Ai Weiwei: En önemli sanatım, duruşum ve yaşam biçimim…

Uluslararası Af Örgütü tarafından 2015 Vicdan Büyükelçisi Ödülü ve İnsan Hakları Vakfı tarafından 2012 Václav Havel Yaratıcı Muhalefet Ödülü’ne layık görülen Ai Weiwei ile çok özel bir röportaj...

TVPLUS

Çeviri: Tijen Erol/Bugün Kıbrıs –
Aktivist sanatçı Ai Weiwei’nin haksızlığa karşı mücadelesi kanından geliyor. Çalışmaları nedeniyle ailesiyle birlikte sürgüne gönderilen ünlü şair AI Qing’in oğlu olarak doğdu. Pekin’e ancak Mao öldüğünde yaklaşık 20 yıl sonra dönebildiler ve çok geçmeden Weiwei’nin adı sanat çevrelerinde duyulmaya başlandı. O zaman bile çalışmaları doğası gereği politikti. Genç sanatçı demokratik yürüyüşlere ve mitinglere katıldı. Weiwei 1981’de 11 yıl yaşadığı ABD’ye taşındı. İlk kişisel sergisi 1988’de New York’ta düzenlendi. Ancak birkaç yıl içinde babasının hastalığı nedeniyle Pekin’e dönmek zorunda kaldı. 1999, Venedik Bienali’nde Çin’i temsil etmek üzere davet edilen Weiwei’nin hayatının dönüm noktasıydı. Uluslararası sanat sahnesinde kendini yüksek sesle duyurdu ve çalışmaları büyük ilgi görmeye başladı. Bunu fark eden Çinli yetkililer ilk olarak, Weiwei’nin dünyanın geri kalanıyla iletişimini sınırlamaya çalıştılar. Kişisel blogu hükümet tarafından kapatıldığında, sosyal ağlara taşındı ve açık sözlü ve kışkırtıcı şeyler yazmaya devam etti. Bir sanatçının seyirciyle sürekli bağlantı halinde olması ve “aklınızdan geçenleri ve bunu neden yaptığınızı rapor etmesi” gerektiğine inanıyor. Ancak Weiwei, 2008’deki Sichuan depreminden sonra yetkililerle en ciddi yüzleşmeyle karşı karşıya kaldı. Sanatçı Twitter’ında, hükümeti kötü inşa edilmiş okulların enkazı altında binlerce çocuğun ölümünden sorumlu tutan bir dizi duygusal mesaj yayınladı. Yetkililer skandalı susturmaya çalıştı ve deprem kurbanlarının sayısını yayınlamadı. Sonra Weiwei kendi araştırmasını yürüttü ve toplanan verileri yayınladı. Sanatçı kısa bir süre sonra polis tarafından dövüldü ve beyin kanaması geçirdi. Sonraki yıllarda Weiwei ev hapsine alındı, ülkeyi terk etmesine izin verilmedi, evi ve stüdyosu kamera ve dinleme cihazlarının kontrolü altına alındı, hapse atıldı ve evi yıkıldı. Ancak sanatçı inançlarını değiştirmedi. Sürekli yeni projeler üzerinde çalışıyor, siyasi açıklamalar yapıyor ve insani felaketlere ve krizlere dikkat çekiyor. Ai Weiwei, bir ses bulmaya ve yoksulluk ve baskı altında yaşayanlara görünür olmaya yardımcı oluyor.

Uluslararası Af Örgütü tarafından 2015 Vicdan Büyükelçisi Ödülü ve İnsan Hakları Vakfı tarafından 2012 Václav Havel Yaratıcı Muhalefet Ödülü’ne lâyık görülen Ai Weiwei, 2017’de de Dink Vakfı’nca verilen Uluslararası Hrant Dink Ödülü’ne değer bulunmuştu. Ai Weiwei bu ödülünü, Türkiye’de hakkında açılmış mevcut 143 dava bulunan avukat Eren Keskin’le paylaşmıştı. Ai’nin ilk uzun metrajlı belgeseli Human Flow, 74. Venedik Film Festivali’nde gösterildi. Halen Cambridge ve Berlin’de yaşıyor ve çalışıyor.

