KIBRIS ÇÖZÜM SÜRECİNDEKİ ÇIKMAZIN AŞILMASI VE DOĞU AKDENİZ’DE GEREKLİ OLAN BARIŞ, İSTİKRAR VE GÜVENLİĞİN SAĞLANMASI

Kıbrıs, İsrail ve Mısır sularında son yıllarda keşfedilen hidrokarbon kaynakları Doğu Akdeniz’i uluslararası enerji sektörü ve jeopolitik ilişkilerin odak noktalarından birisi haline getirmiştir. Burada yaşanmakta olan gelişmelerin, Kıbrıslı toplumlar arası siyasi sorunu ve bölgesel dinamikleri de önemli ölçüde değiştirme potansiyeli olduğu bilinmektedir. Kıbrıs’ta devam eden siyasi sorun, Türkiye’nin kıta sahanlığı ile deniz yetki alanlarına olan yansımalarıyla birleşince, bölgede devam eden gerginliği tırmandırmakta ve bölgesel işbirliğinin başlaması için gerekli olan yatırımları olumsuz etkilemektedir.

Haziran 2017’de başarısızlıkla sonuçlanan Crans-Montana konferansından bu yana devam eden Kıbrıs çözüm sürecindeki çıkmazın aşılması halinde, Doğu Akdeniz sadece enerji transferinde önemli bir kavşak olmakla kalmayacak, aynı zamanda Kıbrıs bu enerji merkezinin çekirdeği konumuna dönüşecek, böylelikle bölgede özlenen siyasi istikrar, güvenlik ve refah sağlanabilecektir.

Doğu Akdeniz’de keşfedilen enerji kaynakları bağlamında oluşturulabilecek bölgesel enerji denklemi, Kıbrıs sorunu kaynaklı sebepler nedeniyle potansiyeline erişememekte, hatta engellenmektedir. Enerji kaynaklarının paylaşımı ile ilgili anlaşmazlıklar taraflar arasında var olan sorunları daha da derinleştirebileceği gibi, BM zemininde karşılıklı kabul edilebilir bir siyasi uzlaşı için önemli bir teşvik unsuru da olabilir.

Ada’nın her iki tarafında devam eden ve çözüm sürecindeki çıkmazın sadece devamına hizmet eden kışkırtıcı açıklamaların oluşturduğu mevcut koşullarda, her iki gelişmenin de aynı anda yaşanması en yüksek olasılıktır.

Genelde küresel enerji trendleri, özelde ise Türkiye’nin dış bağımlılığını asgariye indirecek olan doğal gaz, ayrıca bölgesel istikrar ve güvenlik ihtiyaçları, Kıbrıs’ta siyasi eşitliğe dayalı federal çözüm için ne güçte bir teşvik unsuru olacağını belirleyecektir.

Doğu Akdeniz’de keşfedilen yeni enerji kaynakları, aralarında siyasi sorunlar bulunan en az yedi farklı ülkeyi ilgilendirmektedir. Bu ülkeler arasındaki ilişkiler, bölgesel barış̧ ve istikrarın sürdürülebilirliği açısından çok önemlidir. Yapılan yatırımların ticari akla uygun sonuç verebilmesi için güvenli bir bölgesel ilişkiler ortamına ihtiyaç duyulduğu kesindir.

Bölgede enerji kaynaklarının paylaşımı konusunda aktörlerden birinin elde edeceği çıkar, diğeri için bir kayıp pahasına olamaz! Aksine, mutlak ortak kazanım modeline dayalı olmalıdır. Bunun sağlanması halinde, Türkiye-Yunanistan, Kıbrıs Türk ve Rum Toplumları, ve Türkiye-İsrail arasında devam eden birçok siyasi sorunun çözümüne dair olumlu etkileri olacağı aşikardır. Bölge ülkeleri arasındaki sorunların kapsamlı olarak çözülmesi, karşılıklı menfaate dayalı işbirliğinin artmasına ve bulunacak çözümlerin kalıcılaştırılmasına katkı sağlayacaktır. Bölgede geliştirilecek jeoekonomik ilişkiler, ülkeler arası karşılıklı bağımlılığı artıracak ve bu durum barış̧ ve istikrar ortamının yaşayabilirliğini sağlayacaktır.

