Hayat pahalılığı bir arıza değil, sistemin çalışma biçimi. İnsanlar yoksullaşmıyor, aşağıya çekiliyor. Enflasyona karşı maaş artışları kaldırılıyor.Bu bir hesap düzeltmesi değil, yoksulluğu kalıcı kılma iradesi. Açlığı yönetiyorlar, itirazı susturuyorlar. Öğretmenler ve kamu emekçileri iş bırakıyor. Makine çalışmıyor. Gürültü var, tekrar var, ama hayat yok.
“Sınavlar ne olacak?” diyenler, zemini çöken bir binada duvar boyasının derdine düşenler gibi. Bugün verilen duraklama, zeminin tamamen çökmesini engelliyor. Ders anlatılmayan günler, geleceğin susmaması için açılmış bir aralık.
Sokakta biriken öfke tek bir yasaya yönelmiyor. Çürüğün kaynağına yöneliyor. Herkes aynı şeyi görüyor. Sahte diplomalarla yükselen unvanlar, rüşvetle örülmüş ağlar, yolsuzlukla büyütülmüş yapılar… İstisna değil, düzenin dili.
Polisin copu sadece bir müdahale değil. Biber gazı, tazyikli su, gözaltılar güç değil, çözülmenin araçları. Kendi yurttaşını susturmak zorunda kalan bir iktidar, kendi hikayesini kaybediyor.
Kürsüdeki gülüş, dudakların kenarında beliren o gevşek kıvrım artık hiçbir şeyi örtmüyor. O pişkin ifade, iktidarın halkı ciddiye almadığını, duyup önemsemediğini gösteriyor. Tam o anda bir şey kopuyor. Temsil sona eriyor, geriye sadece tahakküm kalıyor.
Yukarıda yük hafifliyor, aşağıda hayat ağırlaşıyor. Vergi hafifliyor, ayrıcalık büyüyor. Halkın omzuna daha fazla yük biniyor. Bu bir hata değil, bilinçli bir yönelim. Kim ayakta kalacak, kim ezilecek, çoktan seçilmiş.
Çürüme ilerliyor. Yüzey yetmiyor. Örtü yetmiyor. Söz yetmiyor…Bu düzen konuşmayı bırakıyor, geriye sadece direnenlerin sesi kalıyor.
Eti geçti, duydunuz mu? Bıçak kemikte.