Kaleem Aftab, The Talk için yaptığı röportajda, Ai Weiwei ile sanatı, hümanizmi ve asi kişiliği üzerine konuştu.

Bir sanatçı olarak isyan sizin için ne ifade ediyor?

Benim için isyan, yerleşememek demektir. Her zaman rahatsızsınız, ters yöne gitmeye veya başarısız olmaya hazırsınız. Pek çok insan için isyan bir tür ayrıcalıklı durumdur ve hatta bazıları harekete geçme konusunda kendilerini bir üstünlük konumuna yerleştirdiğini düşünür. Bence isyan, bir insanın sahip olabileceği minimum zihin durumudur.

Öyleyse kendine asi mi diyorsun?

Evet. Bence herkes öyledir.

Doğru, ama herkesin isyan duygusu onları ev hapsine düşürmedi.

Artık özgür biriyim, ne yapacağıma ben karar verebilirim. Her saniye gözaltında olduğunuzda, yetkililer size her saniye özgür olmadığınızı söylemeye çalışıyor. Açıkça söylüyorlar bunu. Siz aslında fiziksel gözetim altındasınız, sizi her yerde takip ediyorlar ve sizi kendi kontrollerinden asla uzak olmadığınıza inandırmak için kendilerini fiziksel olarak göstermeye çalışıyorlar. Bu psikolojik olarak çok kötü. Hayatınız üzerinde sahip oldukları bu tür bir gücün kurbanı oluyorsunuz. Size her şeyi yapabilirler. Sürekli olarak savunmasız olduğunuzu, incinebileceğinizi ve ailenizin ve arkadaşlarınızın da zarar görebileceğini hissediyorsunuz.

“Hayatta kaldığımı değil, hayatımın devam ettiğini söylerim. Konuşmak için elimden gelen her şeyi yapıyorum ve hümanizmimi koruduğumdan emin oluyorum.”

Sanatçı olmanın bu savunmasız duyguların buna değer olduğunu hissettiren bir yanı var mı?

Sanatçı olmak, çok sert insani koşullarını içerebilecek durumlarla uğraştığınız anlamına gelir. Kendi dilimi veya becerilerimi ve hatta belirli bir tür bilgeliğini başarıyla geliştirerek üstesinden gelebileceğim bir konumda bulunduğum için şanslıyım. Ancak bu durumda olan insanların yüzde 99’unun o kadar şanslı olmadığını, gücün sizi ezmek için tasarladığını söyleyebilirim. Başarılı olacaklarından emin oluyorlar ve bu koşullar altında neredeyse hiç kimse hayatta kalamıyor- çünkü biz insanız. Bu insanlık dışılık, insanlığı yok etmek için çok akıllıca tasarlanmıştır.

Hayatta kaldığını söyleyebilir misin?

Hayatta kaldığımı değil, hayatımın devam ettiğini söylerim. Konuşmak için elimden gelen her şeyi yapıyorum ve hümanizmimi koruduğumdan emin oluyorum. Çabalıyorum ve iletişim kurmak için bir dil oluşturmaya çalışıyorum ve bunu yapabildiğim sürece hayata devam ediyorum.

Bu hayatta kalma yolculuğuna sanat yardımcı oldu mu?

Açıkçası, sanatımda bu psikolojik terapi unsuru var. Kim olduğumun farkına varmak benim için bir oyun. Sık sık kim olduğumuzu bildiğimizi söyleriz ama ben öyle düşünmüyorum. Sadece onu keşfederek biliyoruz, bu yüzden her zaman bilmediğimiz bir şeyler vardır ve bu bizim malımız haline geliyor. İnsan bilincinin ve farkındalığının ancak mücadele ile keşfedilebileceğine inanıyorum. Bu mücadele olmadan yaşamın bir mucize olma olasılığından vazgeçiyoruz.

Ancak ortalama bir izleyici, sizi dünyanın her yerinde sergiler düzenleyen dünyaca ünlü bir sanatçı olarak görüyor – mücadelenizi tanımıyor olabilirler.