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de hakkaniyet ve orantılılık prensiplerine dayalı olarak deniz yetki alanlarını netleştirebilmesinin önündeki en büyük engel Kıbrıs sorunudur. 2004 Annan Planından bu yana Kıbrıslı Rum liderlerin siyasi eşitlikle ilgili gerekli olan iradeyi ortaya koymamaları, benzer bir şekilde Crans-Montana sonrasında Türk tarafının BM Güvenlik Konseyi kararlarının oluşturduğu iki bölgeli, iki toplumlu ve siyasi eşitliğe dayalı federal çözüm zeminini terk etmesi, sorunu göz ardı etmek anlamına gelmektedir. Bunun da mevcut anlaşmazlıkları ve sorunları daha da karmaşık bir hale getireceği kesindir. Hukuki açıdan netlik kazanmamış olan deniz yetki alanlarında tehlikeli bir boyuta varan gerginlik, bunun doğal sonuçlarından sadece bir tanesidir.

Doğu Akdeniz’deki paylaşım sorunu sadece hukuki bir mesele değildir. Konunun siyasi, ekonomik ve güvenlik boyutları vardır. Teknik ve ticari bakış açılarından, Doğu Akdeniz’de çıkarılacak gazın tüketim pazarlarına ulaştırılmasında en uygun yolun, kapsamlı çözümü takiben Kıbrıs üzerinden Türkiye’ye aktarılması olduğu da ilgili tüm taraflarca bilinmektedir.

Yukarıdaki gerçekler doğrultusunda, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları ve müzakere parametrelerine bağlı kalarak Kıbrıslı Toplumlar ve Türkiye’nin beklentilerini, ihtiyaçlarını ve çıkarlarını karşılayabilecek dengeli bir uzlaşı için eş zamanlı olarak ortaya konması gereken siyasi iradenin oluşturulması şarttır.

Siyasi irade eksikliği, AB üyeliğinin tek taraflı olarak Kıbrıslı Rumlara sağladığı malum rahatlık ve eşitliğe dayalı federal ortaklığa ilişkin isteksizliğin yanı sıra iki toplum arasında devam eden güvensizliğin bir sonucudur. Bu gerçekler ışığında, yaşayabilir ve işlevsel bir federal ortaklığa ulaşabilmek için öncelikle uzun yıllar boyunca bölünmüşlüğü besleyen korku ve güvensizliği ortadan kaldırmak gerekmektedir. Bu doğrultuda, sorunun yol açtığı bedellerin hafifletilmesi ve tarafların acil olan ihtiyaçlarının karşılanması etkili kaldıraçlar olacaklardır.

Barış tesisi süreçlerinde tipik olan tüm bunlar, federasyon zeminine bağlı fakat yönteme dair yeni ve farklı bir EVRİMSEL yaklaşımla mümkündür. Böylesi bir yöntem, bir çerçeve anlaşması tahtında yüksek etki gücüne sahip birtakım Güven Artırıcı Önlemlerin (GAÖ) uygulanacağı, tüm tarafların federal çözüm hakkında objektif olarak bilgilendirileceği ve hazırlandırılacağı, takvimli bir yol haritası içermelidir.

Söz konusu GAÖ’lerin amacı, yıllar boyunca Kıbrıs sorununun çözümüne engel olan siyasi irade eksikliğinin temel nedenleri olan yukarıdaki unsurları hafifletmek, hatta ortadan kaldırmak; ayrıca kapsamlı çözümün getireceği kazanımları tüm taraflara yaşatarak, kalıcı barış, istikrar, güvenlik ve refah için bu geri dönülmez yolun sonunda ortaya çıkacak kapsamlı çözüm planına onay vermelerini teşvik etmek olacaktır.

Doğu Akdeniz’de keşfedilen enerji kaynakları, bölgesel işbirliği ve enerji güvenliğinin sağlanması açısından, önümüzdeki dönemin güncel kritik konuları arasında üst sıralardaki yerini koruyacaktır. Tüm bu veriler ışığında bir değerlendirme yapıldığında, özellikle Türkiye-İsrail-Kıbrıs arasında enerji konusunda oluşturulacak bir proje ortaklığının bölgedeki barış, güvenlik ve istikrara önemli katkılar sağlayacağı kesindir.

Girne Belediyesi

KTAMS

İmzala