Fransa, Belçika derken Sırbistan: Sokaktan İktidara!
Dünyada son yıllarda radikal sağın, otoriter yönetim anlayışının, ırkçılığın ve yabancı düşmanlığının yükselişini izliyoruz. Ekonomik eşitsizlikler derinleşirken demokratik kurumlar zayıflıyor, kamu hizmetleri geriliyor, siyaset giderek dar bir ekonomik ve siyasi elitin kontrolüne giriyor. Geleneksel sol partiler ise bu gelişmelere karşı güçlü bir alternatif oluşturmakta zorlanıyor.
Ancak Avrupa’dan ve ABD’den gelen haberler, bu gidişata karşı yeni bir toplumsal muhalefetin güçlendiğini gösteriyor. Sırbistan’da yaşanan gelişme ise bu hareketlerin nereye varabileceğine ilişkin önemli bir örnek sunuyor.
Fransa’da öğrencilerin eğitim koşullarına karşı başlattığı protestolar, yüz binlerce kişinin katıldığı gösterilere dönüştü. Öğrencilere öğretmenler, sendikalar ve hayat pahalılığından bunalan yurttaşlar katıldı. Gelir adaletsizliği, sosyal haklar ve kamu hizmetlerinin geleceği de tartışılıyor.
Belçika’da kemer sıkma politikalarına karşı sendikalar, öğrenciler ve sivil toplum örgütleri birlikte hareket ediyor. Sendikaların kasım ayındaki büyük gösteriye çevre ve kadın örgütlerini, gençleri ve yoksullukla mücadele kuruluşlarını da davet etmesi dikkat çekici. ABD’de de Trump yönetiminin politikalarına karşı düzenlenen No Kings gösterileri geniş toplumsal katılım sağladı.
Fakat bu gelişmeler arasında Sırbistan özel bir önem taşıyor.
Kasım 2024’te Novi Sad tren istasyonunda 16 kişinin ölümüne neden olan çökme olayı, yolsuzluk ve hesap verebilirlik talepleriyle büyük bir öğrenci hareketini doğurdu. Öğrenciler üniversitelerde demokratik toplantılar düzenleyerek örgütlendiler. Zamanla akademisyenleri, çalışanları ve farklı siyasi görüşlerden yurttaşları bir araya getirdiler.
Daha önemlisi, protesto etmekle yetinmediler. Kendi adaylarını belirleyerek bir seçim listesi oluşturdular ve siyasi bir alternatif yarattılar.
25 Ekim’de tarihî bir gelişme yaşandı. Ülkeyi uzun yıllardır yöneten Aleksandar Vučić seçim yenilgisini kabul etti. İlk sonuçlar, öğrenci hareketinin desteklediği listenin parlamentoda çoğunluğu elde edebileceğini gösteriyor.
Sokaklarda başlayan bir öğrenci hareketi, demokratik seçimler yoluyla iktidarı devralmanın eşiğine geldi.
Peki, Sırbistan deneyimi bize ne anlatıyor?
Geleneksel siyasi partilerin toplumun beklentilerini karşılayamadığı koşullarda, örgütlü sivil toplumun yeni bir siyasi alternatif yaratabileceğini gösteriyor.
Ancak burada daha önemli bir soru var: İktidarı değiştirmek, daha demokratik ve eşitlikçi bir düzen kurmak anlamına geliyor mu?
Sırbistan’daki hareket farklı ideolojik görüşleri yolsuzluk ve otoriterliğe karşı birleştirdi. Fakat bu birlikteliğin gelir dağılımı, ekonomik eşitlik ve sosyal politikalar konusunda ortak bir programa dönüşüp dönüşmeyeceği henüz belirsiz.
Belki de 21. yüzyılın ilerici dönüşümü, yalnızca yeni bir siyasi partinin iktidara gelmesinden değil, örgütlü toplumun siyasi ve ekonomik kararları sürekli denetleyebileceği demokratik kurumların geliştirilmesinden geçiyor.
Peki, bütün bunlar 6 Aralık’ta seçime gidecek Kıbrıslı Türkler için ne ifade ediyor?
Kıbrıs’ın kuzeyinde de yolsuzluk, kayırmacılık, hayat pahalılığı, eğitim ve sağlık hizmetlerindeki sorunlar karşısında ciddi toplumsal hoşnutsuzluk var. Sendikalar, meslek örgütleri ve sivil toplum kuruluşları çeşitli talepler dile getiriyor.
Ancak siyasi partilerin bu taleplerle ilişkisi ve bunları nasıl gerçekleştirecekleri yeterince tartışılmıyor.
6 Aralık seçimleri bu bakımdan önemli bir fırsat. Partiler arasında yalnızca kimin daha fazla değişim vaat ettiğine değil, toplumsal taleplere ne ölçüde karşılık verdiklerine, geçmişte ne yaptıklarına ve mevcut yönetim anlayışından nasıl farklılaşmayı önerdiklerine de bakılabilir.
Yolsuzlukla mücadele için hangi denetim mekanizmalarını kuracaklar? Kamu kaynaklarının şeffaf kullanımını nasıl sağlayacaklar? Eğitim, sağlık ve gelir adaletsizliği sorunlarını hangi somut politikalarla ele alacaklar? Sendikaları ve bağımsız sivil toplum örgütlerini karar süreçlerine nasıl katacaklar?
Asıl sınav, partilerin yalnızca mevcut yönetimi eleştirmesi değil, ondan hangi politikalarla ve hangi yönetim anlayışıyla farklılaşacaklarını ortaya koyabilmesidir.
Seçmenler açısından da vaatlerle geçmiş performansın, söylemlerle uygulanabilir programların karşılaştırılması önem taşıyor.
Sırbistan’ın bize hatırlattığı gerçek şu: Toplumsal muhalefet siyasi değişim yaratabilir. Fakat bu değişimin kalıcı ve eşitlikçi bir düzene dönüşmesi, seçimlerden sonra kurulacak demokratik kurumlara bağlıdır.
Çünkü mesele yalnızca iktidarın el değiştirmesi değil, iktidarın toplumla ilişkisinin değişmesidir.

















