Bir Neslin Bir İktidarla Yıkımı

Bu yönetimin sadece eğitimi yönetmek konusundaki acizliğini gelin bazı rakamlara bakarak değerlendirelim.

Özel ve kamu dahil olmak üzere, okul öncesi ve özel eğitim öğretmenleriyle birlikte İlköğretimde toplam 2 bin 495 öğretmen var!

Ortaokul, lise ve meslek liseleri dahil, Ortaeğitimde toplam 2 bin 979 öğretmen var!

Kamu ve özelde görevde olan toplam öğretmen sayısı 5 bin 474!!!

Yine bütün okul yöneticilerini de bu rakama eklersek, eğitimde görev yapan toplam öğretmen sayısı, müdürler ve müdür muavinleriyle birlikte 5 bin 864!!!

Türkiye adaya son olarak 20 bin aşı gönderdi.

Bu aşıların 8 bininin ikinci dozunu bekleyenlere yapıldığı biliniyor.

Geriye kalan 12 bin aşının kime, ne zaman, hangi şartlarla yapıldığı meçhul.

Bugüne kadar gelen aşıların hangi kriterlerle yapıldığı da meçhul.

Ama gelen bu aşılardan Yakın Doğu Üniversitesi’nin örneğin bin adet aşı aldığı, birçok yüksek yerde dost olanın kriter gözetmeksizin aşılandığı, bilinen bir gerçek.

Kronik hasta olan, yüksek risk taşıyan ya da daha vahimi, ilk dozunu yapmasına rağmen aşı olmayan çok sayıda insan olduğu da bir gerçek.

Ancak eğer niyet öğretmeni aşılayarak okula göndermekseydi, 12 bin aşıyla iki doz bütün eğitim çalışanlarına aşıları yapılır ve bugün okullar açık olurdu.

Peki öğretmenin eğitime başlaması için sendikanın dediği gibi aşı bir ön kriter olmalı mı?
Bütün dünya ve uzmanlar, bunun böyle olmadığını söylüyor. Dahası yaşanan örneklerle ortaya koyuyor.

Öğretmen sendikaları bu süreçte eğitim ve kayıplarıyla ilgili tek açıklama yapmadı. Tek satır öneri ortaya koymadı.

O yüzden ardı ardına gafları ile gelmiş geçmiş en başarısız Eğitim Bakanı olmaya aday Eğitim Bakanı’nın popülizm yaparak, öğretmene aşı vaadiyle, sendikalar şimdiki tavırlarıyla fırsatçılığın ötesine geçmiyor ne yazık ki…

Bu aşılar adaya gelirken, zaman akıp giderken, sendikalar şimdi eğitimin başlamaması için ortaya koydukları tavrı o zaman ortaya koysa ve bir baskı unsuru olabilse, durum daha farklı olabilirdi.

Ben öğretmenin aşılanmasına gerek yoktur demiyorum. Ataması bile yüzkarası olan Sağlık Bakanı’nın haddini aşan gafı gibi, öğretmenin devlet kasasına gelir getirmediğini ise hiç düşünmüyorum. En hafif tabiriyle hadsizlik olan bu açıklama bütün kabinenin bu meslek grubuna karşı ayıbıdır ve bütün kabine adına özür dilenmesi gerekiyor diye düşünüyorum.

Ama kabine içindeki bilek güreşi, ne yazık ki koca bir neslin hayatını etkiliyor.

Sendikalar, bugüne kadar devlet okullarında imkansızlıklar nedeniyle sürdürülemeyen online eğitimin daha verimli geçmesi için de keşke bir tavır ortaya koysaydı.

Evinde bütün pandemi sürecinde özel ders vermeye devam aşısız öğretmenler konusunda da keşke daha samimi olabilseydi.

Öğretmen sendikaları toplum nezdinde oldukça yıpranmış olan itibarlarını bu samimiyetsiz ve fırsatçı tavırlarıyla daha da tırmandırıyorlar.

O yüzden umarım bu tavır bir an önce son bulur ve zaten bu süreçte psikolojik olarak da yıpranmış öğretmeni manipüle etmekten vazgeçip, okulların açılıp kayıpların giderilmesi için bir tavır ortaya konulabilir.

Maalesef, değerlerini yitirmiş, demokrasiden vazgeçmiş toplumlarda, sivil toplum da, muhalefet de, yönetenler de yıkımların ortak mimarları oluyor.

Tabii ki, işlerin buraya kadar tırmanmasına sosyal medyada kalemşörlük yapmanın ötesine geçemeyen toplumun her bireyi de öyle…

KTAMS

İmzala