Her Zafer Barış Getirmez!

Bir çatışmada zafer kazananlar yenilenlere dayattıkları şartlara dikkat etmezlerse, yeni çatışmaların ve krizlerin şartlarını kendi elleriyle hazırlamış olurlar.

Bunun en klasik örneği, kuşkusuz, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya’ya dayatılan aşağılayıcı Versay Anlaşması’dır.

“Utanç Anlaşması” olarak da anılan Versay Anlaşması’nın ağır şartları Alman halkında öylesine derin bir öfke, hınç ve intikam duygusu yarattı ki, Hitler’in bu duyguları sömürmesi ve hınç mobilizasyonuyla kitleleri harekete geçirip iktidara gelmesi zor olmadı.

Hitler’in Fransa’yı yendikten sonra ateşkes anlaşmasını, Birinci Dünya Savaşı’nda yenilen Almanya’nın Fransızlarla ateşkes anlaşmasını tren vagonunda imzalaması yeteri kadar açıklayıcı olsa gerek.

Oysa İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yerlerde sürünen Almanya’ya el uzatan Fransa, Avrupa barışı yolunda tarihi bir adım attı. Bugün bir barış projesi olarak da anılan Avrupa Birliği varsa, bu, Jean Monet ve Robert Schuman gibi, savaştan sonra intikamcı yaklaşımlardan uzak duran ve sağduyulu davranan siyasi elitler sayesinde olmuştur.

Maalesef 20. yüzyılın sonlarına doğru Varşova Paktı yıkılıp reel sosyalizm tarihi bir yenilgi aldığında Batılı ülkeler aynı olgunluğu göstermediler. Başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere Batılı devletler Rusya Federasyonu’nun hassasiyetlerini dikkate almadan Doğu Avrupa ve Baltık ülkelerini peşi sıra NATO üyesi yaptılar.

Bu durum, Rusya Federasyonu’nun bir monark gibi yöneten Vlademir Putin’e, Rusya’da halihazırda zaten güçlü olan Batı karşıtlığını daha da kaşıyarak Rusya halkını yanına alma fırsatı verirken, diğer yandan da saldırgan emperyal eğilimlerini “savunmacılık” olarak takdim etmesine yardımcı oldu.

Modern dünyada hınç duygusu yaygın bir duygudur. Çünkü eşitsizlikler ve haksızlıklar yaygın olduğu kadar, kitlelerin duyguları da çok kolay sömürülür. Bu duygunun popülist politikacıların elinde ve dilinde patlayıcıya dönüşmemesi için halkların yaralarına, uğradıkları veya uğradıklarını düşündükleri haksızlıklara karşı duyarlı olmak şarttır. Empati yapılmazsa, geriye sadece kuvvet politikası kalır ki, bu dünya barışını korumaya yetmez.

Ülkemiz Kıbrıs, toplumların birbirlerinin duygularına karşı duyarsız kalmaktan ve sadece kuvvet politikasına yer vermekten ötürü, kaç yıldır barışsız kalmış bir ülkedir.

Ne demek istediğimi açıklamaya çalışayım…

Kıbrıs Rum toplumunun Kıbrıslı Türklere üstün geldiği 1960’lı yıllarda Makarios maksimalist bir tavır takındı ve bu kendini beğenmiş tavrıyla barışın önünü kesti. 1974 ve sonrasında ise benzer bir tavrı Türk tarafı takındı.

1974 yılında Yunan Cuntası Makarios hükümetine karşı darbe yapınca adaya asker çıkaran Türkiye ele geçirdiği askeri üstünlüğü Cenevre müzakerelerinde çok pahalıya satmaya kalkışınca, sorunun çözümü kilitlenmiş oldu.

Kıbrıs’ın coğrafi olarak bölünmesi, Kıbrıslı Türklerin adanın %34’ünü yönetmesi, ciddi oranda nüfusun yer değiştirmesi gibi şartlar, Kıbrıs Rum tarafının kabul edebileceği şartlar değildi. Nitekim Cenevre’de hem Yunanistan, hem de Kıbrıs Rum tarafı “biz bunu kabul etmeyiz, bunun altına imza atmayız, Türkiye istediği toprakları silah zoruyla ele geçirebilir ama biz böyle bir aşağılanmayı kabul etmeyiz” dediler.

Türkiye maalesef kabul edilebilir bir uzlaşmaya yönelmek yerine, koyduğu abartılı hedeflere ulaşmak için savaşmaya devam etti ve adayı böldü.

Abartılı amaçlarla yapılan savaş sadece Kıbrıslı Rumları mağdur etmedi, uzun yıllar Kıbrıs’ta bir barış anlaşması yapılmasını da engelledi.

Oysa kuvvet politikasının babası sayılan ve “kuvvet hukuktan üstündür” diyen Bismarck bile kazanılan zaferlerden sonra masaya konulacak şartların abartılı olmamasına özen göstermek gerektiğine inanıyordu. Nitekim Avusturya’yı mağlup ettiği 1866 savaşından sonra karısı Johanna’ya şöyle yazacaktı: “Eğer taleplerimizde aşırıya kaçmazsak, emeğimize değer bir barışı elde edebiliriz”.

Yakından incelendiği zaman görülecektir ki, aşırı taleplerle taçlandırılan zaferlerin yarattığı barışın ömrü ya kısa olur ya da barış hiç olmaz.

Her iki durumda da yeni bir savaş kaçınılmaz olur.

Kıbrıs da maalesef yeni savaşını bekleyen ülkeler arasındadır…

Girne Belediyesi