Bugün Kıbrıs
Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu’nda hayat pahalılığına ilişkin yasa tasarılarının görüşülmesi sırasında söz alan CTP milletvekili Doğuş Derya, Maliye Bakanı Özdemir Berova ve hükümeti çok sert sözlerle eleştirdi. Hükümetin haftalardır yöneltilen soruların hiçbirine yanıt vermediğini söyleyen Derya, ne kadar tasarruf hedeflendiği, ne kadar kaynak yaratılmasının planlandığı ve bu kaynakların nerelerde kullanılacağı gibi temel soruların yanıtsız bırakıldığını belirtti. Derya, hükümetin sürekli “öngörülemezlik” söylemine sığındığını, ancak bunun gerçekte kötü yönetimin ve öngörüsüzlüğün üzerini örtme çabası olduğunu ifade etti.
Derya, konuşmasının başında hükümete şu sözlerle yüklendi:
“Savaşı bahane ederek memleketi savaş alanına çeviren enteresan bir hükümetsiniz Sayın Özdemir Berova. Hükümet dediğin belli konuları idare edebilme yeteneğine sahip, planlamasını yapan, verilere dayalı siyaset üreten, hele de ekonomik konular söz konusuysa sorulan rakamlar nedir gibi sorulara cevap verebilendir. Haftalardır bu meclis kürsüsünden yinelenen soruların hiçbirine sizden cevap alamadık.”
Derya, hükümetin “öngörülemezlik” dediği şeyin aslında kendi öngörüsüzlüğü olduğunu söyleyerek, liyakatsiz atamaların ve kontrolsüz kamu harcamalarının ülkeyi bu noktaya getirdiğini savundu.
OTORİTERLEŞME VE YASAMANIN BAYPAS EDİLMESİ
Derya, eleştirilerini yalnızca ekonomik düzenlemeyle sınırlı tutmadı. 2022’den bu yana yürütmenin, Meclis açıkken defalarca yasa gücünde kararnameye başvurduğunu söyleyen Derya, bunun yasamanın yetkilerini sistematik biçimde baypas etmek anlamına geldiğini kaydetti. Demokrasilerde kuvvetler ayrılığı ilkesine saygı gösterilmesi gerektiğini vurgulayan Derya, hükümetin her türlü hukuksuzluğu ve anayasa ihlalini normalleştirmeye çalıştığını ifade etti.
Derya, bu durumu şöyle anlattı:
“Kademe kademe ülkeyi otokratik bir rejime doğru sürüklemeye çalışma var. Meclis açıkken yasamanın yetkilerini defalarca baypas ederek yasa gücünde kararname çıkarıyorsunuz. Demokrasilerde bu olmaz. Yasama, yürütme, yargı arasındaki ayrılığa saygı duyarsınız. Ama siz bu yasamayı tanımayışınızı normalleştirmeye çalışıyorsunuz. Bizim buna müsaademiz yok.”
Ocak ayı sonunda, savaş henüz ortada yokken maaş düzenlemeleriyle ilgili komite kurulacağının söylendiğini anımsatan Derya, CTP’nin de buna destek verdiğini ancak hükümetin dört ay boyunca bu komiteyi çalıştırmadığını kaydetti. Derya’ya göre hükümet, artık borçlanacak alanı kalmadığı için bu düzenlemeleri apar topar Meclis’e taşıdı ve istifa etme erdemi göstermeden bunu halka dayatmaya girişti.
“BU SADECE BECERİKSİZLİK DEĞİL, İDEOLOJİK TERCİHTİR”
Derya, hükümetin politikasını yalnızca iş bilmezlik ya da beceriksizlik olarak görmediğini, bunun açık bir ideolojik tercih olduğunu söyledi. Emekçiye, dar gelirliye ve sosyal yardıma muhtaç kesimlere dönük hiçbir vizyonu olmayan bir yönetim anlayışıyla karşı karşıya olunduğunu belirten Derya, hükümetin kamunun kaynaklarını halk için değil, büyük sermaye grupları için kullandığını savundu.