Hmmm, bir mücadele aynı zamanda içsel bir mücadele de olabilir. Birinin kalbinde veya zihninde neyin derin olduğunu ilk elden kimse bilemez. Birinin kalbindeki derin acıyı nasıl ölçeriz? Bunu ölçmek çok zor. Her mücadele kendiniz için bir mücadeledir, diğer insanların bunu anlamasından sorumlu değilsiniz.

Sam Rockwell, hayatın mücadeleyle ilgili olduğunu, her zaman mutlu olmamamız gerektiğini söyledi. Benzer şekilde hüsrana uğramış bir bakış açınız olduğunu söyleyebilir misiniz?

Hayır, yaşam için son derece minnettarım. Sanırım her saniye bir mucize. Biliyorsunuz, buraya oturmadan önceki saniye, kiminle konuşacağımı ve ne tür sorular olacağını bilmiyordum… Cevapları önceden bilmiyorum; her şey gerçekten sohbetle gelişiyor. Bu tür saf insan teması için çok minnettarım.

Teknoloji ve sosyal medya gibi şeylerin, insanlara aslında birbirleriyle bu kadar saf şekilde olmayı unutturduğunu mu düşünüyorsunuz?

Ben öyle düşünüyorum. Instagram’a sıfırdan başladım. Ben kendim sıfırdan başladım. Hiç bir bilgisayara dokunmamıştım ve nasıl yazacağımı bilmiyordum. Çin’deki belirli sunucular üzerinden nasıl iletişim kuracağımı öğrendim ve bağlantı kurmanın önemli olduğunu anladım. Ama gerçekliğimizden neden vazgeçtiğimizi de bilmiyorum. Bence sohbet etmek daha önemli. Bence bu, insanlık durumumuzun en güçlü niteliğini gerçekten fark ettiğimiz zamandır. Ve ben bunu, arkadaşlarla ve ayrıca düşmanlarla akşam yemeği yemeyi seviyorum- sonuçta hepimiz yemek yeriz.

“Ben kendim de sanatçı olmaya asla karar vermedim. Bazı insanlar bana sadece sanatçı dendi ve bunun sanat olduğunu söylemek daha kolay. “

Bu tür bir iletişimi geliştirmeye nasıl yardımcı oluyorsunuz?

Kültür konuşmaları yapmayı seviyorum. Galerilerde eserlerimi sunmayı ve insanların benimle film, politika veya kültür hakkında konuşmasını seviyorum. Ama bir sanatçı olarak bazen bana bu çizgi, bu soyut doku, bu ışıklandırma veya başka bir resimle nasıl ilişkili olduğu soruluyor ve cevabı gerçekten bilmiyorum! Böyle hissetmekten hoşlanmıyorum.

Sanatınızı açıklamak için doğru kelimeleri bulmak zor olabilir.

Kendim de sanatçı olmaya asla karar vermedim. Bazı insanlar tarafından bana sanatçı dendi ve bunun sanat olduğunu söylemek de daha kolay. Tabii ki insanlar bana sanatçı ya da aktivist dediklerinde- ya da şimdi bana daha fazla isim verdiklerinde- mutlu oluyorum. Mülteci kriziyle ilgili iki film yaptım ve yakında üçüncü bir film yayınlayacağız. Birkaç yıl önce, ne kadar kötü olabileceğimi görmek için müzik yapmayı bile denedim. Gerçekten kötü olduğumu öğrendim! Ama aynı zamanda, eğer ben bile müzik yapabilirsem herkesin müzik yapabileceğini kanıtlamak istedim. Ve muhtemelen daha iyi yapabilirler!

Pek iyi olamayabileceğiniz şeyleri denemek önemli mi?

Sadece bir şey yapmanın önemli olduğunu düşünüyorum. Bildiğinizi sanıyorsunuz ama bilmiyorsunuz, bu yüzden bu küçük hareketleri yaparak kim olduğunuzu anlıyorsunuz.

Kaynak: https://the-talks.com/interview/ai-weiwei/

Girne Belediyesi