Stabil Para Birimi Olarak Euro

94-95 yılları idi ve Lefke Üniversitesi’nde Kurucu mütevelli olarak üniversitenin yönetsel işlerine bakıyordum. Türkiye’de Tansu Çiller Başbakanlığında ülke, çok ciddi ekonomik buhran içinde TL’de ciddi bir devalüasyon yaşamıştı. Kuzey Kıbrıs aynen bugünkü gibi kendi ekonomisinden kaynaklanmayan ve %100’leri geçen bir enflasyon baskısı altında perişan olmuştu. O dönemde Kıbrıs Cumhuriyeti henüz AB üyesi değildi. Döviz olarak Euro değil dolar konuşulurdu. Hatta biz üniversitede tüm gelir ve giderlerimizi maaşlar dahil dolara endekslemiştik. Bir düşünce kuruluşu olarak oluşturduğumuz Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde mali uzman Mehmet Turgut ile birlikte “Stabil Para birimi” önerisini geliştirmiş ve üniversitede uyguladığımız endekslemenin ülke çapında nasıl gerçekleşebileceği konusunda bir çalışma yapmıştık. O dönemde Hakkı Atun ve Özker Özgür’ün başkanlığındaki DP-CTP hükümetine TC hükümeti çok sıcak bakmıyordu ve Türkiye’den para akışı kısılmıştı. Özker Özgür’ün meşhur “deniz bitti be dostlar” lafı o dönemde bizimle yaptıkları toplantıda söylenmişti. Dönemin DP kanadından Maliye Bakanı Salih Coşar her zamanki pragmatik yaklaşımı ile bu öneriye sıcak bakmış ve ülkede muhasebe birimi olarak stabil bir para birimi olan dolara endekslenmeyi hayata geçirmek için bir tüzük çalışması yapmıştı. Tüzüğü uygulamaya koymazdan önce bizlerin de katılımı ile bakanlıkta bir toplantı düzenlemişti. Bu toplantıda Cumhurbaşkanı Denktaş’ın ekonomi danışmanı, TC Elçiliğinin bu öneriye sıcak bakmadığını iletmesine rağmen toplantıya katılanların çoğu önerinin uygulamaya konması için ısrarlı olmuştu. Toplantı bu yönde sonuçlanma aşamasında iken bir anda toplantı odasına Denktaş Bey girmiş ve Salih Coşar’dan toplantı başkanlığını devralıp kendi daveti ile oraya katılan bir bağımsız murakıp’ın görüşünü sormuştu. O da sürecin olası komplikasyonlarını anlatmaya başlamıştı ki Denktaş Bey “bu konu daha çok tartışma kaldırır şimdilik kararı erteleyelim” deyip toplantıyı sonlandırmıştı.

Halbuki Stabil Para Birimi önerimiz aslında hala hazırda piyasada bugünkü gibi uygulanıyordu. Kurumların tüm gelirleri ve satın almaları zaten dövize endeksli yapılıyordu. Bir tek dövize endeksli olmayan çalışanların maaşlarıydı ki biz üniversitede onu da dövize endekslemeyi tamamlamıştık. Devlet de birçok vergi ve harcını ya dolara ya da asgari ücrete endekslemişti. Hatta kamu maaşları da eşel-mobil sistemi ile enflasyona endekslenmiş durumda idi. Sorun siyasi nedenlerle başka bir para biriminin TL yerine kullanılması konusu idi. Bizim önerimizde ama TL’nin tedavülden kalkması diye bir şey yoktu.

Bugüne gelirsek Kıbrıs’ın kuzeyinde tüm para birimleri zaten kullanılmaktadır ve TL’nin kullanılmasına bir engel yoktur. Hesabın kitabın ve planlamanın doğru dürüst yapılabilmesi ve sürekli revizyonlara zamlara vs. gerek duyulmaması için stabil muhasebe birimi olarak bugünkü şartlarımızda Euro’nun kullanılması hiçbir komplikasyon yaratmamaktadır. Denir ki TC bize ancak TL verebilir. Olabilir ama o verdiği parayı hesabımıza dolar kredisi olarak yazar. Biz de çocuklarımıza ve torunlarımıza dolar borç bırakmış oluruz. Yani TC’ye borcumuzun dolar olmasında milli bir hassasiyet yokken insanımızın maaş ve ücretlerini Euro’ya endekslemede nasıl bir milli hassasiyet olabilir anlamakta güçlük çekiyoruz. Peki Euro’yu nerden bulacağız gibi abuk sorular da geliyor. Ödemelerimizi Euro dolar veya TL cinsinden yapmayı engelleyen bir şey yok ki. Kasanızda hangi para cinsinden varsa o para cinsinden ödeme yapacaksınız. Kaldı ki bankalardaki mevduatın çoğu da artık döviz cinsinden değil midir? Ödemeyi stabil para birimine endekslemek ile o para cinsinden ödeme yapmak arasında fark vardır. Doğru uygulanan bir eşel-mobil sistemi ile ödenen maaş ve ücretler ile Euro’ya endeksli ödenen maaş ve ücretler arasında bir fark yoktur. Ama maksat enflasyon rakamları ile oynayıp insanımızı fakirleştirmekse o başka bir tartışma konusudur. Kamudaki maaşlarda yaşanan anomalilikler ve eşitsizlikleri bu yönde gidermek mümkün değildir. Onun için cesaretle uçuk rakamlara ulaşan ödenekler ve kamuda yaşanan diğer savurganlıklara bir düzenleme getirilebilir. Bu yönde en alt ve orta basamaklardaki insanların hayat standartları daha adil bir düzeye çekilebilir. Şimdi acil olan konu bir an önce siyasi irade ortaya koyup herhangi bir ekonomik programı ve bütçeyi gerçek anlamda uygulamaya koyabilmek için ekonomik göstergeleri ve piyasayı stabil ve ölçülebilir duruma getirmektir.

Girne Belediyesi