Derya, hükümetin büyük şirketlere, vergi affı alan çevrelere ve belli çıkar gruplarına kaynak aktardığını ileri sürerek, “Bu ülkede transfer ekonomisi kurarak kamunun olan kaynakları, yani senin benim vergimi, bana hizmet olarak dönmesi gereken paraları ağababalarına transfer ediyorlar” dedi. Emrullah Turanlı’ya aktarıldığını söylediği milyonlarca euroluk kaynakları, Aksa’ya yapılan ödemeleri ve teşvik adı altında sürdürülen aktarımları örnek gösteren Derya, hükümetin kamusal faydayı değil dar bir zümrenin çıkarlarını öncelediğini ifade etti.
“BÜTÇE AÇIĞINI EMEKÇİDEN YONTARAK KAPATMAYA ÇALIŞIYORSUNUZ”
Derya’nın konuşmasının ana eksenlerinden biri, hükümetin yarattığı bütçe açığını emekçilerin sırtına yüklediği yönündeki suçlamaydı. Hayat pahalılığı denilen şeyin herkes için hayatı pahalılaştırdığını, ancak bunun ilk ve en sert etkisinin en dar gelirli, en kırılgan kesimler üzerinde görüldüğünü vurgulayan Derya, hükümetin kendisinden hiçbir fedakârlık yapmadan doğrudan halkın cebine yöneldiğini söyledi.
Derya, bu bölümü şöyle ifade etti:
“Kendinizle ilgili hiçbir kısıtlamaya gitmeden, hiçbir tasarruf önlemi açıklamadan tak diye yoksulluğu memleketin en dezavantajlı gruplarının sırtından yüklemeye çalışıyorsunuz. Çünkü aslında yarattığınız bütçe açığını emekçiden yontarak kapatmaya çalışıyorsunuz. Adı budur.”
Fiyat istikrar fonunun kriz dönemlerinde yurttaşı korumak için devreye sokulması gereken bir araç olduğunu belirten Derya, hükümetin bunu da kendi bütçe açığını kapatmanın aracı haline getirdiğini söyledi. Akaryakıta yapılan zammın yalnızca ulaşım maliyetini değil, akaryakıta dayalı tüm sektörlerin girdi maliyetlerini artırdığını kaydeden Derya, toplu taşımaya ilişkin hiçbir önlem alınmadan bunun yapılmasının halka açıkça “Ben bu açığı sizin cebinizden kapatacağım” demek olduğunu savundu.
KUMARHANELER, BÜYÜK ŞİRKETLER VE TEŞVİKLER
Derya, hükümetin kayıt dışı ekonomiyle mücadele konusunda da hiçbir şey yapmadığını söyledi. Kumarhane sayısının artırıldığını, kumarhanelerin ödediği vergilerde indirime gidildiğini ve buna rağmen bu alana dönük hiçbir ciddi önlem alınmadığını ifade etti. “Kumarhaneler çok yoksul, onlara dokunmak istemediler herhalde” diyerek alaycı bir dille yüklenen Derya, öğretmenlerden, sağlık çalışanlarından ve polislerden kesinti yapmaya çalışan bir anlayışın büyük sermayeye dokunmaktan özenle kaçındığını söyledi.
Benzer şekilde üniversitelere sağlanan teşvikleri de eleştiren Derya, çalışanına doğru dürüst maaş vermeyen, sigortalarını eksik yatıran, sahte diploma dağıtan ve kumarhaneli otellerin paravanı olarak kurulan üniversitelere aktarılan paralara da dokunulmadığını savundu. Bu tercihin siyasi olduğunu belirten Derya, bazı üniversite sahiplerinin siyasi bağlantılarına dikkat çekerek, risk alınmak istenmeyen alanların hep emekçinin dışındaki çevreler olduğunu söyledi.
