nereye evrilir, evrilmelidir?

“Bakınız, bir kere taşıma suyla değirmen dönmez. Yani Türkiye’den gelecek parayı birileri daha iyi kullanacak, bunlar kötü kullanıyor gibi söylemi doğru bulmuyorum. Kıbrıs Türk toplumu gerçekten çok zor durumdadır. Mevcut statüko içinde çok zor durumdadır ve bu statüko içinde ayağa kalkması hiç de kolay olmayacaktır. Dolayısı ile bizim şu anda yapacağımız şey, ortaya çıkacak birtakım imkanları, mesela GYÖ gibi birtakım imkanların derhal hayata geçirilmesi için o toplumun soluklanması için, bu tür imkanları bir an önce hayata geçirmenin yollarını aramalıyız. Bunun için yöneticilere siyaseten baskı uygulamalıyız. Çünkü bu yok oluş süreci hükümetlerin değişmesiyle durdurulabilecek bir süreç değildir. Bunu anlamazsak yanlış siyaset yapmış olacağız. Mevcut statüko devam ettiği sürece Türkiye’ye olan ekonomik bağımlılığınız yüzde 100 devam ettiği sürece, batıyla ilişkileriniz düzelmezse, AB pazarlarına açılamazsanız nasıl ayağa kalkacaksınız?

Dolayısı ile şu soruları sorarak şunu anlamamız gerekiyor: Evet, bir yok oluş süreci vardır ve devam ediyor ve bunun önüne geçmek sadece hükümetleri değiştirmekle değil, statükoyu değiştirmekle de ilgilidir. Bugün belki statükoyu kapsamlı bir çözümle değiştiremeyebiliriz ama GYÖ gibi Kıbrıslı Türkleri gerçekten rahatlamaya dönük birtakım fırsatlar vardır. Bu fırsatları da sonuna kadar değerlendirmenin yollarını bulmalıyız diye düşünüyorum.”

 

Girne Belediyesi