SAĞLIK, EĞİTİM, ULAŞIM: “SOSYAL DEVLET NAMINA HİÇBİR ŞEY BIRAKMADINIZ”
Derya, hükümetin halkın alım gücünü artıramadığı durumda en azından kamusal hizmetleri ucuzlatması gerektiğini söyleyerek sağlık, eğitim, ulaşım ve sosyal destek alanlarındaki çöküşe dikkat çekti. Devlet hastanelerinin çöktüğünü, insanların özel sağlık hizmetine mecbur kaldığını, bir doktor muayenesi ve temel tetkiklerin bile on binlerce lirayı bulduğunu anlattı.
Derya, bu tabloyu şu sözlerle anlattı:
“Hayatı ucuzlatamıyorsanız, insanların alım gücünü artıramıyorsanız o zaman insanların aldığı kamusal hizmetleri ucuzlatırsınız. Ama siz sağlık hizmetlerini yaygınlaştırmıyorsunuz, ulaşımı ucuzlatmıyorsunuz, eğitimi korumuyorsunuz. Kreş yok, yaşlı bakım evi yok, bakım desteği yok. Emekliyi, yaşlıyı, engelliyi, hastayı kendi kaderiyle baş başa bırakıyorsunuz.”
Derya, gelirleri düşürülen insanların insan haysiyetine yaraşır bir yaşamdan da mahrum bırakıldığını söyleyerek, bunun sosyal devlet anlayışının tümüyle ortadan kaldırılması anlamına geldiğini belirtti.
KIBRIS’IN GÜNEYİ ÖRNEĞİYLE YÜKLENDİ
Derya, aynı coğrafyada yer alan Kıbrıs’ın güneyinde açıklanan destek paketlerine de değinerek hükümetin yaklaşımını bunun üzerinden eleştirdi. Hristodulidis yönetiminin 200 milyon euroyu aşan bir destek paketi açıkladığını, temel gıda ürünlerinde KDV indirimi yaptığını, akaryakıt üzerindeki vergileri düşürdüğünü, açık alan otellerin personeli için destek verdiğini, hayvancıya ve çiftçiye sübvansiyon sağladığını söyledi.
Derya, buna karşılık Kıbrıs’ın kuzeyinde savaşın bahane edilerek yoksulun, üreticinin ve emekçinin cebine el atıldığını belirtti. Bu karşılaştırmayı yaparken, “Tedbir dediğin böyle olur” diyerek hükümetin hiçbir devlet aklı ortaya koyamadığını savundu. Yurttaşın cebine giren paranın yalnızca bireysel refahı değil, piyasadaki dolaşımı ve ekonomik canlılığı da belirlediğini belirten Derya, halkın parasını kısmanın bütün sektörleri dolaylı olarak vurduğunu söyledi.
“LÜBNAN GİBİ YAPIYORSUNUZ MEMLEKETİ”
Derya, ekonomik krizin yalnızca finansal bir kriz olarak görülmemesi gerektiğini de vurguladı. Düzelme beklentisinin sıfırlanmasının aynı zamanda ciddi bir sosyal kriz anlamına geldiğini söyleyen Derya, bunun devletin kepenk indirmesi anlamına geldiğini savundu.
Bu noktada şu ifadeleri kullandı:
“Düzelme beklentisi sıfırlanmaya başladı demek, sen devletin de kepenklerini indiriyorsun demektir. Lübnan gibi yapıyorsunuz memleketi, farkında mısınız? İflas ilan edecek memleket.”
Hükümetin sık sık “aynı gemideyiz” söylemine başvurduğunu hatırlatan Derya, buna da itiraz etti. Toplumun aynı gemide olmadığını, birilerinin filikada ya da sırça köşklerinde olduğunu, bedeli ise herkesin birlikte ödediğini söyledi.
“BU ARTIK SADECE PARA MESELESİ DEĞİL, DEMOKRASİ MESELESİ”
Derya, yaşananların yalnızca hayat pahalılığı ödeneğiyle ilgili olmadığını, ekonomik krizle siyasal krizin iç içe geçirildiğini söyledi. 2022’den bu yana laik ve demokratik eğitim sisteminin tehlikeye sokulduğunu, kamu sağlığının çökertildiğini, ihalesiz yakıt uygulamalarıyla kurumların zarara uğratıldığını, nüfus ve mülkiyet politikalarında büyük bir kontrolsüzlük yaratıldığını, ifade özgürlüğüne dönük saldırıların arttığını belirtti.
Derya, bu nedenle erken seçim talebinin tesadüfi olmadığını vurguladı. “Erkeni de kalmadı artık bunun. Seçim olması lazım” diyen Derya, bu hükümetin artık ülkenin yakasından düşmesi gerektiğini söyledi. Yarattıkları tahribatın bir yılda temizlenemeyeceğini kabul ettiğini ifade eden Derya, buna rağmen halkı bu düzenden kurtarma iradeleri olduğunu ve kendi dönemlerinde sahte diploma, peşkeş, yolsuzluk ve hırsızlık olmayacağının teminatını verebileceklerini söyledi.
TOPLUMSAL GERİLİM, POLİS MÜDAHALESİ VE HÜKÜMETİN HALKTAN KOPUŞU
Derya, Meclis önünde ve çevresinde yaşanan polis müdahalelerine de değinerek, insanların biber gazı yerken içeride oturuma devam edilmesini sert biçimde eleştirdi. Başbakanlıktaki Ünal Üstel’in halktan ve yaşananlardan tümüyle kopmuş bir görüntü verdiğini savunan Derya, dışarıda insanlar dayak yerken içeriden buna “şov” diyen yaklaşımların olduğunu söyledi.
Derya, bu hali “ontolojik deformasyon” olarak niteledi ve hükümetin araya mesafe koyup toplumun ne dediğine bakması gerektiğini söyledi. Mevcut talebin çok açık olduğunu belirten Derya, tasarıların komiteye çekilmesini, tüm paydaşlarla birlikte yeniden görüşülmesini ve toplumsal gerilimin daha fazla artırılmamasını istedi.
“HAZİRAN EN RASYONEL TARİHTİR”
Konuşmasının sonunda erken seçim çağrısını yineleyen Derya, bunun için en uygun tarihin Haziran olduğunu söyledi. Sonrasında bütçe dönemi başlayacağını, belediye seçimlerinin geleceğini ve seçim yorgunu hale gelmiş bir topluma bu yükün daha fazla bindirilemeyeceğini belirtti. Halkın iradesini çok açık biçimde ortaya koyduğunu söyleyen Derya, Meclis’e gelen insanların “Burası benim evimdir” diyerek kendi sözünü zorla duyurduğunu ifade etti.
Derya, demokrasiye gerçekten inanılıyorsa grevlerin yasaklanmaması, yasa gücünde kararnamelerle ülkenin yönetilmemesi, eylem yapan sendikacıların tutuklatılmaması ve halka karşı biber gazı ile cop kullanılmaması gerektiğini söyledi. Meclis’in halkın evi olduğunu vurgulayan Derya, tasarıların komiteye çekilip paydaşlarla konuşulmasının artık ertelenemez bir zorunluluk olduğunu ifade etti.
Konuşmasını Nazım Hikmet’ten söz ederek tamamlayan Derya, hükümete çok sert bir mesaj verdi:
“Bu zorbalık, bu faşizm tutum karşısında mesele esir düşmekte değil teslim olmamakta bütün mesele. Bu kadar kolay bu memleketin her şeyini peşkeşletmenize müsaade etmemek için sabrediyoruz. Böyle ensemizde boza pişiremeyeceksiniz. Yakında da bir kısmınız mahalleye, bir kısmınız mahkemeye gidecek.”
